Yaşam / Cinsellik

Edepli Yargıtay, edepsiz toplum

19 Haziran 2012
İktidarın tüm kurumları ve olanca gücüyle bacaklarımızın arasına girmeye çabalaması kendi varlığını edepsizce ebedileştirme gayretinden başka bir amaç gütmez.
 
Yargıtay, porno film sattığı için 1 yıl ceza verilen sanığın, filmlerde oral ve anal seks görüntüleri olduğundan daha da ağır bir cezaya çarptırılmasını istemiş. Gerekçesi de filmlerde ‘doğal olmayan yollardan yapılan cinsel davranışlar’ içeren görüntülerin olması.
İlk bakışta gülüp geçilebilecek, Yargıtay üyelerini, cinsellikle ilgili cehaletlerinden dolayı sarakaya alıp, üzerinden epey geyik çevrilebilecek bir haber gibi duruyor.
 
Bunca dert varken, hem de porno gibi netameli bir konuda verilen cezayı az bulanlarla dalga geçmenin riski var. Sen pornoyu mu savunuyorsun, edepsizliğe prim mi veriyorsun, porno kadın aşağılaması değil mi zaten, diye başlayacak bir salvo altında kalmak mümkün.
 
Yargıtay’ın cinsellikle üremeyi bir ve aynı şey sanmasıyla dalga geçmek mümkün ama aslında mesele pek alay edilerek geçilecek denli sıradan değil.
 
Aynı Yargıtay’ın tecavüz edilen seks işçisiyse cezanın indirilebileceğine, 13 yaşında otuza yakın erkek tarafından tecavüze uğrayan çocuğun kendi rızasıyla ve para karşılığı ilişkiye girmiş olabileceğine de karar vermiş olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Dahası var. Aynı hukuk sisteminin gey ve transseksüellere yönelik nefret cinayetlerinde yargılama sürecindeki vurdumduymazlığıyla iktidarın kürtaj karşıtlığı arasında da bir ilişki var.
 
Bir zihni ortaklık.
 
Zihni ortaklığın kilit kavramı da sadece ‘doğal yoldan’ yapılan cinselliği ‘normal’ kabul edip, diğer tüm cinsellikleri ‘anormal, doğal olmayan, sapkınlık, edepsizlik, günah ve suç’ kapsamı altına alarak cezalandırmak.
Yargıtay, hukuk sisteminin ideolojik şahikası olarak iktidarın ideolojisinin bekçisi. Cinsellikle ilgili kararları da iktidarın cinselliği nasıl denetim altına aldığının göstergesi.
 
İktidar tebaasının cinselliğine ancak üreme amaçlı olduğunda izin veriyor. Üremeyi sağlamayacak her türden cinselliği ise hangi yollardan kurulmuş olursa olsun yasaklayıp, cezalandırıyor.
 
Ancak çocuk yapmaya yarayacaksa ve çocuk yapacak şekilde cinsel ilişki kurabilirsin aksi halde yasak!
 
Böylece evlilik olmadan cinsellik, doğum kontrol yöntemi kullanımı, heteroseksüel dışı cinsel yönelimler, tümü yasaklanarak, cezalandırılmayı hak eden ‘anormalliklere’ dönüştürülüyor. İktidar ahlak, din, hukuk ve tıp gibi ideolojik araçlarıyla cinselliği denetim altına alarak kontrol eder. Bir yandan ‘anne’liği yüceltip kutsallaştırırken, aynı zamanda çok çocuk doğur(t)mayı teşvik ederek cinselliği sadece üremek için yapılmasına izin verilen bir eyleme dönüştürür.
 
Cinselliğin üreme ile eşleştirilmesi hazzın denetim altına alınması, haz almanın ‘edepsiz, anormal, günah, suç’ olarak değerlendirilmesini sağlar.
Ve her iktidar, aslında kendisi ‘doğal’ değilken hazzı denetleyerek kendisini doğallaştırıp mutlaklaştırır.
Demem o ki iktidarın tüm kurumları ve olanca gücüyle bacaklarımızın arasına girmeye çabalaması kendi varlığını edepsizce ebedileştirme gayretinden başka bir amaç gütmez.
İktidar, hele de otoriter/totaliter iktidarlar, asıl onlar insanlık dışı yapılar olduklarından insanın arzusunu daha inşa ederken sakatlarlar.
 
İnsanlığı ‘hastalandıran’ iktidar olma halidir.
İktidar topluma, ben olmazsam sen edepsizlik girdabında yozlaşıp çökersin, çünkü ben senin edepli olmanın garantisiyim diyerek, kendi varlığını mutlaklaştırmaya çabalar.
Haz bu şekilde denetim altına alınıp cinsellik anormallik, edepsizlik, günah ve suç üzerinden tanımlanınca, haz yasakla eşleşir.
En katı yasaklananın en çok haz vereceği sanılmaya başlanır. Böylece evlilik dışı cinselliğin, eşcinselliğin, transcinselliğin, oral ve anal seksin daha büyük haz vereceği yanılsaması yerleşir. Bu durumda Yargıtay’ın en çok haz hissiyle irkildiğine en ağır cezayı verdiğini düşünmek mümkündür. Bilirkişi ve hukukçuların söz konusu ‘doğal olmayan yoldan’ cinsellikleri içeren görüntüleri seyrederkenki hallerini hayal etmek çok eğlenceli olabilir.
 
Her iktidarın zayıf karnı kendisiyle dalga geçilmesine tahammülsüzlüğüdür. Ama dalga geçmek de hazzı iktidarın denetiminden kurtardığı için devrimcidir.