Yaşam / Moda

"Çatal dilliyim ya, batıyor millete"

Çarşamba, 9 Mayıs 2007


Barbaros Şansal denince aklımıza sivri çıkışları, cesur duruşları, kendinden emin halleri geliyor. Eşcinselliğini açık olarak yaşan az sayıdaki ünlülerden olan ‘ünlü ve ünlemli yamak’ hız kesmeden devam ediyor. Kaos GL muhabiri Erkan Alçam, 'yamak'la konuştu.

KAOS GL

Erkan Alçam

—Sizin için Yıldırım Mayruk’un medyatik kolu diyebilir miyiz?

Hayır. Yıldırım Mayruk benden çok daha medyatik. Çünkü o Türkiye’nin halkın oylarıyla seçilen ilk modacısı, ilk şahsi röportaj veren Türk tasarımcı terzisi, 57. koleksiyonunu sergileyerek 26 yıldır aralıksız olarak medyada senede 2 kere büyük cover yapan tek terzisi. Ben Yıldırım’ın yamağı olarak medyatiğim. Ama ben medya stratejilerini, sosyal ilişkilerini, ithalat-ihracatını, sanat direktörlüğünü yürüttüğüm ve doğru stratejiler üzerine oturduğum için öne çıkıyorum. Bir de ben biraz çatal dilliyim ya hani, batıyor millete. O yüzden dikkat çekiyor.

— Eşcinsel kimliğini açık olarak yaşayan ünlü insanları ülkemizde görmek pek mümkün olmuyor. Sizi onlardan ayıran şey ne?

Gayet belirgin ve mümkün. Öyle olmasa E–5 ve Cumhuriyet Caddesi’nin hali böyle olmaz yani. Toto Karaca’nın oynadığı Elhamra Sineması A3 diye kulübe dönmezdi. Talimhane’nin hali ortada. Bence insanlar özgür yaşıyor fakat siyasal rejimlerin homofobik yaklaşımları durumu böyle gösteriyor. Yani görünürlük açısından öyle… Mesela Seyfi Dursunoğlu’nun kadın kılığında ekrana çıkması yasak. RTÜK kadın kılığında erkeklerin TV’de olmasını artık istemiyor. Ben Can Tanrıyar’la bir akşam yemeğinde konuşurken ‘Aman abi sakın kadın kılığı işi çıkarmayın bana RTÜK’le papazı buluyoruz’ demişti. Peki, bunlar RTÜK’ün kurallarıysa anayasal haklar “Eğer eşcinselsen cinsel uzvunu kestir, hadım ol, kadın kılığına gir, seni ekrana çıkarayım” mı diyor? Yani bu kadar mı popolarından çekiniyorlar da eşcinsellerin pipileriyle uğraşıyorlar?

—Bir modacı olarak, eşcinsellik ile modacılık kavramı arasındaki meşhur ilişkilendirmelere karşı bakışınız nedir?

—Bakışım: E çok normal; çünkü çift cinsiyetli bir zeka taşıyan bir erkek bir kadını giydirebilir. Ya hayallerinde bulmak istediği ya da olmak istediği kadını çizer. Dünya modasına baktığımızda yaratıcılık anlamında yüzde 99’unu erkek nüfus kağıtlı insanlar yönetiyor. Kadınların bu meslekte çok da başarılı olmadığını görüyoruz.

- Yani heteroseksüel erkekler 1-0 geride başlıyor modaya?

10–0!

* “Hayatımda ailem olmaması gerektiğini anladım”

Hayat felsefenizi anlatır mısınız? Eşcinsel kimliğiniz hayata bakışınızı nasıl etkiledi?

İlk başlarda çok sıkıntılıydı tabi… Yaşadığınız çevreden, ailenizden, okulunuzdan, her yerden bu konuda ‘Değiş, böyle olma’ diye bir baskıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. O yüzden ben rahmetli Özal’ı inceledim ve hayatımda ailem olmaması gerektiğini anladım. Ailemi hayatımdan çıkardığımda cinsel kimliğim, düşüncelerim, özgürlüklerim konusunda sıkıntı kalmadı. Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğünden çok 50 yaşında, vergi veren bir Türk vatandaşı olarak benim ne düşündüğüm çok daha önemli. Hayatımda kimlerin ve nelerin kalacağını değil kimlerin ve nelerin çıkacağını hesaplıyorum. Daha az koltuk, daha az marka, daha az insan, daha az düşman, daha az dost. Bu saatten sonra benim secde edeceğim tek kabe ereksiyon halindeki zekadır; o da Allah-u Teala’dır.


*Fotoğraf: Okan Bayülgen

— Buna haklı bir bencillik de diyebilir miyiz?

Egonuz ile idenizin çatıştığı bir noktada duruyorsunuz zaten toplumda. Bu coğrafyada biz erkeğe ya da kadına verilen fişlemeyle değil ayrı bir numarayla fişleniyoruz. Ben de “Madem biz üçüncü sınıfız o zaman ‘3. sınıf hamur kağıda matbaa mürekkebi hayatlar’ deyiverdim.

*“Hiçbir şey sonradan olunmuyor, öyle doğuluyor”

- Eşcinselliğinizin farkına varış ve kabulleniş süreciniz ne zaman başladı? Nasıl bir süreç geçirdiniz?

Çok küçük yaşlarda. 7 yaşında ensest var benim hayatımda. 14 yaşında bir Aczimendi tarikat üyesinin Şehzadebaşı Camii’nde tacize uğradım. Hatta çok yakın bir tarihte Ankara’da İranlı dışişleri grubunun tacizine uğradım, oteli o gece terk ettim. Bizim mecliste de var dostlarım yani. Ama hiçbir şey sonradan olunmuyor, öyle doğuluyor. Bu bir tercih değil, hastalık da… Üst üste 3 erkek doğuran kadınların yüzde doksanında 3 erkekten biri eşcinsel olarak doğuyor, yapılan istatistikler bunu gösteriyor.

— Eşcinsel olduğunuz için askere alınmadığınızı ve çürük raporu almak zorunda kalarak insan haklarına aykırı bir duruma düştüğünüzü biliyoruz. Hayatınızda buna benzer ya da sosyal olarak başka ayrımcılıklara maruz kaldınız mı?

Tabi ki. 18 yaşındaydım. O yıllarda Cemil İpekçi’den sonra ilk ben küpe taktırdım. O yıllarda Cemil, Rıfat ve ben halka göre ilk dejenere jenarosyonuz. Bodrum’da kızlı erkekli bir grup Kral Restoran’da yemek yiyorduk. Birdenbire telsizli adamlar geldi ve bizi topladı. Kafasında Coca-Cola bandı olan bir de genç arkadaşımız vardı ki gey değildi. Hepimizi karakola götürdüler, resimlerimizi çektiler ve Eskişehir’e yolladılar.Askere alınmadım, okul, tahsil hayatımda, sosyal hayatımda zorluklar yaşadım. Mesela bir keresinde Beyoğlu’nda, yıl yanılmıyorsam 1978, bir gece kulübünden toplu halde alınıp saçlarımız tıraşlandı. O zaman emniyet çok sık saç kesiyordu. Sadece eşcinsel olduğunuz için alınıyordunuz, zührevi hastalıklar hastanesine götürülüyordunuz, kanınız alınıyordu, ciğer röntgeniniz çekiliyordu, fişleniyordunuz, saçınız kesiliyordu.

*“Kimsenin babasına, oğluna ya da kocasına bakmıyorum”

- Hep açık mı yaşadınız?

Ergenlik çağına kadar kapalıydım, sonra da saklamaya ihtiyaç duymadım. Şundan çok üzüldüm: İnsanlara kendimi farklı tanıttığımda insanlar beni, karakterimi, şahsiyetimi ya sever ya nefret eder. Ben grileri olmayan bir adamım. Fakat biri beni sevdikten sonra benim o kimliğim hakkında bilgisi olmadığı halde bir başkasından duyduğu tercihlerim ve özgürlüklerimden dolayı beni yargılayıp birdenbire davranış değişikliği gösteriyordu, bu beni çok yıkıyordu. O yüzden artık tanıştığım herkese ilk önce cinsel kimliğimi açıklıyorum, sonrasında benimle ya görüşür ya da görüşmez, kendi bileceği şey. Sonradan sıkılacağıma baştan hayatımda kimlerin olmayacağını hesapladığım nokta işte burası. Ne şükür ki bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanlığından istihbarat birimlerine, ordu komutanlarından avukatlık barolarına, Danıştay’a, Yargıtay’a, anayasa mahkemesine kadar herkes biliyor ve herkesle saygı, sevgi mesafelerimiz müthiş. Birbirimizi gördüğümüzde gayet dost ve iyi ilişkiler içindeyiz. Çünkü ben kimsenin babasına, oğluna ya da kocasına bakmıyorum ve bakanı da tersliyorum.

— Duruşla da ilgili yani?

Duruşla ilgili. Yani bok yiyenin kaşığı belinde olur. Bir de kıçını kiraya veren acısına katlanır yani. Anayasamızda eşcinsellik özgürlükler kapsamı altına alınmıştır, suç teşkil etmez; dolayısıyla suç teşkil etmeyen bir davranış biçimi cezalandırılamaz. Şimdi ben hak ve özgürlüklerimin ne olduğunu öğrenmek için çok fazla mesai harcıyorum. Anayasa okuyorum, TCK okuyorum. Bütün bunların yanında TBMM’nin çıkardığı kanun hükmündeki kararnameleri de takip etmek zorunda kalıyorum; çünkü kanun hükmünde kararnameler kanunu çürüten kararnameler çoğunlukla. İki kişi affedilsin diye binlerce sabıkalının sokaklara salındığı zamanları biliyoruz.

*“İnsan aslını inkar eder mi?”

- '12 Tasarımcı 12 Tasarım' gecesinde Bülent Ersoy'a benzeyen bir lahana bebek yapacağınızı ve elde ettiğiniz geliri Kaos GL’ye bağışlayacağınızı açıkladınız. Bu eyleminizin altında Bülent Ersoy’a karşı bir tepki mi var?

Bülent Hanım benim çok eski dostum. Kendisini Cengiz Özer’le yakın arkadaş olduğu dönemlerden ki Cengiz Özer sonradan Nergis Özer oldu biliyorsun, şimdi toprak zemin olan yerine de cami yapılması tartışılan Göztepe futbol sahasından tanıyorum. Yıl 1974–75. Annesini de tanırım. Bülent Hanım Bülent Beyken de, hanımken de Yıldırım Mayruk müessesinin uzun yıllar müşterisi oldu. Bülent Hanımla benim şahsi bir davam yok. Bülent Hanım Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi ifadesine göre “hanımefendi bir sanatçısı”dır. Ama benim cinsiyet değiştirmeye, hayatımı başka bir kimliğin altında sürdürmeye hiç niyetim yok. Bu tarz davranışlara da karşıyım. Çünkü hem Allah’ın yarattığına karşı gelmek anlamında karşıyım hem de nesillerine devam etme yetisinde olan bir fizyolojik yapının etkisizleştirilmesine karşıyım. Ama tabi ki onun tercihidir, yasalarımız izin vermiştir, o istediği kimliğe geçmiştir.

Bu coğrafyada milli olarak bu kadar kimlik sorunu yaşanırken bu tarz tahriklerle ve teşhirlerle genel ahlak anlayışını bize silah olarak kullanan zihniyetin, o genel ahlakın içinden yarışmaya gelmiş genç çocukla evleneceğine dair bir haber vardı bugünkü gazetede. İşte burada benim için kara mizah başlıyor ve durum trajediye dönüşüyor. Üstelik bu coğrafyada. Burası yüzde 99,8’i Müslüman olan bir coğrafya. Şu an ülkemizin içinden geçtiği sürecin farkındasınız ve bu süreç içinde ‘Ben bu coğrafyanın insanlarının refah, mutluluk ve özgürlüğü için ne yapabilirim?’ diye mücadele etmek varken ‘banane gemisini kurtaran kaptan’ zihniyetinde olan insanlar benim çok da muhatap alacağım varlıklar değil.

- Bülent Ersoy’un duyarsız olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Evet, ama kimlik konusunda. İnsan aslını inkar eder mi? Ben bunu söylüyorum. Ben demiyorum ki eline bayrakları alıp sokakta yürüsün. Zaten o kiloyla biraz zor yürür. Sıcaktan fenalık geçirir. Girmez o öyle şeylere o bir kadın, hanımefendi.

*“İnsanlar hiçbir zaman eşit yaratılmamıştır”

- Yıldırım Mayruk’la birbirinize çok güvendiğinizi düşünüyorum. Onca yıldır birlikte kalabilmeyi ve bu güveni korumayı nasıl başardınız?

İlk önce sabır, sonra saygı, sonra da tolerans, yani hoşgörü. Bu üçü çok önemli. Çünkü özgürlükler bize kendi haklarımızın bitip diğerlerinin başladığı noktalar olarak sokuşturuluyor. Külliyen yalan. Doğayı incelediğinizde karşılığını buluyorsunuz. Gerçek demokrasi, insan aklı ve zekasının kollarını açabildiği, birbirleri arasındaki yüzeyi doğru kontrol edebildiği alandır. Herkesin yüzölçümü farklıdır. En basit iki örnekleme yapalım: Ben burada patronum. Siz bir söyleşi için geldiniz. Benim burada istediğim saatte kalkıp gitme lüksüm, özgürlüğüm var ama sizin ben size izin verdiğimde gitme özgürlüğünüz var. Dolayısıyla jakobenist bir tutumla size davranabilirim. Bunu ta muktedirlerin iktidarından belediyedeki çaycıya kadar alın, hiç kimsenin özgürlüğü birbirine eşit değildir. İnsanlar hiçbir zaman eşit yaratılmamıştır. Zaten hiç hoş bir şey değil. Düşünsenize, sizin aynı fiziğinizde, aynı kılıkta, aynı anda kakasını ayna tuvalete yapmak isteyen birisinin varlığını. İğrenç bir şey yani. Bir buçuk gün sonra katil olurdu bütün insanlar.

Sansür Türkiye’de büyük bir sorun. ‘Toplu İğne’ yasaklandığında ne düşündünüz? O dönemde destek bulabildiniz mi?

Hayır, hiç destek bulamadım. Sadece Kaos GL bana destek verdi. En yakın zannettiğim, çok güçlü gazeteci arkadaşlarım bile konuyu ele almak istediklerinde genel yayın yönetmenleri “Sen cinsel yaşantısını bilmiyor musun ki onu savunan yazılar yazıyorsun” diyerek bunları engelledi. Herkes biliyor ki aradan bir yıl geçmesine rağmen bana hala insanlar, normal insanlar, çarşaflısı, travestisi, çalışanı “‘Top’lu İğne’ neden devam etmiyor” diye soruyorlar. Çok büyük bir hayran kitlesi bulmuş kendine, internet sitelerinde yer bulmuş. Fakat 12 Haziran’dan 26 Haziran’a kadar ‘Top’lu İğne’bu sefer havan topu gibi toplu gösterime giriyor. Her gece bir bölüm. Yine Haber Türk’te, 00.00 ile 01.00 arasında yayınlatmaya çalışıyorum. 13 gün süre ile kaydetme ve youtube’a düşme imkanını bu sefer veriyorum ve o yayından sonra renderlenerek cooper free olarak üniversitelere dağıtılmaya başlanacak. Çünkü ‘top’lu iğne’ benim. Hiçbir sözlü ya da yazılı anlaşma yapmadan kendi başıma yaptığım, montajladığım, çektiğim bir program ve arşivlerin tamamı bende. Ben bir gece kanala gidip onların arşivlerini sildim. Yani şu anda medya ve mecra dünyasının elinde RTÜK kayıtlarından başka tek bir kare fotoğraf yok, master’lar bende. Hukuki bir anlaşmayı sağlayabilirsem ‘Top’lu İğne’yi bir kereye mahsus olmak üzere yeniden gösterime sokmak istiyorum. Ama ben yasak almadım. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarından insan haklarını ihlal eden, beni aşağılayan ağır bir hakaret aldım. 1Barbaros Şansal’ın Türkçenin esnek yapısından faydalanarak eşcinselliğe ilişkin espriler yaptığı ve bu espriler aracılığıyla da eşcinselliği meşru bir olaymış gibi yansıtmaya çalıştığı” kanaatine varıldığından dolayı. Şimdi bir: Eşcinsellik meşru değilse ekranların hali ne? İki: Eşcinsellik hakkında espriler yapmak yasaksa M. Ali Erbil’i ne yapacağız, Okan Bayülgen’i ne yapacağız, Beyazıt Öztürk’ü, Şafak Sezer’i ne yapacağız, hele Şahan’ı ne yapacağız? Başı sıkışan eşcinselleri taklit edip insanları güldürüyor. Peki ya biz heteroseksüelleri taklit etmeye başlarsak n’olur?

— Peki, eşcinsel hareketi sol içinde gelişebilir tezine katılıyor musunuz?

Benim Konya’dan, Kayseri’den fendomental Müslüman, takkeli, sakallı eşcinsel arkadaşlarım var.

— Az bulunur herhalde öyleleri?

Nerden biliyorsunuz? Yaşadığı küçük çevre, aile baskısı, gelenekler, Orta Doğu’da yaşıyor olmak, Müslüman bir coğrafya olması… Ben Suudi Arabistan’da gördüklerimi dünyanın hiçbir yerinde görmedim. Bu kadar marjinal yaşam ve davranış biçimini, Cidde’de, Riyad’da villa partileri içinde gördüklerimi dünyanın hiçbir yerinde görmedim.

*“5 YTL’nin 1 YTL’si Kaos GL ve Lambdaistanbul’a gidecek”

Kitabınız ne zaman çıkıyor?

Çıktı, bugünden itibaren dağıtıma başladı. ‘3. Sınıf Hamur Kağıda Matbaa Mürekkebi Hayatlar’. Yani bizlerin hayatı, yani başbakan’ın hayatı, yani e-5’teki travestinin hayatı, yani devlet memurunun hayatı, yani gazetelere resimleri basılan herkesin hayatı. Didaktik otobiyografi kent belgeseli, eklektik ve kült bir anlatım, el yazısı. Bu bir ilk. Orhan Pamuk bey en pahalı yazarlarımızdan birisi. 15 YTL’lik kitapta 1.5 YTL telif alırken, ben 15 YTL’lik bu kurgudan 5 YTL’lik telif alarak edebiyat tarihinde rekor kırdım. O 5 YTL’nin 1 YTL’si de Kaos GL ve Lambdaistanbul’a gidecek.

- ‘2023’e hikayeler’ adlı 8 yıldır devam eden defileler zinciri düzenlediniz. Peki, 2023 Türkiye’sinde eşcinsellerin yaşamında ne gibi değişiklikler olacağını düşünüyorsunuz?

Çok kaybedilmiş haklar olacak, kazanılmış hiçbir şey olmayacak. Gittikçe asimile edilen, prototip ırk yaratma çalışmaları, büyük Ortadoğu projesi, genetik kodlamalar, renginde, kokusunda ve tadında hayatlar… Ama umarım bunun tersi olur. Yani çünkü ben ne dersem tersi çıkıyor ya hani, ben böyle söyleyeyim ki bari iyi bir şey olsun diyorum. Hep iyi bir dilekte bulunduğum zaman kötü oluyor. Ben de karar verdim, kötü dilekte bulunayım ki iyi olsun.

*“Siyasetçiler ünlüler sirkine layık”

- Podyuma siyasetçileri çıkaracak olsanız kimleri seçerdiniz ve neler giydirirdiniz?
Onları ‘Ünlüler Sirki’nde ağırlamak isterim. Çünkü onlar ünlüler sirkine layık. Onların yetenekleri herkesten daha fazla, orda maharetlerini sergilesinler.

- Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Mücadeleye devam!



*Muhabirimizin diğer haberleri

“Ben CHP genel başkanı olsam yüzde 45 ile iktidar olurum”

"Şimdi daha özgürüz"



*Konuyla ilgili haberler:

Terzide başlayan ihtilal

Bülent Ersoy bebeğin geliri Kaos GL'ye

Total muhalefete rağmen 16 yıldır birlikteyiz

"Pembe gözlükler cinsel, kırmızılar ise siyasetçi kimliğimi simgeliyor"

"RTÜK bildiğini okuyor ama bildiği yanıldığına yetmiyor!"

Tarkan’a medya da tepki verdi!