LGBT / LGBT Türkiye

Eryaman'da travesti ve transeksüellere sistemli şiddet!

Çarşamba, 03 Mayıs 2006
Haber: Kaos GL
7-12 Nisan 2006 tarihleri arasında Ankara’nın Eryaman semtinde yaşayan travesti ve transeksüellere yönelik saldırılar düzenlendi. Lambdaistanbul konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı.

KAOS GL

Lambdaistanbul

Ülker Sokak’ta travesti ve transeksüellere dönük yapılan sistemli saldırıların 10. yıldönümünde şiddeti çözüm görenlerin faaliyetleri devam ediyor. 7-12 Nisan 2006 tarihleri arasında Ankara’nın Eryaman semtinde yaşayan travesti ve transeksüellere sistemli saldırılar yapıldı. Kişi başına 6-7 saldırgan düştüğü anlar bile oldu. Bu süreçte, çalıştığı caddede sopalarla ve sallamalarla saldırıya uğrayarak ağır yaralanan iki travestinin, hastaneden eve döndükleri akşam, yine aynı kişiler tarafından evleri basıldı. Kendi evlerinde saldırıya uğrayan travestiler, kollarındaki alçılar ve vücutlarındaki yaralara rağmen saçlarından tutulup yerlerde sürüklenerek yeniden dövüldüler.

Saldırganların sadece travestilerin çalıştıkları caddeye değil, aynı zamanda evlerine de gelerek sürdürdükleri şiddet, alışılanın aksine sadece gece değil gündüzleri de devam etti. Sıcak çatışmanın olduğu bir savaş ortamı gibi evleri ablukaya alındı. Evlerinden dışarı çıkanlara sopalı ve bıçaklı saldırılar devam etti. Travestiler tarafından yardıma çağrılan polisler konuyla ilgilenmediler, görmediler, duymadılar. Canlarını Ankara dışına zor atan travestilerden ikisi saldırganlarla ilgili suç duyurusunda bulunarak hukuki süreç başlattılar.

Aşağıdaki metin saldırılara uğrayanlardan Esma ile 22 Nisan 2006, Cumartesi günü, İstanbul’da, Lambdaistanbul Kültür Merkezi’nde yapılan görüşmeden seçilen bölümlerden oluşmaktadır.

“Eryaman’da oturuyoruz hepimiz. 10–15 kişi kadar varız…

Normalde bazı olaylar olur biliyorsunuz, travestilere falan saldırılar olur. Onlar normaldir yani alışılmıştır. Fakat son dönemki bu kaçmamıza sebep olan olaylar, normal, dışarıda, hani “şunları gidelim dövelim” gibisinden değil de, son derece barbarca, vahşi ve katliam yaparcasına, resmen öldürmeye yönelik hareketlere dönüştü.

Bunların da çoğunu polis görmedi zaten, yani gördü de görmedi.

Olaylar en başta, bir gün yine 4. etaptaki cadde üzerinde işe çıkan arkadaşların birkaç araba gelip, 25–30 kişi civarında, belki daha da fazla, sayıları çok kalabalık… Onların ellerinde sopalar… Hiç eksik olmadı zaten saldırılar boyunca… Büyük boyda sopalar ve sallamalar ve döner bıçaklarıyla arkadaşlara saldırmalarıyla başladı, dövmeleriyle başladı. O gün o şekilde geçti. Yani küçük çapta bir saldırı oldu, birkaç arkadaş yaralandı… Ertesi gün bir başka arkadaşa bir saldırı oldu.

Genelde akşam 9’la 11 arasında başlıyordu olaylar. İki gün üst üste bu oldu. Daha sonra, işte bir gün sonra Ankara’nın balyoz ekibi, ahlakı (Ahlak Masası) geldi. O gün orda çalışmamıza izin vermedi, bu son iki gündürki olaylardan dolayı. Zaten çıkmadık. Bir gün sonrası da kandildi. Kandil gecesi zaten kimse çıkmıyor dışarı…

Ondan sonraki günlerde zaten olaylar tam zıvanadan çıktı. Bir arkadaşımız, Yağmur adında bir arkadaşımız, şişmandır kendisi, yani koşma, kaçma ihtimali yok… Üç arkadaş daha… Onlar işteyken, yoldayken yine arabalarla geliniyor, yeşil Ford, şu an plakasını hatırlamıyorum ama arkadaşlar plakayı bana rahatlıkla söyleyebilirler… Yeşil Ford, eski bir Ford… Özellikle liderleri dediğimiz insanlar o arabanın içinde, çünkü en çok göze batan araba oydu. Yine 25-30’un üstünde insan. Her bir travestiye 6–7 kişi düşüyor. Yani arabadan inenleri hesaplarsak… Linç ettiler. Sallamalarla, sopalarla dakikalarca dövdüler. Başka arkadaşlara da aynı anda başka gruplar saldırdı. Yani aynı arabadan inip beşer beşer dağıldılar. Herkesi, kimi yakalarlarsa…

Arkadaşlardan biri bir arabaya bindi, kaçmak istedi, sivil oradan tesadüf geçen bir arabaya binip kaçmak istedi. Kaçmak isterken arabanın camlarını falan indirdiler. Yani bizimle hiç ilgisi olmayan kişi, kurtarmak isterken, onun da arabasını parçaladılar… Ondan sonra Yağmur dediğim arkadaş çok feci şekilde ağır bir darbe aldı… Oradaki Halk Tıp Merkezi’nde ilk müdahale yapıldı. Oranın doktorları hemen Numune’ye, Ankara Numune Acil Servisi’ne kaldırılmasını istediler. Çünkü beyin kanaması geçirmiş olma ihtimali var, dedi. Yalnız bu arada, bu Yağmur denilen arkadaş linç edilirken, dövülürken değil, linç edilirken, bizim bir başka arkadaş olayları görüp yakınlarda bir ekip otosu durduruyor ve onları alıp arkadaşı kurtarmaya geliyor, polisler engel olur mu gibisine. Fakat polisler arkadaşa diyorlar ki, arabanın içine kitliyorlar, “sen burada dur, inme, seni de döverler” diyorlar. Daha sonra polislerin yanında bile arkadaşı, ekip otosunun yanında bile, dövmeye devam ediyorlar, linç etmeye devam ediyorlar. Ondan sonra polislerin yaptığı tek hareket, o döven insanların elinden sopayı almak ve “hadi git” demek oluyor. Resmen “git” demek oluyor.

Neyse işte o gün o şekilde, 3–4 arkadaş ağır yaralı, bir tanesi çok ağır yaralı bir şekilde hastanede geçirdik. Tabi bizim sinir sistemlerimi oldukça bozuldu… Bir sonraki gün yine biz çıktık.

Yine geldiler, aynı grup ama yaya olarak geldiler. Silah sıktılar. Kuru sıkıdan bozma bir silahı kullanmışlar. Arkadaşın sağ kolu kırıldı. Mermi içinde kaldı. Ameliyat, işte hastaneye götürüldü falan. Kolu alçıya alındı ama mermi çıkmıyor. Sadece iki günde bir pansumanlara gidip kontrole gitmesi gerekiyordu. Kolu ağır bir şekilde alçıya alındı. Öğrendiğimiz kadarıyla domdom kurşununun küçüğü bir şey, tam o konuda bilgim yok emin değilim de, küçük boyutunda bir şey koymuşlar içine… Kafasına ya da bir yerine gelse öldürecek derecedeymiş. Vuruldu, işte biz onu hastaneye götürdük. Ondan sonra alçıya falan alındı, çok kötü bir durumda geldi fiziksel olarak. Kolunda mermi var, kolu alçıda. O da evine yatırdık işte. Gerekli müdahale yapıldıktan sonra getirdik, evine yatırıldı.

Gece yarısı… Bu vurulan arkadaşla linç edilen arkadaşın aynı evde yatarken, gece yarısı, aynı grup geliyor, kapıyı kırıyorlar, evi basıyorlar, arkadaşları tekrar linç ediyorlar, “siz daha ölmediniz mi?” diyerekten. O linç edilmiş, ağır yaralı arkadaşı saçlarından evin içinde sürüklüyorlar ve feci bir şekilde parça parça ediyorlar. O kolu alçıdaki, daha acilden yeni gelmiş, yani vurulalı iki gün olmuş arkadaşı, alçılı kolundan tutup tanınmaz hale getiriyorlar. Evi darmadağın ediyorlar. Korkunç derecede bir dayak atıyorlar. Evi darmadağın ediyorlar ve çıkıp gidiyorlar.

Evin basıldığı gün sinirler oldukça gergin, gece toplanılıyor işte, kızlar bırakıyorlar işleri, olayları şey yapmak için, polisle bir gerginlik çıkıyor. Arkadaşlardan biri artık tepkisini göstermek için üstüne benzin döküp kendini yakma girişiminde bulunuyor. Tabi bu arada çok gergin anlar oluyor, kuru sıkılar sıkılıyor, polisler havaya silahlar falan sıkıyor, çok sert bir şey oluyor. Üç ya da dört arkadaşımız şey oluyor, gözaltına alındılar, polise saldırmak, işte polise mukavemet mi diyorlar, ondan dolayı, gözaltına alındılar. Karakoldu tutuldular o gece. Bu arada arkadaşlar evin basılmasını polislerle protesto ederken, o gerginlik anında polislerle itiş kakış olurken, evi basanlar bir saat sonra yine arabalarla geliyorlar. Ve polislerin yanında, o kadar kalabalık polis, siviller olsun, ahlak olsun, her türlü polis orda, çok gergin bir an. Polislerin yanında yine arkadaşlara saldırıyorlar. Yani iki saat içinde ev basıyorlar, evde ağır yaralı yatan insanları linç ediyorlar, arabaları parçalıyorlar. Olayları protesto edenleri, bir saat sonra geri toplanıp, tekrar kızlara saldırıyorlar. Ve hiçbiri yakalanmıyor. Her ne kadar bu olaylar polislerin yanında olsa da, polis bir tanesinin kolundan tutup da “nedir sizin amacınız” demiyor. Polisler olaylara karışmıyor. Ve o gün arkadaşlar gözaltına alınıyor, mahkemeye çıkacaklar.

Tabii biz evlere geldiğimizde, bizde sürekli telefon diplomasisi devam ediyor. Telefonlarda hep şu söylendi bize, sakın kapıları açmayın, hepinizin evini biliyorlar. Kapıların arkasına yığınak yapın, evlerinizi basacaklar. Polise güvenmeyin, polis gelmeyecek. Biz o geceyi, sadece kendi evimizde değil, diğer kızların evlerinde de, kapılara koltukları masaları yığdık. Koltuk ve masaları yerleştirdik. Korku filmlerinde olur ya işte panik anında şey yaparsın. Elektrikleri söndürdük. Tuvalete bile parmak ucunda gittik. Korku içinde bekledik, evimiz basılacak, bize de saldıracaklar diye. Çünkü gözleri o kadar dönmüş ki, önceleri biz sokakta işe çıktığımız zamanlar geliyorlardı. Ama evimizde… ağır yaralı insanların olduğu bir evin kapılarını kırıp linç edebildiklerine göre ve polisin yanında her türlü güce sahip olduklarını gösterdiklerine göre ve hiç kimsenin yardım etmeyeceğini bildiğiniz zaman ne yapıyorsunuz, kapıların arkasına yığınak yapıyorsunuz. Can güvenliğiniz yok. Saldırılar sadece dövelim değil, yani resmen ölsün gitsin gibisinden bir saldırı. Yoksa göz korkutma gözdağı vermek olsa, kurşunlanmış kolu, kolunda kurşun olan, alçılar içinde, yataktan kalkamayan, yanında da linç edilmiş ağır yaralı bir insanı… Evin kapısını kırıp, onları tekrar saçlarından sürükleyip tanınmaz hale getirmek, yani hiç akıl mantığı değil. Ne kadar da barbar bir insan olsa o kadarını yapamaz. Biz kapıları falan kilitledik işte, geceyi uykusuz korku içinde geçirdik.

Bir arkadaşımız Eryaman polis karakolundaki polislerden biriyle konuşmuş, rütbeli polislerden… Polis şöyle söylemiş, rütbeli polis, “Eryaman’da işe çıkmayın, Eryaman’da fuhuş yapmayın, günlük hayatınıza devam edeceksiniz, size saldırı olmayacak, evleriniz basılmayacak” garantisi verdiler. Bunu arkadaşımıza söylüyorlar. Yani açık açık şunu söylüyorlar, “Eryaman’da fuhuş yapmazsanız size bu tür saldırılar olmayacak, eviniz basılmayacak.”

Bir de bir şeyi daha söyleyeyim, daha önce söylemeyi unuttum. Özellikle şunu belirteyim. Olayların başladığı günle bizim Eryaman’dan kaçtığımız güne kadar olan geceleri, bu olayların başladığı zaman, bizim durduğumuz yoldaki sokak lambaları hep kapatılmıştı. Yani sokak lambaları özellikle söndürülmüştü. Yani, burayı bir cadde düşünün, burayı da başka bir cadde, sadece bizim takıldığımız caddenin sokak lambaları hep karanlıktaydı. Onu da belirteyim, özellikle söndürülmüş gibi. Yolun her tarafı yanıyor. Karşı caddeler falan… Bizim işe çıktığımız cadde tamamen söndürülmüştü.

İki ağır yaralı arkadaş, biri kurşunlanmış biri linç edilmiş ve tekrar saldırıya uğramış olan arkadaşlar, memlekete M...’e gitmek istediler. Sadece evden, basılan evden özel eşyalarını almayı düşünüyorlardı. Çünkü ikisi de çok ağır yaralı, çalışabilecek durumda değiller. Küçük bir pikap bulduk, nakliyat aracı. Televizyon, müzik seti gibi önemli şeyleri almayı düşündüler. Diğer tüm mobilyalar, yataklar falan kalacak. Makyaj malzemesi gibi öncelikli şeyleri almak için eve gittik. Evi taşıdık. Dört arkadaştık işte böyle günlük kıyafetler, terlik, evi taşıyoruz falan. Gündüz 11 sularıydı. Bu şeyden sonra oluyor. Hani arkadaşlar mahkeme olayından geldi, evde konuşuldu, toplanıldı. Bizim bir arkadaş komiserle konuşmuş dedim ya hani, artık günlük yaşantınıza devam edebilirsiniz. Yarım saat sonra oluyor, artık herkes normal evine dönüyor. Bir rahatlama var, olaylar bitmiş gibisinden. İşte o konuşup dağıldıktan sonra, biz eşyaları, arkadaşların eşyalarını almaya gittik. Taşıdık. Taşımamız tam bitti, yani aracı artık götüreceğiz, bu yeşil Ford tekrar geldi, gündüz vakti. Yine sopalarla, sallamalarla. Üzerimize doğru sürdüler arabayı, tabi biz o an kaçtık. Herkes bir yana dağıldı, ben terliklerimi bırakıp kaçtım, o bir şeyini bıraktı kaçtı. Nakliye içindeki eşyalar Eryaman’ın ortasında öyle kaldı. Bir eve sığındık, bizim kızların evine sığındık. İşte ondan sonra polisi aradık. Polis güvenliğinde eşyaları çıkarmak istedik. Polise dedik, böyle böyle oluyor. Tabi bu arada kızların hepsine haber veriyoruz. Geri geldiler, gündüz geldiler. Saldırmaya gündüz geldiler.

İşte kaçtık, polisi çağırdık. Polis aracı uzun bir süre gelmedi. Sivil ekip otosu falan çağırdık. Neyse daha sonra polisler geldi. İşte olayları anlatıyoruz, tekrar saldırdılar, gerekeni yapın, şudur budur. Ama polislerin hiç ilgisi yok. Yani polisler hiç ilgilenmiyor, sürekli bir şeyler söylüyorlar. Bir evde rehin kaldık. Arabalarıyla etrafta dolaşmaya başlıyorlar, bir sivil ekip geldiği halde. Onların yakınında dolaşıyorlar. Bizler rahatlıkla görüyoruz ama polisler görmüyor yani görmüyor. Gösteriyoruz hala görmüyorlar.

Ondan sonra işte arkadaşların, M...’e gitmek düşüncesindeler, ağır yaralı olanlardan, önce vurulan sonra aynı kişiler tarafından tekrar linç edilen arkada, aşağıda bekleyen sivil Toros içine kilitledi, içine bindi. “Ben” dedi “bunlarla gidiyorum. Hiç can güvenliğim yok. Beni bu bölgeden çıkartsınlar. Ben bir otobüs bulup gideceğim” diyerek kendini arabaya kilitledi, o şekilde gitti. her şeyini bıraktı gitti. Sivil ekip otosuyla Eryaman dışına çıktı. Ama bu arada gruplar çoğalmaya başladı. Gelenlerin arkası da gelmeye başladı ve hepimizin evini de biliyorlar. Çoğumuzun evinin etrafında abluka kurmaya başladılar. Evlerde artık rehin aldılar. Ellerinde sallama ve bıçaklarla gündüz vakti ve çok kalabalık.

Arkadaşlardan biri diğer kızların evinden çıkıp, kendi evinden özel eşyalarını alıp o da gitmeyi düşünürken yolda yakalıyorlar. Bir de her tarafa dağılmışlar. Parkta normal oturur gibi duruyorlar, gazete okuyor bazıları, bazıları sallama bıçakla geziyor ama bazıları gazete okuyor, yani hiç belli etmiyorlar. Kendilerini normal bir şey yapıyor gibi… Birisi sigara içiyor, iki kişi oturmuş sohbet eder gibi yapıyor. Ama bir anda bir bakıyorsun, yakaladıklarını hepsi bir anda toplanıp linç ediyor. Esra adındaki arkadaşı bu şekilde yakaladılar. Saçlarından, insanların içinde, taksi durağı var, en işlek yeri, dolmuşlar, otobüsler geçiyor, aileler falan geçiyor… Saçlarından sürükleyip tekme tokat dövdüler, telefonunu gasp ettiler. Döverken de demişler, “Daha Eryaman’ı terk etmediniz mi? Ölmek mi istiyorsunuz?” döverken bunları da söylüyorlar. Arkadaşı feci şekilde dövüyorlar.

Sürekli telefonlaşıyoruz, artık sokağa çıkamıyor kimse, evlerde rehin kaldık. 9 kişi bir evde rehin kalmışız ve evin etrafını sarmışlar. Polisleri çağırıyoruz. En son ekip otosuna dedi ki, “bakın can güvenliğimiz yok, bilmem ne yapıyorsunuz yapın. Bak motosiklet plakası takmış, plakası şu, arabanın rengi şu, markası şu, tam en işlek yerlerde cirit atıyor” ama polisler hiç ilgilenmiyor. Sadece polis memurunun biri dedi ki, “savcılığa” dedi, “dilekçe yazın” dedi. “Plakayı, şuyu, buyu, yazın” dedi. “Hepiniz isimlerinizi yazıp imzalayın, savcılığa işlem yapın” dedi. “Savcılık bize bildirsin” dedi, “biz de gerekeni yapalım.” Bunu söylerken, polisler evin içine girmiş konuşurken, abluka sürüyor. Ellerinde sopalarla bizi linç etmeyi düşünen insanlar etrafta ve polis bize hala bürokratik işlemler çıkarıyor. Kırtasiyeden bahsediyor, kalem kâğıt alın gibisinden. Arkadaşlardan biri dilekçeyi yazdı, hemen imzaladı, hepimiz imzaladık. İşte götürdü, arabasına bindi, savcılığa götürdü. Savcılıkta “olmamış, hepinizin ayrı ayrı yazması gerekiyor” gibisinden bir şey söylenmiş. O da yattı yani, bir sonuç çıkmadı.

Ama bu arada biz ecel terleri döküyoruz, soğuk terler döküyoruz. Yani resmen rehin kalmışsın ve her an parça parça edileceksin, hiç acımaları yok. Hiç acımaları yok. Ve gittikçe sayıları artıyor, 100’e yaklaştılar. Çünkü 7–8 tane travestinin oturduğu ev var. Her ev için, etrafında 15–20 kişiyi düşün. Etrafta dolaşanları düşün, arabayla gezenleri düşün. Koskoca Eryaman, o işlek, o canlı yerde bir şey var, bir korku filmi yaşıyorsun. Sadece bizler yaşıyoruz, polisler de biliyor. Sadece telefonlarla artık şunu yaptık, kaçalım… Çoğumuz M...’den gelmişiz, Eryaman’daki 20’ye yakın kişinin belki 17’si M..., diğerleri A.... Yani aynı bölgeden gelmişiz. “M...’e kaçalım, gidelim bir an önce, buradan çıkalım, kaçalım, eşyalar kalsın, polislerin yardım edeceği yok” düşüncesi var. Saatlerce hepimiz ayrı ayrı evlerde rehin kalmışız. İnsanlar ağlıyor, korku içinde bekliyorlar ve gittikçe zaman ilerliyor ve hava kararıyor. Hava karardıktan sonra kesin saldıracaklar. İsteseler gündüz de saldırırlar da, gecenin karanlığına saklanacakları kesin. Saldıracaklar, çünkü onun için bekliyorlar, bir gün önce ev basmışlar. Yaralı insanları tekrar yaralamışlar, ertesi gün gündüz gelmişler, saldırıyorlar, gördükleri yerde saldırıyorlar. Gece basacaklar ve hepimizi sallamalarla parça parça edecekler tekrar. Zaten çoğumuz yaralanmış insanlarız onlar tarafından. Her bir arkadaşla telefonla konuşuyoruz.

Mesela Eylem diye bir arkadaş arıyor, onlar 5 kişi rehin kalmışlar. Onların içinde Yağmur diye iki kere linç edilen arkadaş da, artık ayakta duracak hali yok. Doktora gitmesi lazım, artık muayene olması lazım ama hiçbir müdahale yapamıyoruz. “Evde rehin kaldık, polisler ilgilenmiyor”, ağlayarak anlatıyor, çıldırmış bir şekilde anlatıyor. İşte, “polisleri arıyorum, karakolu arıyorum, yalvarıyorum, gelsinler, onların eşliğinde çıkayım, evime gitmek istiyorum, M...’e gideceğim. Gelmiyorlar” diyor.

Ece diye başka bir arkadaşın evinde 5 travesti rehin kalmış. Onlar da ayrı bir şekil de yalvarıyor, “sıkıştık kaldık, pencereden bize bakıyorlar, taş atıyorlar, şunu yapıyorlar, her an saldıracaklar, polisleri arıyoruz, gelmiyorlar” diyorlar. Üç saate yakın polisler gelmedi, üç saate yakın boyunca polisler gelmedi.

Üç saat sonra Eylem ve arkadaşlar işte polis eşliğinde, ekip otosu geliyor, onların eşliğinde hiçbir şeylerini alamadan, normal kıyafetlerle, onların eşliğinde kaçıyorlar. Tabi bu arada onlar kaçarken, polislerin eşliğinde kaçtıkları halde, bu insanlar arabalarla onlara yine saldırmak istiyor. Tek yapabildikleri otobüsle değil de, tren garına kaçabilmeyi başarıyorlar. Ve tren garından trene binip onlar M...’e doğru gidiyor.

Arka kapıdan kaçtık, her şey, eşyalar falan, orada kaldı. O an o saatlerde herkes kaçışmaya başladıktan sonra, herkes her şeyini bırakıyor yani, kaçmaya başladıktan sonra. Basılan evi yağmaladıklarını gördük.”


Lambdaistanbul
Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi

İstiklal Caddesi, Büyükparmakkapı Sokağı Halas Apt. 20/4 Beyoğlu – İstanbul

Tel: 0 212. 245 70 68

www.lambdaistanbul.org

lambda@lambdaistanbul.org