“İnkâr düzeni değişmedikçe homofobiyi aşmak çok zor”
Erkan Alçam
Fatih Altaylı, açık sözlü, sivri dilli, kendinden emin, samimi ve bir o kadar da soru işaretli… Sözleri ve yazılarıyla gündemden düşmeyen Altaylı, Kaos GL’ye özel olarak eşcinsellik, medya ve siyaset konuları altında; transeksüel olarak doğsaydı şu anda ne durumda olacağından, Lambdaistanbul’un kapatılma kararına; medya kaos’undaki ayrımcı dilden, AKP ve CHP politikalarına kadar uzanan açıklamalarda bulundu. Muhabirimiz Erkan Alçam’ın söyleşisiyle Fatih Altaylı’dan bugüne kadar hiçbir yerde duymadıklarınız.
Fatih Altaylı deyince akla ilk olarak açık sözlü, baskın bir karakter ve agresif bir kişilik geliyor… Hep böyle miydiniz, yoksa gazeteci olunca mı değiştiniz?
Birincisi agresif değilim. Son derece neşeli, gırgır şamata bir adamım. Sadece haksızlığa karşı tahammülüm yoktur. Çocukluktan beri haksızlığa karşı ağır isyanlarım vardır. Bu sokakta da böyle, gazetecilikte de böyle, siyasette de böyle… Normal hayatımda gereğinden fazla barışçı bir adam bile sayılabilirim aslında…
Azınlık hakları size göre neye karşılık gelir… Azınlık haklarının sınırları nerede başlamalı, nerede bitmeli?
Şimdi azınlık hakkı derken hangi tür azınlıklardan bahsedildiğine bakmak lazım. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’ndeki anayasada ve uluslararası anlaşmalarda kastedilen azınlıklardan bahsediliyorsa başka bir şeydir. Toplum içindeki kendisini azınlık hisseden gruplardan bahsediliyorsa başka bir şeydir. Ben her şeyden önce azınlık kavramına katılmam. Bana sorarsanız toplum içindeki bir kişi bile bence azınlık değildir. Her bireyin kendince bir önemi vardır ve o bireylerin bir araya gelerek oluşturdukları sayıların o kişinin hakları açısından fazladan bir avantaj sağlayacağına inanmam ben... Bir kişinin hakkı neyse bir milyon kişinin teker teker hakları birbirlerinden farklı olmamalıdır. Sayısal çoğunluk haklılık ya da daha fazla hak talebini geçerli kılmaz. Önemli olan orada bireysel özgürlüklerdir ve insanlar, kitleler, vatandaşlar sayıları kaç olursa olsun bireysel özgürlüklerini sonuna kadar kullanma hakkına sahip olmalıdır. Türkiye’de anayasal düzen açısından ve uluslararası anlaşmalar açısından bakıp da Türkiye’deki azınlıkların haklarından bahsederseniz o hukuki bir tartışma konusudur ve ayrı bir başlık olarak açmak gerekir. Orada Türkiye’deki azınlıkların kendilerini azınlık hissetmelerinin temelinde ne yattığını, Osmanlı’nın anayurt olarak neleri bırakıp neleri daha sonra anayurt olarak gördüğünü ve anayurdun o dönemin koşullarına ya da o dönemin siyasi anlayışına uygun olarak ulus devletin malı haline getirilmesini tartışmak lazım. Çünkü baktığınız zaman kolay bir iş değildir bir ulusun kendine bir anayurt bulması… Türklerin Anadolu’daki mevcudiyetine baktığınız zaman ilk gelişlerinden bu yana baktığınızda 1200 yıllık bir süreçtir ve işin aslı Türkler bu toprağın çiçeği değildir. Başka toprağın çiçeğidir buraya ekilmiştir ve tutmuştur. Ama bu toprakta yetişen başka çiçekler de vardır o süreç içerisinde… Cinsel azınlık konusuna gelince… Cinsel azınlığın ne olduğu konusu son derece tartışmalı… Cinsiyetleri böldüğümüz zaman kadın-erkek diye klasik bölünme var… Bir de onun üstüne insanlığın varoluşundan beri var olan ama toplumsal kabulü zaman zaman öne çıkıp zaman zaman geriye itilen farklı cinsel algılamalar var. Sizin de derginizin adında olan gey-lezbiyen gibi… Ben bunların birbirinden çok da farklı oldukları kanaatinde değilim. İnsanların ailesini seçmesi gibi cinsiyetlerini de seçme şansı yok… Ben erkek olarak doğmuşum ama kadın olarak da doğabilirdim. O yüzden ben cinsel olarak hiçbir grubu azınlık olarak görmem.
En Kolayı İnkâr
Türkiye bir inkâr toplumu. Türk kültürü ve ananesinden bahsedilerek LAMBDA hakkında ilk önce kapatma kararı çıkarılmış. Türk kültürü ve ananesi nedir? Baktığımızda orada çok tartışmalı ve bazılarının hiç hoşuna gitmeyecek mevzular var. Osmanlı belgelerini okuduğunuz zaman padişaha götürülen ‘oğlan’lardan bahsediliyor. Şimdi bu Türk kültürünün içinde mi değil mi? Bugün sorduğunuz zaman içinde mi dışında mı kimse doğru bir şey söylemiyor. Var mıydı yok muydu? Bir kitap var bende Murat Bardakçı tarafından yazılmış ve hangi tür eşcinseller ile nasıl ilişkiye girileceğine yönelik tarif kitapları olduğu yazıyor. Osmanlı’da… Ama en kolayı inkâr… Türkiye’de ensest ve pedofilide patlama var sanılıyor. Her zaman vardı, haber olmaya başladı. Pedofili ve ensest gibi şeylerden zarar görenler de bunun bir insanlık suçu olduğunu öğrenip artık açıklamaya ve bununla ilgili suç duyurularında bulunmaya başladılar… Hâlbuki her zaman vardı ama ortaya çıkmaya başladı bence… Eşcinseller de her zaman fazlaydı ama görünürlükleri arttı ve yine insanlar daha fazla olduklarını sandı. Türkiye sosyal inkârcılıktan vazgeçmeli… Ama bana sorarsanız Türkiye’de heteroseksüel olmayan kesimin pek de azınlık olduğunu düşünmüyorum. Bunun varlığını kabul edenler az olabilir ama yaygın olduğunu düşünüyorum…
Bizim İçin Cinsel Kimlik Önemli Değil
Size göre bir eşcinselin ve travestinin hayatı boyunca maruz kaldığını düşündüğünüz zorluklardan bazıları nedir?
Valla herhalde sizden daha fazla eşcinsel ve travesti görüyorum. Çünkü akşam buradan geç çıkıyorum ve ne yazık ki cadde üzerinde sıkça bulunuyorlar. Hayatlarının kolay olmadığını biliyorum. Özellikle travestilerin ciddi sıkıntı çektiklerini görüyorum Türkiye’de… En azından bizim binamızda eşcinsel arkadaşlar ile ilgili bir sorun bulunmuyor. Kimi sektörlerde ciddi sorun… Ama kendi açımızdan söyleyebilirim bizim eşcinsellikle ilgili pozitif ya da negatif bir algılamamız yok. Bizimle çalışan herhangi bir insanın cinsel kimliği bizi ilgilendirmiyor. Ama elbette ki yaptığımız işin türünden ötürü aşırı marjinal bir yaşam tarzını cinsiyetten bağımsız olarak yaşam tarzı ile ilgili kısıtlamalarımız var. Ama bunlar da tabi ki işini aksatmaması ile ilgili…
Şunu da görüyorum ki özellikle travestilerin, Türkiye’de toplumsal tavır açısından, iş yapabilme açısından, herhangi bir meslek edinebilme açısından önlerinde çok ciddi sorunlar var. Hepsi sokağa itilmiş vaziyette. Sanmıyorum ki Türkiye’de travestilerin sokağa çıkıp seks işçiliği yapmak gibi bir özlemleri olsun… Onların da bundan memnun olduğunu sanmıyorum. Ama ne yazık ki onların büyük bölümüne pek az başka seçenek bırakılıyor. Yani kimse onları yanlarında çalıştırmak, onlarla birlikte görünmek, onların müessesini herhangi bir düzeyde temsil etmesini istemiyor. O yüzden de ciddi sıkıntıları olduğunun farkındayım. Aşırı şiddete de maruz kalıyorlar. Normal sıradan insanların onlara bakışı aşırı kötü… Arabayı üstlerine sürenler var… Bir kaza olmuştu. Adam arabayla 3-4 travestiye çarpmıştı ve sanki köpeğe çarpsa biraz daha az üzüntü ve vicdan azabı duyar bir hali vardı.
Polis yolda yürüyen travestilere teşhircilikten ceza kesiyor ne düşünüyorsunuz?
Olacak şey değil. Saçmalık… Kanunlar önünde herkes eşit olmalıdır.
Muhabirin önceki yazıları
Pazar, 7 Aralık, 2008
Erkan Alçam
Fatih Altaylı, açık sözlü, sivri dilli, kendinden emin, samimi ve bir o kadar da soru işaretli… Sözleri ve yazılarıyla gündemden düşmeyen Altaylı, Kaos GL’ye özel olarak eşcinsellik, medya ve siyaset konuları altında; transeksüel olarak doğsaydı şu anda ne durumda olacağından, Lambdaistanbul’un kapatılma kararına; medya kaos’undaki ayrımcı dilden, AKP ve CHP politikalarına kadar uzanan açıklamalarda bulundu. Muhabirimiz Erkan Alçam’ın söyleşisiyle Fatih Altaylı’dan bugüne kadar hiçbir yerde duymadıklarınız.
Fatih Altaylı deyince akla ilk olarak açık sözlü, baskın bir karakter ve agresif bir kişilik geliyor… Hep böyle miydiniz, yoksa gazeteci olunca mı değiştiniz?
Birincisi agresif değilim. Son derece neşeli, gırgır şamata bir adamım. Sadece haksızlığa karşı tahammülüm yoktur. Çocukluktan beri haksızlığa karşı ağır isyanlarım vardır. Bu sokakta da böyle, gazetecilikte de böyle, siyasette de böyle… Normal hayatımda gereğinden fazla barışçı bir adam bile sayılabilirim aslında…
Azınlık hakları size göre neye karşılık gelir… Azınlık haklarının sınırları nerede başlamalı, nerede bitmeli?
Şimdi azınlık hakkı derken hangi tür azınlıklardan bahsedildiğine bakmak lazım. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’ndeki anayasada ve uluslararası anlaşmalarda kastedilen azınlıklardan bahsediliyorsa başka bir şeydir. Toplum içindeki kendisini azınlık hisseden gruplardan bahsediliyorsa başka bir şeydir. Ben her şeyden önce azınlık kavramına katılmam. Bana sorarsanız toplum içindeki bir kişi bile bence azınlık değildir. Her bireyin kendince bir önemi vardır ve o bireylerin bir araya gelerek oluşturdukları sayıların o kişinin hakları açısından fazladan bir avantaj sağlayacağına inanmam ben... Bir kişinin hakkı neyse bir milyon kişinin teker teker hakları birbirlerinden farklı olmamalıdır. Sayısal çoğunluk haklılık ya da daha fazla hak talebini geçerli kılmaz. Önemli olan orada bireysel özgürlüklerdir ve insanlar, kitleler, vatandaşlar sayıları kaç olursa olsun bireysel özgürlüklerini sonuna kadar kullanma hakkına sahip olmalıdır. Türkiye’de anayasal düzen açısından ve uluslararası anlaşmalar açısından bakıp da Türkiye’deki azınlıkların haklarından bahsederseniz o hukuki bir tartışma konusudur ve ayrı bir başlık olarak açmak gerekir. Orada Türkiye’deki azınlıkların kendilerini azınlık hissetmelerinin temelinde ne yattığını, Osmanlı’nın anayurt olarak neleri bırakıp neleri daha sonra anayurt olarak gördüğünü ve anayurdun o dönemin koşullarına ya da o dönemin siyasi anlayışına uygun olarak ulus devletin malı haline getirilmesini tartışmak lazım. Çünkü baktığınız zaman kolay bir iş değildir bir ulusun kendine bir anayurt bulması… Türklerin Anadolu’daki mevcudiyetine baktığınız zaman ilk gelişlerinden bu yana baktığınızda 1200 yıllık bir süreçtir ve işin aslı Türkler bu toprağın çiçeği değildir. Başka toprağın çiçeğidir buraya ekilmiştir ve tutmuştur. Ama bu toprakta yetişen başka çiçekler de vardır o süreç içerisinde… Cinsel azınlık konusuna gelince… Cinsel azınlığın ne olduğu konusu son derece tartışmalı… Cinsiyetleri böldüğümüz zaman kadın-erkek diye klasik bölünme var… Bir de onun üstüne insanlığın varoluşundan beri var olan ama toplumsal kabulü zaman zaman öne çıkıp zaman zaman geriye itilen farklı cinsel algılamalar var. Sizin de derginizin adında olan gey-lezbiyen gibi… Ben bunların birbirinden çok da farklı oldukları kanaatinde değilim. İnsanların ailesini seçmesi gibi cinsiyetlerini de seçme şansı yok… Ben erkek olarak doğmuşum ama kadın olarak da doğabilirdim. O yüzden ben cinsel olarak hiçbir grubu azınlık olarak görmem.
En Kolayı İnkâr
Türkiye bir inkâr toplumu. Türk kültürü ve ananesinden bahsedilerek LAMBDA hakkında ilk önce kapatma kararı çıkarılmış. Türk kültürü ve ananesi nedir? Baktığımızda orada çok tartışmalı ve bazılarının hiç hoşuna gitmeyecek mevzular var. Osmanlı belgelerini okuduğunuz zaman padişaha götürülen ‘oğlan’lardan bahsediliyor. Şimdi bu Türk kültürünün içinde mi değil mi? Bugün sorduğunuz zaman içinde mi dışında mı kimse doğru bir şey söylemiyor. Var mıydı yok muydu? Bir kitap var bende Murat Bardakçı tarafından yazılmış ve hangi tür eşcinseller ile nasıl ilişkiye girileceğine yönelik tarif kitapları olduğu yazıyor. Osmanlı’da… Ama en kolayı inkâr… Türkiye’de ensest ve pedofilide patlama var sanılıyor. Her zaman vardı, haber olmaya başladı. Pedofili ve ensest gibi şeylerden zarar görenler de bunun bir insanlık suçu olduğunu öğrenip artık açıklamaya ve bununla ilgili suç duyurularında bulunmaya başladılar… Hâlbuki her zaman vardı ama ortaya çıkmaya başladı bence… Eşcinseller de her zaman fazlaydı ama görünürlükleri arttı ve yine insanlar daha fazla olduklarını sandı. Türkiye sosyal inkârcılıktan vazgeçmeli… Ama bana sorarsanız Türkiye’de heteroseksüel olmayan kesimin pek de azınlık olduğunu düşünmüyorum. Bunun varlığını kabul edenler az olabilir ama yaygın olduğunu düşünüyorum…
Bizim İçin Cinsel Kimlik Önemli Değil
Size göre bir eşcinselin ve travestinin hayatı boyunca maruz kaldığını düşündüğünüz zorluklardan bazıları nedir?
Valla herhalde sizden daha fazla eşcinsel ve travesti görüyorum. Çünkü akşam buradan geç çıkıyorum ve ne yazık ki cadde üzerinde sıkça bulunuyorlar. Hayatlarının kolay olmadığını biliyorum. Özellikle travestilerin ciddi sıkıntı çektiklerini görüyorum Türkiye’de… En azından bizim binamızda eşcinsel arkadaşlar ile ilgili bir sorun bulunmuyor. Kimi sektörlerde ciddi sorun… Ama kendi açımızdan söyleyebilirim bizim eşcinsellikle ilgili pozitif ya da negatif bir algılamamız yok. Bizimle çalışan herhangi bir insanın cinsel kimliği bizi ilgilendirmiyor. Ama elbette ki yaptığımız işin türünden ötürü aşırı marjinal bir yaşam tarzını cinsiyetten bağımsız olarak yaşam tarzı ile ilgili kısıtlamalarımız var. Ama bunlar da tabi ki işini aksatmaması ile ilgili…
Şunu da görüyorum ki özellikle travestilerin, Türkiye’de toplumsal tavır açısından, iş yapabilme açısından, herhangi bir meslek edinebilme açısından önlerinde çok ciddi sorunlar var. Hepsi sokağa itilmiş vaziyette. Sanmıyorum ki Türkiye’de travestilerin sokağa çıkıp seks işçiliği yapmak gibi bir özlemleri olsun… Onların da bundan memnun olduğunu sanmıyorum. Ama ne yazık ki onların büyük bölümüne pek az başka seçenek bırakılıyor. Yani kimse onları yanlarında çalıştırmak, onlarla birlikte görünmek, onların müessesini herhangi bir düzeyde temsil etmesini istemiyor. O yüzden de ciddi sıkıntıları olduğunun farkındayım. Aşırı şiddete de maruz kalıyorlar. Normal sıradan insanların onlara bakışı aşırı kötü… Arabayı üstlerine sürenler var… Bir kaza olmuştu. Adam arabayla 3-4 travestiye çarpmıştı ve sanki köpeğe çarpsa biraz daha az üzüntü ve vicdan azabı duyar bir hali vardı.
Polis yolda yürüyen travestilere teşhircilikten ceza kesiyor ne düşünüyorsunuz?
Olacak şey değil. Saçmalık… Kanunlar önünde herkes eşit olmalıdır.
Kaos GL
- Show full page
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun















Yorumlar
Fatih Altaylı'nın
hiç samimi değildi her ne kadar öyle görünmeye çalışsada
Ve bence de çok gündemde olan bacakarası konusu açılmalıydı...
Deniz Şapka
unutmak
2- hiçbir zaman olumlu şeyleri görmeyiz. b.k atmak ruhumuza işlemiş.
3- faltih altaylı'yı sevmiyor olsam da, röportajın kaliteli olduğunu göz ardı etmemek lazım.
4- nedense herkes b.k atıp duruyor? röportaj gerçekten de güzel olmuş. neden kimse bunu göz önüne almıyor?
5- çok klişe olsa da, becerebilen kendi yapsın. b.k atmaktan vazgeçin.
tebrikler erkan'cığım. :))
aydın...
Normalde...
Yıllar yılı höt-höt yapan, hak yiyenlerin destekçisi, azınlıkların düşmanı olan hedefkar yayın organlarında keyfi yerindeyken aklı nerdeydi?
Obama'nın başarılı seçim kampanyasında eşcinsellere verdiği değeri görüp bizleri geleceğin oy potansiyeli olarak hoş tutmaya mı çalışıyor? Bunu yapmaya çalışıyorsa da yüzüne gözüne bulaştırdığından haberi yok...
Allahtan Perihan Mağden gibi yazarlarımız var bu kendini bilmezlere haddini bildirebilen.
Fatih Altaylı'nın İstanbul'daki eşcinsel yürüyüşüne katılma konusundaki sözleri de eşcinseller hakkındaki gerçek görüşlerini yansıtıyor:
"- Katılmak istemem. Bu kadar eleştirilere maruz kalırken yeni bir yakıştırmaya maruz kalmak istemem. Normalde katılmak lazım tabi."
Hak eşitliklerine desteği lafta... Demeç vermek kolay. Ne oldu delikanlı taraftara diye sorarlar işte. Yakıştırmalardan mı korkuyor Fatih Altaylı gibi kükreyen bir yazar? Hayır, işine gelmiyor, o kadar.
"Normalde katılmak lazım tabi..." demiş.
Tıpkı şimdiki hükümet gibi. Normalde yapılması gereken, ama bir kulp bulunup yapılmayan işler yüzünden Türkiye bu durumda... Normal Şartlar Altında (NŞA), Erdoğan da tam bir özgürlükçü, AKP de eşcinsel dostu. Ama bu normal şartları biz hiç mi göremeyeceğiz... Anormal şartların insanları olarak biz eşcinseller normal şartları hep rüyamızda mı göreceğiz? Bize bunun cevabını veremeyecekse daha fazla boş konuşmasın bi' zahmet.
yolun açık olsun Altaylı, Türkiye kimleri başbakan yapmadı, senin neyin eksik...
....
Tecavüzün savaş silahı olmaması için...
09.12.2008 13:44
BU ülkede zorlama tartışmalar ve birilerine suç isnadı gelenek halini
almış...
Özellikle basında böyle.
Son örnek ise kasıtlı olarak başka yönlere çekilmek istenen bir yorumla
ilgili...
Fatih Altaylı, Türk Ordusu’nun haksız yere eleştirilmesi ile ilgili bir
yazıyı yorumlarken, “Ordunun bir ülkenin namusunu da koruduğunu”,
“sınırın, kadınlarının namusu olduğunu” vurgulamıştı.
Ki, doğru ve yerinde bir tespitti.
Dünyanın neresinde, hangi kültür ve çağda olursa olsun, iğrenç olay
tecavüz her zaman vardı.
Savaş dönemlerinde kitlesel hal alarak üstelik.
İşte Fatih Altaylı’nın dediği tam budur...
“Yenilen ve yıkılan orduların karşısında kazananların ya da üstünlük
kuranların yaptığı”dır.
Toplu tecavüz vahşetidir...
Birilerinin kasıtlı olarak başka anlamlara çekmek istediği gibi, kadına
önyargı yazısı değil, aksine kadınların bu şekilde savaş silahı olarak
kullanılmaması gerektiğini vurgulayan yazıdır o.
Bizi asıl şaşırtan, bazı kadın yazarların, bu yazıya destek vermek yerine
karşı çıkmasıdır.
Birilerinin amacının üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu anlaşılıyor.
Amaç böyle olunca, bazı şeyleri anlatamazsınız...
BM’DEN ÖNEMLİ KARAR
Yine de biz bazı noktalara değinmek istiyoruz.
Bakın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, çok kısa bir süre önce önemli
bir karar aldı.
Kararda aynen şöyle:
“Tecavüz bir savaş taktiğidir ve uluslararası güvenliğe karşı bir
tehdittir...”
Oybirliği ile alınan kararda, cinsel şiddetin insanları aşağılamak, hakim
olmak, korku salmak için kullanılan savaş taktiği olduğu vurgulanıyor.
Özellikle çatışma bölgelerinde kadınlara karşı şiddet ifade edilemeyecek
boyutlara çıkıyor.
İnsan hakları örgütleri, Darfur, Kongo, Ruanda, Liberya ve bir dönemler
Yugoslavya’da yaşanan tecavüz olayları için ortalığı ayağa kaldırıyordu.
Tüm bu ülkeler, sınırlarını artık koruyamayan ülkelerdi.
Ve o sınırları koruyamamanın bedeli çok ağır oluyordu.
Devam edelim...
İÇ SAVAŞTAKİ DURUM
Deutsche Welle’den bir haber...
“Doğu Kongolu Immaculee Birhaheka, yıllardır kanlı için savaşın hüküm
sürdüğü bir bölgede yaşıyor. İç savaş sırasında tecavüze uğrayan
kadınların acil yardıma ihtiyaç duyduğunu söyledi. Birhaheka, kadınların
tecavüze uğradığını söyleyip şöyle devam ediyor: Bu kadınlar herhangi bir
yardım alamıyorlar. Çünkü sağlık merkezlerinin bulunduğu yerlerden
uzaktalar ve utanmaları da büyük sorun oluşturuyor. Bir erkeğin karısına
tecavüz edildiğini öğrenmesi onu yaralıyor. Yalnızca üç aylık bir dönemde
tecavüz edilen kadın sayısı 15 bin...”
II. Dünya Savaşı’nı kaybeden Almanya’nın kaybettiği topraklarda yaşayan
bir çok kadın da tecavüz kurbanıydı.
Almanya’da yaşlılar, o bölgelerde doğan Alman ya da Çek Cumhuriyeti
yurttaşı kadınlarının çocuklarına “Ivan” diye seslenildiğini halen
anlatır.
Kötü örnek, örnek olmaz...
Örnek olması için değil, kadına karşı her türlü şiddetin karşısında
olduğumuz için açıklıyoruz...
Uluslararası Af Örgütü’nün son raporu konuyla ilgili.
Raporun başlığı, “Savaş silahı olarak tecavüz”dür.
Af Örgütü bu raporda, Afrika’nın bir bölümündeki durumu inceliyor ve şu
sonuca varıyor:
“Sudan’da sekiz yaşındaki kız çocukları bile tecavüze uğruyor ve seks
kölesi olarak kullanılıyor. Bu suçlar insanlığa karşı suçlardır...”
AŞAĞILIK BİR YÖNTEM
Basının şunu görmesi gerekiyor...
Savaşlarda kadınlar, etnik temizliğin sağlanabilmesi için hedef haline
getiriliyor.
Kadınlar sadece öldürülmüyor. Her türlü cinsel saldırıya uğruyor, onuru
ayaklar altına alınıyor, toplum içinde aşağılanıyor ve zihnen yok
ediliyor...
Böylece o toplumun değerlerinin yıkılmasına çalışılıyor, toplum kadınların
ruhen yok edilmesiyle çökertilmek isteniyor...
Aşağılık bir durumdur bu...
İşte Fatih Altaylı’nın işaret etmek, anlatmak istediği buydu...
Her kadın yazarın altına imza atabileceği bir yazıydı...
Ama dediğimiz gibi, birilerinin amacı baştan kötü olduğu için...
Çarpıtmaları da, anlamsız saldırıları da doğal sayılır...
Fatih altaylı bu konuda ne der diye soranlara...
İyi bayramlar
08.12.2008 17:22
Sevgili okurlar, dostlarım, hepinizin Kurban Bayramını kutluyorum.
İyi bir bayram, sağlıklı mutlu güzel bir tatil olsun.
Sevdiklerinizle, sevdiklerinize vakit ayırarak.
Bu bir açıklama, bu bir pişmanlık yazısı değildir.
Çok iyi bilirim ki, sen ne bilirsen bil, anlatabildiğin karşındakinin anlayabildiği kadardır.
Karşındakinin anlayışı kıt, bilgisi zayıf ve hele bütün bunlar bir önyargı duvarının arkasındaysa, durum iyice zordur.
Ama yine de şansımı son bir kere zorlamak istiyorum.
“Ordunun bir ülkenin namusunu da koruduğunu” yazdıktan sonra belirli gruplardan müthiş tepkiler oluştu.
Bilirsiniz, haklılığıma inandığım zaman bunları umursamam.
Yine umursamıyorum.
Beni kadın düşmanı ilan ettiler.
Güldüm.
Bu ülkenin kadınları için onlardan çok daha fazla çaba gösterdiğimi herkes bilir.
“Bir ülkenin sınırları bacak arasında biter” dememi yanlı bulanlara karşı son bir kez şansımı denemek istiyorum. Binlerce yıldır, savaşlarda, işgal edilen, esir edilen, mağlup edilen halklara, galiplerin ne yaptığını hepimiz biliyoruz.
Dün de, bugün de.
Galip taraf, kazanan taraf, galibiyetini vurgulamanın, mağlup halkın veya halklara bu galibiyeti göstermenin, mağlubu en derinden yaralamanın, aşağılamanın yolunu “Tecavüzde” bulmuştur.
Kadınlarına ve hatta erkeklerine.
“Biz sizin ırzınıza geçtik” demek için.
3000 yıl önce de, bugün de.
2. Dünya Savaşı’nda Almanya’da da, Anadolu’da Yunan işgalinde de, Bosna’da da, Irak’ta da.
Cinsel istismar, tecavüz aşağılamanın en uç noktasıdır.
Hakimiyetin, üstlük, üstünlük duygusunun en alçakça gösterilme yoludur.
Bu kadar basit bir anlatımı, bu kadar derin bir vurguyu anlamamam için “Akılsız” olmak gerekir.
Bana “Bizim namusumuzun bekçisi sen misin” diyenler var.
Bana ne sizin namusunuzdan.
Namus dediğiniz ne ki!
Ben “Sana ne bizim namusumuzdan” diyenlerin anladıkları anlamda bir namus anlayışından, onların feodal izler taşıyan dar algılamalarındaki namustan söz etmedim ki!
Benim söz ettiğim namus onların insanlık onurudur.
Onlarda bunun zerresi yoksa elbette ki, bana küfrederler.
Kendileri bilirler.
NOT: Bir okuyucumdan gelen mesajı sizinle paylaşmak isterim: “Sayın Altayli, Bacak arası yorumunuzu okuyunca doğrusu şaşırdım önce. Tuhaf buldum. Ama sonra üzerinde biraz düşünmeye başlayınca aniden içinizi kemiren korkular bütün çıplaklığıyla gözlerimin önüne geldi. Ve sizi anladım. Yürekliliğinizi kutluyor, ordumuzun koruduğu sınırların keşke herkes sizin gibi derinden farkında olsa diyorum.”
Mağden
Perihan Mağden isimli yaratık herkese saldırdığı gibi, her fırsatta bana da saldırıyor. Bugüne kadar kendisine yanıt vermedim. Bundan sonra da vermeyeceğim. Çünkü onu yanıt vermeye değer bulmuyorum ve içinde bulunduğu ruh halini çok iyi anlıyorum. Her aynaya baktığınızda karşısında Perihan Mağden’i görseniz, her ağzınızı açtığınızda Perihan Mağden’in sesini duysanız siz de çok sağlıklı bir ruh halinde olamazdınız.
Ben Perihan Mağden’e çok ama çok hak veriyorum.
Sürekli Perihan Mağden’le birlikte yaşamak, insanın ruh sağlığında çok ciddi tahribatlar yapar.
bu adamı
etrafındaki tüm kadınların ve bu adamı bize gösterme küstahlığını gösteren tüm medya organlarının (çünkü yıllardır her yerde) sessizliği ruhumu daraltıyor.
derginin prestijini fatih altaylıyla roportaj yapmış olmak yükseltiyorsa uçurumlardan atlamak filan istiyorum. acilen derginin önümüzdeki sayısında dergi kardosundan birinden bu konuda bir yazı bekliyorum.
ve bu bacak arası kopasıca herifin roportaj boyunca sergilediği siyaseten doğruculuklara da k.çımla gülüyorum.
fatih altaylı'yı bilmesek
tebrikler
ama yani kaos gl dergisini ilk defa görüyor olması... ilginç! bu fatih altaylı'nın bariz kusuru. yani kaos gl bence çok eksik, yanlış bir bağlamdan hareket etmekte fakat yıllardır basın içinde yer alıpta kaos gl yi duymamak... duyamamak...??????
ana medya grupları içinde sesimizi duyurmamız için daha gidilecek uzun bir yol var. offffff
beni en şaşırtan
ayşe d
transeksüel olunmaz doğulur.
transeksüeller doğuştan mı
bir bilene sordum diyeyim.
"İlginç"liğin ötesinde...
Bütün özgürlükleri savunmadan, baskı ve sömürü altındaki her bireyin haklarını dile getirmeden, plazasında oturup gerçekten çokçokçokçok kirli söylemler üretmiş "Faltaylı"dan (bkz. Perihan Mağden) bunları duymak ilginç...
İleri bir adım mıdır?.. Belki de... İnandırıcı mı? ASLA !!!
Bacak arası takıntısından kurtulmadığı, çok sevgili organının işlevselliğini göstermekten çekinmediği sürece, LGBT haklarını da savunamaz bu insan... LGBT hareketinin baskısı ile beylik laflar eder röportajda olduğu gibi, sonrasında özel hayatında gayet çirkin laflar eder... Bu ülkede midemi kaldıran birkaç insan varsa bir tanesi de "Faltaylı"dır...
Sevgimle. Kemal.
yorumlara bakıyorum da
iyi bişeyler duymayı da hazmedemiyoruz gibi!
fatih altaylıdan duymaya mı ihtiyacımız vardı diyenlerede evet var, medyada gözönünde bulunan insanlardan iyi seyler duymaya ihtiyacımız var, eşcinsel, gay, lezbiyen, transseksuel kelimelerinin toplumun bilinçaltına girmesi için "ünlü" insanların telaffuz etmesine ihtiyacımız var. olumlu konuştu diye adamı döveceksiniz nerdeyse ya inanamıyorum. lbgt iflah olmaz.
Bu liberal söylemine
Fatih Altaylı gibi
Değerli arkadaşım; Senin
Senin de maşallah fatih altaylıdan pek bir farkın kalmamış ben bir fahişeyim ve yaşamımda bunun kötü ve iğrenç bir şey ve insanlara affettirmem gereken birşey olduğunu düşünmüyorum. İnsanların birşeyleri eleştirirken durdukları yerden de kendilerine bakmaları ve söylemlerine dikkkat etmeleri gerekmiyor mu?
Tebrikler
Böyle röportajların devamını bekliyoruz.
liberal bir ülkeden
kıvırjııjjkk
Peki ya "ordu sizin bacak aranızı da koruyor" cümleniz....
bir de "azınlıklar" ile ilgili cok iyi soylemis... umuyorum ki kaos gl muhabiri de bu soruyu sorarken lgbtt bireylerin "azınlık" olduğunu düşünmüyordu....
sevgiler
iyi çalışmalar
hürriyet gazetesi
Kadınların bacakaraları ile bizim makatlarımız
Ama dediğim gibi, Türk basın tarihinin "kara" çocuğunun bile eşcinseller için "ak" şeyler söylemiş olması tebessüm ettiren bir gelişme.
Deniz DENİZ