Lezbiyen mi, Queer mi?


Salı, 6 Temmuz, 2010

Amerikalı Akademisyen Kadınlarla Röportaj Dizisi: Eşcinsel Kadın Kimlikleri Üzerine Konuşmalar… 

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de Queer Teori LGBTT hayatına yeni bir soluk getirdi. Butler’ın Cinsiyet Belası adlı kitabıyla “Nasıl bir feminist mücadele?” ve “Nasıl bir kimlik politikası?” sorularını yeniden sormaya başladık. Butler’ın feminizm ve LGBTT dünyası için önemi “kimlik” denen olguyu politik mücadele ekseninde sorgulamasında yatıyor. Queer Teori’nin kimlik politikalarına getirdiği açılım “nasıl bir örgütlenme?” sorusunu gündeme getirmesi açısından kendini Sol siyasette, eşitlikçi ve demokratik mücadele içinde tanımlayan her türlü örgütlenme için elzem. Aynı zamanda, başta Butler olmak üzere Queer Teori’nin kimlik politikası alanında yaptığı açılımı Türkiye yerelliğinde ve LGBTT mücadelesi açısından düşünmek de Türkiye’deki LGBTT kimlik politikaları için kuşkusuz çok önemli.

Kaos GL Dergisi için Queer Teori’nin eşcinsel kadınları ne tür kimlik tanımlamalarına sevk ettiğini, öte yandan, artık sık sık rastladığımız “queer” kimliğin neden “lezbiyen” kimliğine tercih edildiği gibi soruları tartışabilmek amacıyla bu alanda akademik çalışma yürüten arkadaşlarla söyleşeceğim. Bu röportajları yapmak istememin sebebi konuya dair hem kendi sorularımı hem de sizlerin sorularını gündeme getirerek Türkiye’de eşcinsel kadın kimliğini yeniden düşünmeye çalışmak.(1)
 
Şimdi “kimlik politikalarının kesişimleri” ile ilgili doktora çalışması yürüten Heather Rakes’a kulak verelim: (2)
 
Merhaba Heather, bize biraz kendini ve doktora çalışmanı tanıtır mısın?
Felsefe bölümünde doktora öğrencisiyim ve şu anda “cinsiyet ve toplumsal cinsiyet meseleleri” ve “toplumsal cinsiyet felsefeleri” üzerine dersler veriyorum.  
Queer mi lezbiyen mi?” sorusuna yaklaşımın nedir?
İnsanların kendilerini “queer” ya da “lezbiyen” olarak tanımlamaları çevreleriyle kurdukları politik ilişkilenme biçimlerine bağlı. “Lezbiyen” terimi bana “beyaz” eşcinsel kadınları anımsatıyor, bu “beyaz” olmakla sınırlanmış bir şey değil ama bir tür tavrı simgeliyor. Bu tavra Amerika bağlamında örnek olarak kentsel dönüşüm projelerini verebilirim. Mesela Şikago’daki Andersonville mahallesini “lezbiyen mahallesi” olarak tanıtarak, “güvenli” atfedip, soylulaştırıyorlar (gentrification). Bunu yapanlar orada yaşayan konut sahibi zengin beyaz eşcinseller. Kendime kendim gibi olanlarla yaşayabileceğim bir mahalle buldum diyor ama öteki yandan, o mahallede AIDS’li hastalar için bir yaşam alanı kurma projesine de karşı çıkıyor. Dolayısıyla eşcinsel olması yapısal olarak ezilen başka kimlik gruplarını görmezden gelmesini engellemiyor, örneğin fakirleri ve beyaz olmayanları (siyahileri, latinoları ve başka etnik grupları) o mahalleden uzak tutmak için yapılan çeşitli lobi çalışmalarına katılabiliyor. Kısacası, lezbiyen olmak dışında her türlü imtiyaza sahip bir kadınsan ve bir kadınla birlikte olmak istiyorsan kendini lezbiyen olarak tanımlıyorsun, yani lezbiyen olmak senin için temel politik mesele olmuş oluyor .
 
Peki bu genel bir anlayış mı yoksa bu senin şahsi değerlendirmen mi?    
Kendini lezbiyen olarak tanımlayan insanlar benimle aynı fikirde olmayabilir. Ama kanımca bu terimler her zaman tartışmaya açık olmalı. O yüzden bence politik kimliklerin içeriği bu kimlikleri üstlenen gruplara (community) dayanıyor. Queer kimliğinin lezbiyen kimliğine karşıt olarak kurulması kendini konumlandırdığın topluluğa bağlı bir durum ve belli perspektiflerin bu topluluğun alanı içindeki dışavurumları.  
 
Aslında araya girip neden böyle bir soru seçtiğimi açmak istiyorum biraz, böylece söyleşimizi bu yönde sürdürebiliriz. Benim gözlemlediğim kadarıyla Türkiye’de “queer” terimi spesifik bir anlayışa işaret ediyor: “muğlak cinsel kimlik”. Sence bu tanımlama queer terimini tanımlamak için yeterli mi? 
Bu bence “bağlam”a dair bir soru, yani toplumsal pratiklere bağlı bir mesele. “Queer” terimini sevmemin nedenlerinden biri, açık uçlu, sınırlanmamış, belirlenmemiş olması, o yüzden aslında bu terimin anlamını biliyor muyum emin değilim. Muğlak olmasının yanı sıra üzerinde tartışılan bir terim, o yüzden tam anlamıyla tutarlı değil; bunu “eylemlilik” bağlamında söylüyorum çünkü sonuçta eylemlere bağlı olarak değişen bir terim bu. 
 
Sence neden queer terimi insanları bu kadar heyecanlandırdı? Ben neden artık bazı kadınların kendilerini lezbiyenden ziyade queer olarak tanımladıklarını merak ediyorum.   
Foucault the Advocate dergisinde yayınlanan bir söyleşisinde, kimlik politikalarına dair güzel bir çerçeve kurar: kendini bir kimliğe ait hissettiğinde, der, ve bir seçim yapmak zorunda kaldığında ya da farklı toplumsal pratiklerle yüzleştiğin durumlarda, kendine sorarsın: “bu benim kimliğimle bağdaşıyor mu bağdaşmıyor mu?”, eğer bağdaşmıyorsa o şeyi seçmezsin. Queer’in anlamında da böyle bir durum söz konusu. Queer [tekil seçimlere göre belirlenen bir kimlik olduğu sürece] bir kimliğin “değişmezlik” (stability) ihtiyacına yeterince cevap vermiyor olabilir, ama bir taraftan da “queer” bir kimlik. Queer’in bu anti-kimlik pozisyonu biraz da “beyaz-gey-erkek” hakimiyetine tepkisel olarak ortaya çıkmış bir pozisyon. Bu benim doktora tezimde üzerinde durduğum bir nokta. Kimlik üzerine düşündüğün zaman kimliklerin “kesişimliliği” (intersectionality) üzerinde durmak gerek. Irk, cinsiyet, sınıf, sakatlık gibi bir çok kesişme noktasına dikkat etmemiz gerekiyor. Bütün bunlar yapısal olarak önemli çünkü biz kimliklerimizi bu kesişimlerde yaşıyoruz. Bütün insanların kimlikleri kesişimli. Bu yapısal etmenler her zaman birlikte hareket ediyor, bu hem imtiyazlar hem de ezilmişlikler için geçerli.

Bazı insanların kendi kimliklerini “tamamlanmış” ya da geçirgen değilmiş gibi görmelerinin nedeninin imtiyazlar olduğunu biliyoruz. Bence bazı insanlar için “hadi şimdi sabitleşmiş kimliklerden vazgeçelim” demek kolay, çünkü onlar kendi kimliklerini sabit olarak tanımlama imtiyazını elinde bulunduran insanlar. [Kimliklerinin herhangi bir öğesi üzerinden] Ezilmiş insanların farklı ezilmişlikleri de anlayabileceğini düşünüyorsun ama genelde tam tersi oluyor. Mesela bu ülkedeki feminizm tarihine baktığın zaman, beyaz orta sınıf kadınların kendilerini beyaz orta sınıf erkeklerin imtiyazlarından mahrum oldukları için kızgın hissetmeleri [onları siyahi kadınları ezmekten alıkoymuyor]. Ben bunu şöyle düşünüyorum, imtiyazlar her zaman başka insanların haklarının ihlali üzerinden kuruluyor. Halbuki hak kıtlığı (scarcity of rights) gibi bir durum söz konusu değil. Sağ siyasetin toplumsal hareketleri birbirine düşürebilmesinin altında hakların kısıtlı olduğu iddiası var.

Feminizm sorusuna geri dönmek istiyorum, sen sanki queer teriminin ortaya çıkmasını beyaz gey erkeklere karşı geliştirilmiş bir tepkisellik üzerinden açıkladın. Bu anlamda queer kimliği feminist bir kimlik mi? 
Benim için feminizm, her türlü ezilmiş grubun özgürlük mücadelesini ifade ediyor. Kendimden örnek verecek olursam, ben “feminizm”i terk etmedim ama “lezbiyenlik” terimini terk ettim. İnsanlar beni lezbiyen olarak tanımladıklarında kötü bir tepki veriyorum çünkü bunu yapanlar genelde heteroseksüel oluyor ve cahilliklerinden dolayı bu tanımlamayı kullanıyorlar, zaten “queer” kelimesi onlar için bir şey ifade etmiyor.

Sanki insanlar queer teriminin hangi ihtiyaçlarla oluşturulduğunun çok da farkında olmadan bu terimi kullanıyorlar, halbuki bu terim belli bir ihtiyaca cevaben ortaya çıktı ve sanki bu nokta sürekli gözden kaçırılıyor. 
Aslında “queer”in bu anlamda “toplumsal cinsiyet” terimi ile benzerliği var. Toplumsal cinsiyet teriminin ortaya çıkışını düşündüğümüzde, Simone de Beauvoir ve diğer feministler biyolojinin kader olduğu fikrini eleştirdikleri için “cinsiyet” ve “toplumsal cinsiyet” kavramlarını ayrıştırdılar, böylece “toplumsal inşaa” (social construction) denen olgudan bahsedebiliyoruz; yani bir vajinaya sahip olmak seni x yada y yapmıyor [Simone de Beauvoir’ın “kadın doğulmaz, olunur” sözü tam da bunu ifade eder). İnsanlar “queer” terimini kimlik olarak benimsiyorlar ama bunu neden yaptıkları, bunun neye karşı bir tepki olduğu popüler kültürün umrunda değil. Benim kafamı kurcalayan bir başka şey de işin uluslararası boyutu, Amerika’nın ya da Birinci Dünya ülkelerinin feminizmin kaynağı ya da eşcinsel özgürlüğün kaynağı olduğu varsayımı ile mücadele ediyorum.

Amerika’da da eşcinsel hakları yandaşları ve karşıtları meseleyi eşcinsellik doğaldır ya da doğal değildir tartışması çerçevesinde ele alıyorlar. Bu Queer Teori’nin eleştirdiği bir şey. Queer teoriye göre bu bir seçimdir ya da bir seçimler dizisidir; bir başka Queer yaklaşım ise eşcinsellik seçim de değildir kimlik de değildir diyor.
 
Benim “queer” sözcüğüne olan tepkim insanların bu terimi kullanırken bu terimin nasıl bir ihtayaca cevaben doğduğunu farketmemelerinden kaynaklanıyor; terim popülerleştikçe politik içeriği boşaltılıyor , bu nedenle “lezbiyen” terimini feminist vurgusu nedeniyle tercih ediyorum. Feminizmi LGBTT bağlamında önemsememin nedeni de Türkiye’deki LGBTT hareketinde erkek eşcinsellerin kadın eşcinsellere nazaran daha görünür olması. Sence lezbiyen teriminde böyle bir feminist vurgu yok mu?
Bence bu konuda haklısın, lezbiyen teriminin oluşmasının böyle bir tarihi de var. Evet lezbiyenlik 'queer'a nazaran feminizmle daha çok ilişkili. Fakat Amerikan akademisinde durum biraz farklı, “queer” terimi akademideki “beyaz eşcinsel erkekler”e bir tepki olarak gelişmiş bir terim. Queer terimiyle ilgili sevdiğim bir başka şey de, heteroseksüel ilişki yaşayan bazı insanları “queer” olarak tanımlayabilmemi sağlaması. Yani bir taraftan “zorunlu heteroseksüellik” gerçekliğinin farkındasın diğer yandan da eşcinsellik, heteroseksüellik gibi kategorilerin hiçbirinin sabit kategoriler olmadığını görebiliyorsun.    
 
(1)Röportaj sorularının şekillenmesine katkıda bulunmak isteyenler benimle e-posta yoluyla temasa geçebilirler.
(2) Ropörtaj İngilizce’den Türkçe’ye İmge Oranlı tarafından çevrilmiştir.
 
Kaos GL Dergisi / 112, Mayıs-Haziran 2010
Muhabirin önceki yazıları

Yorumlar


Queer Diyorum

Röportajın ilgimi çekmesinin sebebi "queer" ifadesini ele almasıydı çünkü bu benim son zamanlarda, özellikle de İngilizce'nin kullanıldığı platformlarda, kendimi tanımlarken "lezbiyen" sözcüğüne tercih ettiğim bir terim.

Yanlız bendeki sebep bir siyasi çağrışımdan ziyade, bu sözcüğü kendi özgün durumuma daha uygun bulmam.  Çünkü çoğu zaman insanların önceden hesaplanmamış, programlanmamış, spontan, dolaysız ve özgün deneyimleri 3-5 yaygın kelimenin bilindik çağrışımlarından çok daha karmaşık oluyor.

Benim "lezbiyen, biseksüel, heteroseksüel" ifadeleriyle şöyle bir sorunum var.  Bunların hepsi sadece iki tür insan olduğu varsayımına dayanıyor - erkek ve kadın.  Ama bu dünyada çift cinsiyetli ve trans insanlar, ve sadece bu kişileri tercih eden, onlarla olmak isteyen insanlar da var.  Bu yüzden "queer" kelimesini tercih ediyorum ben.  Röportaj da da değinilen muğlaklıktan dolayı.

kaosgl.org LGBT Kültür & Yaşam ve Haber Portalı Syndicate content
Haklarımız Askerlik Çalışma Hayatı Aile Eğitim Kültür&Sanat Medya Sağlık Yaşam
Web sayfası ile ilgili teknik sorunlar, yorum ve eleştirileriniz için web@kaosgl.org
Kaos GL Derneği'nin resmi web sayfasıdır. İçerik, kaynak gösterildiği sürece kısmen kopyalanabilir, çoğaltılabilir, yaygınlaştırılabilir
kaos gl dergi iletişim

Eşcinsellerin Kurtuluşu Heteroseksüelleri de Özgürleştirecektir

Yazarlar

en çok okunanlar