Kültür Sanat

Marksizm, LGBT ve Anti-Feminizm

6 Mayıs 2012

’Cinsellik ve Sosyalizm’, feminist odaktan yoksun. Feminizmin retoriğine de sahip değil. Wolf, kadınların ve LGBT bireylerin ezilmesinin nedenini, kapitalizm ve sınıf dinamiklerinde arıyor 

Sel Yayınları’nın LGBT Kitaplığı dizisini seviyorum. Dizinin ilk kitabı Hugh Stevens’ın derlediği ‘Gey ve Lezbiyen Yazını’, özellikle eşcinselliğin tarihsel süreç içinde değişen anlamının edebiyattaki izdüşümü kadar queer ve transgender edebiyat üzerine de ufuk açıcı makaleler sunuyordu. Sherry Wolf’un ‘Cinsellik ve Sosyalizm: LGBT Özgürleşmesinin Tarihi, Politikası ve Teorisi’ni de oldubitti ittifak kuramayan sol ile LGBT’nin tarihsel ilişkisini nasıl bir şimdiyle ilişkilendireceği ve LGBT özgürleşmesini örgütleyebilme yönünde nasıl bir feminist öneri ya da teori sunabildiği gibi hassasiyetlerle, merakla okudum. 

Sherry Wolf kendini “lezbiyen bir Marksist olarak, Stonewall sonrası kuşağın bir parçası” sözleriyle tanımlıyor ama siyasi kimliğinin feminizmi doğal olarak kapsadığını düşünmek yanlış olur. International Socialist Organization (Uluslararası Sosyalist Örgüt, ISO) üyesi bir sosyalist aktivist ve International Socialist Review editörü olmasına rağmen Wolf, ‘feminist’ terimini kullanmaktan imtina ediyor. Hatta baskının patriyarkadan kaynaklandığını savunan feministlere ateş püskürüyor. Aslında buna şaşmamak lazım. Barbara Winslow’un başkanlığı döneminde önemli sosyalist feminist atılımlar yapan ISO, 80’lerde adını Sosyalist İşçi Partisi (SWP) olarak değiştirerek feminizme sırtını döndü ve kendi Leninist parti inşası yorumunu geliştirmeye başladı. ISO, İngiliz SWP ile yollarını ayırdıktan sonra da durum pek değişmedi. ‘Marksist-Leninist ön-parti’ hizipler, hem doktrin hem de pratikte, kendini adamış antifeministlerdir ki Wolf’un kitabının temellendiği argüman da sanki bu! 

Ancak tek sorun feminist bilgi kuramlarından, feminist eleştiriden yararlanmaması değil. Feminizmi teorik olarak kapsayan bir eleştirel Marksizm’den de yoksun olması ve cinselliği sosyalizm ya da sosyalizmi cinsellik bağlamında, yani kitabın temel odağında irdelememesi büyük handikap. Wolf, Marksist, maddeci, sosyalist, hatta lezbiyen feminizmin feminist teoriye ve harekete katkısını görmezden gelerek kaynaklarını klasik Marksizm ve klasik psikanalizle sınırlı tutmuş. Marx, Engels, Lenin başta olmak üzere Freud’dan Kinsey’e, Gorki’den Hitler’e, Obama’dan Clinton’a bir eril referans yelpazesine karşılık değindiği pek az feministi de -Rita Mae Brown, Emma Goldman, Simone de Beauvoir, Betty Friedan, Judith Butler, Alexandra Kollontai, Radclyffe Hall- negatif bir eleştirellik içinde ele alıyor. 

‘Cinsellik ve Sosyalizm’ bir feminist odaktan yoksun olmakla birlikte feminizmin retoriğine de sahip değil. Kadınların ve LGBT bireylerin ezilmesinin tek nedenini, kapitalizm ve sınıflı toplumun dinamiklerinde arıyor Wolf. Feminist teorinin gelişmesinde Marx ve Engels’in görüşlerinin önemi tartışılmaz. Öte yandan Marksist analizin, kadının ezilmesini anaerkilliğin yıkılmasına bağlayıp partriyarkayı ve baskı mekanizmalarını görmezden geldiği, Marksizm’in analitik gücünün cinsiyetçiliğe ilişkin sınırlılığını gözden sakladığı, tarihsellikten yoksun yeni keşfedilmiş bir gerçek değildir. Ne de Marksist feminizmin en büyük çelişkisinin, Marksist analizi kullanmasına karşın, toplumsal ve tarihsel bir yapı olarak patriyarkayı tanımlamasıyla feminist analiz ve eleştiriyi odağına almaması olduğu... 

Lezbiyenliğin cinsel boyutu 
‘Lezbiyen Marksist’ kimliğine rağmen önemli Marksist feminist kuramcılara (Eli Zaretsky, Mariarosa Dalla Costa) Marksizm’in yabancılaşma ve tarihsel diyalektik materyalizm yöntemini kullanarak yeni yönelimler öneren feministlere (Juliet Mitchell, Shulamith Firestone), Michele Barrett, Tillie Olsen gibi Marksist feminist edebiyat eleştirmenlerine, lezbiyenliğin cinsel boyutunu olumlayan bir erotik arayışa sahip çıkan proleter ve siyah feministlere (Anja Meulenbelt, bell hooks), Marksist yapısökümcülere (Gayatri Spivak), feminizm ile Marksizm arasındaki eleştirel mesafeleri sorgulayan Rosemary Hennessy ve Chrys Ingraham’a, Marx’ın öngördüğünün aksine kapitalizmin partiyarkal geleneklerden yararlanarak onları güçlendirdiği sonucuna varan ikinci kuşak Marksistlere (Susaanne Schecch, Jane Haggis) maddeci feminizmin mimarı Christine Delphy’ye ve LGBT özgürleşmesine önemli katkıları bulunan lezbiyen feminizme (Bertha Haris, Ti-Grace Atkinson, Adrienne Rich, Mary Daly, Audre Lorde, Kate Millett, Jane Rule, Bonnie Zimmermann, Sheila Jeffreys, Monique Wittig vd.) değinmeye dahi gerek duymayan Wolf, sosyalist feminizmin kusurlarına ve eksiklerine ise klasik antropolojik ve Marksist tezlerle karşılık veriyor. Patriyarka teorisinin feminist harekette kurduğu “tahakkümü” eleştirerek, Heidi Hartmann’ın patriyarka teorisini, erkek egemenliğinin sınıf ayrımları içerisinde ortaya çıktığını iddia eden 19. yüzyılın evrimci tezleriyle çürütmeye çalışması, sosyalist feminist düşünceden, radikal feminizmden yararlanmayı denememesi, kitabın feminist teorik temelden ve belirgin bir feminist siyasetten yoksun oluşunun sonuçlarından biri. 

Kadınların ezilmesi gibi LGBT’nin ezilmesini de, kapitalizmin toplumsal cinsiyet normlarını telkin etmesine ve çekirdek ailenin işgal ettiği merkezi konuma bağlıyor Wolf. Ancak ailenin kapitalizmle ilişki içinde ve onun isterlerine göre şekillenmekle birlikte kapitalizm öncesi öğelerle karmaşık bir yapıya sahip olduğu gerçeğini ve aile formuyla ortaya çıkan erkek ve kadın arasındaki mülkiyet/iktidar ilişkilerini açıklayan partriyarkayı hesaba katmadığı için ne çekirdek ailenin homo/transfobik tutumunu analiz edebilir ne kadınlar ve LGBT adına özgürlükçü bir politika önerebilir ne de militanca savunduğu gey evliliklerine dair tutarlı bir alternatif söylem geliştirebilir hale geliyor. Bu evliliklerin yaygınlaşmasının aile kurumunun etki alanını genişletme ihtimalini sorgulamaksızın, eşcinsel evliliğin “heteroseksüel çekirdek ailenin en doğal aile biçimi olduğu fikrine açık bir meydan okuma” olduğunu iddia ederken, ailenin yapısını tarihsel olarak sökmediği, verili rol ve kimliklerden arınmış bir birlikte yaşam tasarımı önermediği gibi, queer teoriyi de -başta Butler- evlilik meselesine indirgeyerek “tekeşlilik ya da evlilik gibi ideallere yönelmiş beyaz geyleri dışladığı” iddiasıyla eleştiriyor. 

Tarihin bir noktasına sabitlenmişçesine, postfeministlerden, günümüzdeki toplumsal cinsiyet ve kesişimsellik çalışmalarından, queer ve transgender edebiyattan, ABD’de LGBT aktivizminin giderek en keskin tarafı haline gelen trans siyasetinden, transfobi ve cinsiyetçilikle olduğu kadar ekonomik adaletsizlikle de mücadele eden transfeminizmden hiç söz etmeyen ‘Cinsellik ve Sosyalizm’ “toplumsal mitleri sarsma” iddiası bir yana, politik olarak sorunlu, eleştirel açıdan eksik, indirgeyici, kendi içinde çelişkili ve muhafazakârlaşma çıtası taşıyan bir çalışma. (radikal kitap)

Cinsellik ve Sosyalizm 
LGBT Özgürleşmesinin Tarihi, Politikası ve Teorisi 
Sherry Wolf 
Çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Sel Yayınları, 2012, 284 sayfa, 20 TL.