Yaşam / Cinsellik

Cinselliğin siyasi sarkacı

12 Haziran 2012
İktidar tahakküm altına alınması gereken bir günah ve disiplinsizlik alanı olarak gördüğü cinsellik alanına aynı zamanda bir üretim, bir çoğalma ve haliyle bir iktisadi ve politik sömürü alanı olarak da ilgi duymaya ve ilgi göstermeye başlar, müdahaleye yönelir.
 
…Dinsel muhafazakârlık ile neo-liberal ve subemperyalist ekonomik hırs arasında salınan sarkacın darbeleriyle kürtaj yasağı ve yapılacak çocuk sayısı talimatlarından uygulanabilir ve meşru cinsel ilişki pozisyon ve yöntem önerilerine bir oturumdan diğerine gidip gelen bir cinsellik tasavvuru haliyle ülkenin gündemi oluyor.
 
80′lerin başında, Michel Foucault’nun 1975 tarihli Surveiller et punir (Gözetim altında tutma ve Cezalandırma) adlı kitabının Überwachen und Strafen adıyla ve Die Geburt des Gefängnisses (Cezaevinin Doğuşu) alt başlığıyla yayımlanan Almanca çevirisinde rastlamıştım bu kavrama ilk kez: Anatomi-politika. Sonraki yıllarda gönendirici zenginliği ve baş döndürücü verimliliği ile tireyi de kaldırarak çok sayıda yazımda kullanacağım bu kavram, anatomipolitika, Batı’da 17. ve 18. asırda ortaya çıkan, bedene, tekil (bireysel) bedene yönelik iktidar tekniklerinin uygulayım ve sonuçlarının tanımlayıcı ismidir, diyebilirim.
 
Foucault, anatomipolitika’nın işlevini tarif ederken, “Bütün bu prosedürler tekil bedenlerin mekân içindeki dağılımını (ayrıştırılması, yönlendirilmesi, dizilmesi ve gözetlenmesini) ve bu tekil bedenlerin etrafındaki bütün bir görünürlük yüzeyinin organizasyonunu mümkün kılmıştı. Bu teknikler sayesinde bedenler tahakküm altına alınmış, talim terbiye vs sayesinde yararlılıkları artırılmış ve iyileştirilmişti.
 
Bunlar aynı zamanda, bir iktidarın bütün bir gözetim altında tutma, kontrol etme, kaydetme ve raporlama sistemi sayesinde en az yatırımla uygulanabilecek rasyonalizasyon ve ekonomik denetim teknikleriydi: Bütün bu teknoloji emek ve çalışmanın disiplin teknolojisi olarak tanımlanabilir. Bu teknoloji sona eren 17. asır ve ardından gelen 18. asır boyunca yerleşti” diyor.
 
Foucault, anatomipolitikaya ilişkin bu açımlamayı 17 Mart 1976′da Collège de France’daki bir konferansında yapıyor ama 1975′te yayımlanan Cezaevinin Doğuşu’nda anatomipolitik teknolojiler okuldan fabrikaya, hastaneden kışlaya ve nihayet cezaevine uzanan bir kurumsal coğrafyadaki görünümleri ve elbette benzerlikleriyle ele alınır ve ilişkilendirilir. Ve hepsinde gözetlenen, dizilen, zorlanan, talim ettirilen, kapatılan ve cezalandırılan o kırılgan insan bedeniyle buluşturur bizi. Bedenimizle.

Ancak bir sene sonra, 17 Mart’ta yaptığı konuşmanın esas önemi ise şuradan gelir ki, Foucault ilk kez burada biyo-iktidar kavramını ortaya atar ve anatomipolitikadan farkını ortaya koyar.
 
Anatomipolitik disiplin teknolojisini dışlamadan, tam tersine onun içine sızarak ve onu kapsayıp entegre ve modifiye ederek ve yine onu kullanarak 18. asrın ikinci yarısından itibaren gelişen biyo-iktidar beden olarak insan ile, insan bedeni ile değil, canlı olarak insan, tür olarak insan, insan hayatı ile ilgilidir.
 
Konuşmayı dinlemeyi sürdürelim: “Disiplin; gözetim altında tutulması, terbiye edilmesi, yararlanılması ve icap ettikçe cezalandırılması gereken bedenlere ayrışmış insan çoğulluğunu idare etmeyi denerken, yeni teknoloji beden değil, aksine doğum, ölüm, üretim, hastalık vs süreçlerinin belirlediği toplu bir kitle oluşturan insan çoğulluğuna yönelir. Tekilleştirme, bireyleştirme modu ile gelişen bedene yönelik ilk iktidar müdahalesinin ardından, bu defa bireyleştirmeyen, bilakis kitleselleştiren, yani beden-insana değil, tür-insana yönelen bir ikinci iktidar müdahalesi ile karşı karşıyayız. 18. asırda yayılan insan bedeninin anatomi-politikasından sonra aynı asrın sonunda artık insan bedeninin anatomi-politikası olmayan, bilakis benim insan türünün biyo-politikası olarak adlandırmayı uygun bulduğum bir şeyle karşılaşıyoruz.”
Foucault’nun, bugün de uygulama olanakları serpilerek geliştiği ölçüde bütün yaşam alanlarımızı iktidarın talimgâh ve ceza kurumlarına dönüştüren bu iktidar tekniklerinin, anatomipolitika ve biyo-iktidarın birbirini dışlamayıp girift bir ilişki içinde işlediğini sık sık ve önemle vurguladığını unutmayarak devam edelim.

Biyo-politikanın temel siyasi meselesi nüfustur, bir siyasi ve iktisadi obje olarak nüfus. 18. asrın sonlarına doğru emek ve askeri güç olarak nüfusu ya da ırkı, artık geçici, görece kısa süreli salgınlar değil de, henüz tedavi olanakları gelişmemiş ama sinsice yayılan ölümcül hastalıklar ve doğum kontrol yöntemlerinin tehdidi altında gören iktidar istatistiklere saldırır, biyo-politikasını bu verilere göre biçimlendirir.
 
Anatomipolitik disiplin tekniklerinin bir denetleme, gözetleme, cezalandırma alanı olarak dikkat kesildiği cinsellik, artık biyo-iktidarın biyo-politik tekniklerinin de uygulama alanıdır. O güne kadar iktidarın tahakküm altına alınması gereken bir günah ve disiplinsizlik alanı olarak gördüğü cinsellik alanına iktidar, artık aynı zamanda bir üretim, bir çoğalma ve haliyle bir iktisadi ve politik sömürü alanı olarak da ilgi duymaya ve ilgi göstermeye başlar, müdahaleye yönelir.
 
Başbakan Erdoğan ve AKP’nin cinsellik alanına müdahaleci ve yasakçı yaklaşımı ve gerekenden fazla ilgisi ilk bakışta dinsel referanslı bir anatomipolitika sanılabilir. Dini dünya görüşü elbette bu siyasi yapı üzerinde çok etkili. Ancak aynı yapı ve siyasi figürlerinin nasıl bir siyasi ve ekonomik büyüklük kompleksi taşıdığı da açık. İşte tam da burada iktidar ve Başbakan din referanslı anatomipolitik söyleminden biyo-iktidarın isterlerine savruluyor. Dinsel muhafazakârlık ile neo-liberal ve subemperyalist ekonomik hırs arasında salınan sarkacın darbeleriyle kürtaj yasağı ve yapılacak çocuk sayısı talimatlarından uygulanabilir ve meşru cinsel ilişki pozisyon ve yöntem önerilerine bir oturumdan diğerine gidip gelen bir cinsellik tasavvuru haliyle ülkenin gündemi oluyor.