İnsan Hakları

"Kabahatler Kanunu" nedir, ne değildir?

20 Ekim 2009
Haber: Kaos GL

İstanbul Üniversitesi Ceza ve Usul Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, travesti ve transseksüellere yönelik haksız yere uygulanan “Kabahatler Kanunu”nu MİHA muhabiri Uğur Yıldız'a anlattı.

"Kamuoyunun tartışmasına neden olan bu uygulamada anılan ceza kişilerin sırf travesti veya transseksüel olması nedeniyle veriliyor ise yasa hatalı bir biçimde uygulanıyor demektir."

"Böyle bir durumda da şüphesiz buna karşı kanun yolları açıktır. Hatta kasten bu uygulamanın devam ettirilmesi ihtimalinde yetkililer açısından idari ve cezai yaptırım söz konusu olabilmektedir."

Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüellere (LGBTT) uygulanan Kabahatler Kanunu ne zaman yürürlüğe girdi? Nasıl oluştu?
5326 sayılı Kabahatler Kanunu 30.03.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, modern hukukta kabahat diye adlandırılan suç boyutunda nitelendirilemeyen basit eylemlerin Ceza Kanunu’ndan çıkarılması eğilimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Çünkü önemsiz sayılabilecek toplumsal ihlallerin Ceza Kanunu’nda yer alması çeşitli sakıncalar doğurmaktadır. Söz gelimi bu ihlaller mahkemelerin iş yüklerini aşırı derecede artırmakta, zaman kayıplarına neden olmakta ve Ceza Hukuku’nun sahip olduğu caydırıcılık gücünü ciddi olarak zayıflatmaktadır.

Ayrıca yargılamaya ilişkin maliyetleri de olumsuz yönde etkilemektedir. Daha da önemlisi, bu eylemlerin ceza kanunlarında yer alması kişisel özgürlüklerin ancak zorunlu hallerde kısıtlanabileceği ve ceza hukukunun toplumsal düzeni korumak için son araç olabileceği yönündeki çağdaş düşünce ile de çelişmektedir. İşte, suçlulukla mücadelede sözü edilen bu gerekçeler, kabahatleri suç olmaktan çıkarma eğilimine ve kabahatler kanunun oluşmasına hız kazandırmıştır. 
          
Bu yasanın çerçevesini çizer misiniz? Yasanın içeriği tam olarak nedir? Yasada sizin katkılarınız olduğu söyleniyor.
Bu bağlamda Kanunun yapım sürecine bakıldığında şüphesiz görüşlerime başvurulmuştur. Hatta o tarihte TBMM’de oluşturulan alt komisyonda görev almam için ilgili Bakanlıktan davet gelmiştir. Ne var ki üniversitedeki işlerimin yoğunluğu nedeniyle bu çalışmalara katılamadım. Yine belirtmeliyim ki, TCK’nın hazırlık aşamasında TBB’nin temsilcisi olarak TBMM Adalet Alt Komisyonu’ndaki çalışmalarım sırasında da bu konudaki fikirlerimi meslektaşlarımla paylaşma imkânına sahip oldum.

Hatta Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra getirilen düzenlemeye bakıldığında yazmış olduğum “Kabahatleri Suç Olmaktan Çıkarma Eğilimi ve Düzene Aykırılıklar Hukukunda Yaptırım Rejimi” isimli doktora tezimden faydalanıldığını gördüm. Doğrusunu söylemek gerekirse bu durum beni ziyadesiyle mutlu etmiştir.
   
Bu kanunun amacı nedir?

Kabahatler Kanunu’na genel olarak baktığımızda ilk madde de kanunun amacını görmekteyiz. Buna göre kanunun amacı; genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumaktır. Bu amaçların gerçekleşebilmesi için ise kanunun; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri,  karşılığında uygulanabilecek idari yaptırımların türlerini ve sonuçlarını, karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yollarını, idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasları belirlediği ve çeşitli kabahatleri tanımladığı görülmektedir.

Uygulamada hata veya eksikler görüyor musunuz? Zira LGBTT, polisin kendilerine yönelik keyfi ve haksız uygulamalarda bulunduğunu dile getiriyor. Ayrıca böyle bir durum karşısında yargı yoluna gidilebilir mi?
Öncelikle belirtmek isteriz ki; lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel kişilere polisin doğrudan idari nitelikte para cezası tatbik ediyor olması, Kabahatler Kanunu’na dayanmaktadır. Ancak, kamuoyunda yaşanan tartışmalar, bahsi geçen yaptırımların bu kişilerin tercih ettikleri yaşam tarzından dolayı uygulandığı noktasındadır, en azından böyle bir izlenimin mevcut olduğu görülmektedir.
 
Hemen vurgulayalım ki; lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, veya transseksüel olmak kanunlarımıza göre suç veya kabahat olmadığı gibi, bu kişilerin sıfatından dolayı bazı hizmetlerden yararlandırılmaması bile TCK madde 122’e göre ‘’Ayrımcılık’’ suçunu oluşturmaktadır. Daha açık bir ifadeyle temel yasa kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, özürlülük, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle bazı imkânlardan yararlandırılmamasını cezalandırmaktadır. Kamuoyunda tartışılan olayın TCK’ nın 122. maddesindeki ihtimallerle bir ilgisi olmamakla birlikte yasa koyucunun felsefi açıdan temel tercihinin ne olduğunu anlamak bakımından iyi bir örnektir.

Durum böyle olunca Kabahatler Kanunu’nda yer alan gürültü yapılması veya çevrenin rahatsız edilmesi eylemlerinden ötürü bir kişinin cezalandırılabilmesi için, yasada tanımlanan hareketleri yapmış olması gerekmektedir. Yani yasanın da ifadesiyle başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak şekilde gürültüye neden olmak şarttır. Şayet kamuoyunun tartışmasına neden olan bu uygulamada anılan ceza kişilerin sırf lezbiyen, gey, biseksüel, travesti veya transseksüel olması nedeniyle veriliyor ise yasa hatalı bir biçimde uygulanıyor demektir.

Böyle bir durumda da şüphesiz buna karşı kanun yolları açıktır. Hatta kasten bu uygulamanın devam ettirilmesi ihtimalinde yetkililer açısından idari ve cezai yaptırım söz konusu olabilmektedir. Son olarak şunu da belirtmek isterim ki tereddütlerin giderilmesi bakımından bu tür idari para cezalarında, yaptırım tutanağına eylemin oluş biçimi kısaca yazılmalı ve sevk maddesi de gösterilmelidir.
 
Uğur Yıldız / MİHA