Yaşam / Cinsellik

Cinsel Hastalık Olarak Özgürlük

Perşembe, 14 Haziran 2012
Cinsellik her ne kadar kapalı kapılar ve duvarlar ardında, elden geldiğince gizli ve ekseri iki kişi tarafından deneyimlenen bir yaşantı olarak tasarlansa da, dinlerden modern devlete bütün iktidar odakları ve tahakküm aygıtlarınca sıkı bir denetime tabi tutulagelmiş, eylemin aktörlerine içselleştirilmiş otorite, sözlü ya da yazılı yasalar ve giderek polisiye ve askeri müdahaleler yoluyla gözetlenmiştir.
 
Kendisini alttan alta bir röntgenci, bir voyeur, arsız bir dikizci olarak sevişen insanlara öylesine güçlü, öylesine şiddetli ve öylesine tehditkar dayatır ki bu iktidarlar ve evet bunu, o denli alttan alta yapar ki, insanlar kendilerini en yalnız ve çoğunlukla sadece bir kişiye açık olarak tasavvur ettikleri bir anda, bir yandan da panopticon’un bir hücresinde ve gözetleme kulesinin görüş alanındaymışçasına kontrollü davranmaya mecbur bulur, utançla karışık bir huzursuzluğun takibinden azad olamaz.
 
Cinselliğin mahrem bir alan olması noktasındaki ideolojik uzlaşının perdesi iktidar kurumlarının yasak üretme tulumbasının basıncı ile habire açılır ve cinsel hazzın en iyi tanıdığı o huzursuzluk ve suçluluk duyguları yatak odasına dolar.
 
İşte bu duygulardır ki, din ve devletin cinsellik yaşantısında potansiyel olarak saptayıp yok etme konusunda hemfikir olduğu özgürlük kıvılcımını alev almadan söndürecektir.
 
İktidarlar için özgürlük bütün kamusal alanlarda denetim altına alındıktan sonra artık sadece cinsel yoldan bulaşan bir hastalık olmuştur.
 
Ahlak, din ve siyasi araçsallaştırma cinselliği mahrem alandan kamuoyu önüne çıkarıp afişe ve deşifre ettikten sonra kuru bir üreme düzeneği olarak geri verir. Cinsellik artık bireyin kâbus olarak kaçtığı, bir an önce uyanıp kurulanmak istediği bir ıslak rüyadır. Muhafazakâr ve totaliter kurumların cinsellikle meselesi özgürlükle olan eşzamanlı meselesidir.
 
İnsanın en özel alanına giren iktidar, böylelikle insanı total kontrolün gerekliliği ve kudreti konusunda ikna edecek, kişiyi bireyleşme imkânlarının imkânsızlığına inandıracak ve bedenine el koyduğundan çok daha etkili biçimde onu ruhundan uzaklaşma yoluna sokmuş olacaktır.
 
Cinsellik alanına ilişkin görece özgür tasavvur ve fikirlere sahip düşünce sistemleri beklendiğinin tersine bu alanı kendi içinde ve etik sınırlar dâhilinde değerlendirirken, muhafazakâr ve totaliter sistemlerin cinselliği çok daha geniş bir alana yayarak özgürlüğün saf dışı edildiği arsız bir gösteriye dönüştürmesi bundandır.
 
Özgürlük korkusundan.