Kadın

Lezbiyen/Biseksüel Kadın Söyleşileri - Didem Gürdür

8 Ocak 2013
Lezbiyen/biseksüel kadınların örgütlenme deneyimleri ve hayata bakışlarına dair yaptığımız söyleşileri her Salı kaosgl.org’da okuyabilirsiniz. Lezbiyen/biseksüel kadınlar söyleşimizin ilk konuğu Didem Gürdür. Didem, sorularımızı yanıtlarken LGBT, kadın ve sosyalist mücadelelerin ayrılmazlığından bahsetti.
 
Türkiye’de bir kadın olarak yaşamanın zorlukları olduğunu düşünüyor musun? Düşünüyorsan eşcinsel ve biseksüel kadınlar tarafından bu sorunlar nasıl yaşanıyor?
Türkiye’de de, benim ülkem olan Kıbrıs’ta da ve hatta dünyanın her yerinde kadın olarak yaşamanın zor olduğunu düşünüyorum. Yüklenen roller, öğretilen davranış şekilleri, din, aile, toplum gibi baskın öğeler nedeniyle daha da daraltıcı olduğundan kadınlar bu uygulanan baskıları normalleştirebiliyor. Aile içinde köşede duran, çocukken annelik görevlerine yardım etmesi beklenen, büyüdüğünde namusuna sahip çıkması gereken, evlendiğinde hizmet etmeyi görev bilen, anne olduğunda çocuğun tüm ihtiyaçlarından birinci derecede sorumlu olması istenen kadınların; okulda kantinde çay içen, işyerinde yeterince zeki olmayan, çalışmaktan çok sohbet eden, yolda sokakta kendine bakıyorsa kırıtan, bakmıyorsa pis pis dolaşan, boşanmışsa başıboş olan veya kollanmaya ihtiyacı olan insan olarak görülmesi yaşanan zorlukların kısa bir özeti olabilir. Tabii kadın olarak yaşamanın zorluklarının üstüne bir de eşcinsel bir kadın olarak yaşanan zorluklar da kolayca eklenebiliyor. Yine bu coğrafyada ayrıca baskın olan erkeklik olgusu sizin hayatınızda bir erkeğe ihtiyaç duymadan yaşıyor olmanız söz konusu olduğunda kabarıp katlanabiliyor. Mutlaka bir erkekle beraber olup eşcinsel olmaktan vazgeçmeyi denemeniz gerekiyor. Çok şey kaybettiğinizi iddia edenlerin yanında denediğinizde zaten vazgeçeceğinize güvenenler de oluyor. Bu cinsel yöneliminizin ciddiye alınmaması ve basitçe geçeceğinin düşünülmesi canınızı sıkmazsa, bir de durmadan şansını deneyen o kurtarıcı erkek rolünü kapmak için uğraşan insanlarla muhatap olmak işe yarayabilir. Bunun dışında özellikle aile içinde kadın olarak bir erkeğin egemenliği altına girmeyecek olduğunuzun bilinmesi aile kurumuna tehdit oluşturduğundan ekstra tepkilere neden olabiliyor.
 
Eşcinsel / biseksüel olmanın hayatına olumlu katkıları olduğunu düşünüyor musun?
Eşcinsel olmamın hayatıma olumlu bir katkısı olduğunu düşünmüyorum ama eşcinsel olduğum için karşılaştığım sorunlar ve bu sorunlara karşı geliştirdiğim özelliklerimin karakterime, sonrasında da hayatıma çok katkısı olduğu doğrudur. Çok daha kolay, basit, acısız bir hayat yaşayabilecekken; küçük yaştan beri her türlü zorluğa karşı donanımlı, her olaya karşı hazırlıklı olmaya odaklı gelişen karakterlerimiz olduğunu düşünüyorum. Hayatımda var olan birçok iyi güzel şey var, mesleğim, ilişkilerim gibi. Bunların LGBT örgütleriyle birebir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum. Yalnız benim için bu bağlantının olmaması herkes için bu şekilde olduğu anlamına gelmez. Özellikle daha genç yaşlarda kendini keşfedip bunu kabullenmede sorunlar yaşayan insanlar için LGBT örgütlerinin varlığı çok önemlidir. Buralarda bu örgütlerin yararlarından kabaca bahsedilebilir, varlıklarının gerekliliğini sorgularmışım gibi duyulmasın.
 
Bir eşcinsel kadın olarak ailenle, arkadaşlarınla, çevrenle ilişkilerini değerlendirebilir misin?
Bir eşcinsel olarak özellikle ailemle ilişkilerimde zorlu dönemler atlattım, bu yaşanılan kötü deneyimlerin doğrudan yönelimimle alakalı olmasının büyük bir haksızlık olduğuna inanıyorum. Fakat küçük yaşta bu gibi ailevi sorunlarla karşılaşmanın beni ben yapan bir sürü şeyin ana nedeni olduğunu düşünmeden de edemiyorum. Tabii ki bu şekilde büyüyüp olgunlaşan bir insan olarak tüm arkadaşlık ilişkileri daha sabırlı, daha yavaş ilerleyen ve farklı beklentileri olan ilişkiler oluyor. Olumlu olumsuz diye sınıflandırmaktansa sonucunda beni ben yaptığını söylemeyi tercih ederim sanırım öleceğim güne kadar bunların olumlu mu olumsuz mu olduğuna karar veremeyeceğim.Aileme ve birçok ilişkime açık bir insanım. Genelde saklamamayı tercih etmeme rağmen gerekli bir bilgi olmadığını düşünüyorsam söylememeyi de tercih edebiliyorum. 16 yaşında ilk defa aileme eşcinsel olduğumu söyleme girişimim beklenildiği gibi hüsranla sonuçlandı, sonrasında özellikle yaşadığım psikolojik şiddet ve baskılar yüzünden ülkemi terk etmek ve 18 yaşında Türkiye’ye yerleşmek zorunda kaldım. Okulu bırakarak daha önce hiç yaşamadığım, kimseyi doğru düzgün tanımadığım bir şehirde sıfırdan hayata başlamak, tekrar okumak, okurken çalışmak, kendi başına ev geçindirmek zorlu bir süreç oldu. Altı yıl sonra Kıbrıs’a geri dönmek, hem de herkese açık olarak yaşamak da yine beni zaman zaman zorlayan bir süreç oldu. Bütün yaşadıklarımızdan sonra annemin geçirmiş olduğu değişimi takdir etmem gerekir diye düşünüyorum. Her ne kadar eşcinsel olmamla gurur duymadığını belli ediyor da olsa, yanımda olduğunu ve olacağını ona her ihtiyacım olduğunda göstermiş, hem yaram hem merhemim olarak annelik görevini başarıyla yerine getirmiştir.
 
Diğer eşcinsel kadınlarla nasıl bir araya geldiğini anlatabilir misin?
Kıbrıs’ta YKP-fem isimli feminist bir örgütümüz var. Hem feminist heteroseksüel kadınlarla hem de eşcinsel, biseksüel, kuir kadınlarla beraber haftalık toplantılarımız, okumalarımız ve çeşitli atölye çalışmalarımız var. Zamanımızın büyük bir kısmını da zaten aynı insanlarla geçirdiğimiz için hayatımızın her alanında birbirimizle dayanıştığımızı söyleyebilirim. Yine kendimizde sorumluluk olarak gördüğümüz somut bazı olaylara karşı birlikte bazen yazılı bazen sözlü basın açıklamaları yaparak bazen de protesto, eylem gibi pratikler uygulayarak tepkimizi dile getiriyoruz.
 
Eşcinsel/biseksüel bir kadın olarak, senin hayatını neler kolaylaştırıyor?
Aileden uzakta yaşamak, okumak, çalışmak gerçekten eşcinsel bir birey olarak yaşamımı kolaylaştırdı diyebilirim. LGBT örgütlerin etkinliklerinde bulunmak, yayınlarını okumak ufkumu genişletti yalnız olmadığımı, iyi veya kötü benimle benzer insanların yaşadıklarından tanık olmasam da haberdar olmamı sağladı. Bu örgütlerin içinde bulunarak yardımcı olduğum, yardım aldığım insanlar tanıdım; güvenmeyi, dayanışmayı bu şekilde öğrendim. Kendimle mutlu olmamda birçok şeyin etkisi var ve mutlu bir insan olmak da hayatı en çok kolaylaştıran şey diye düşünüyorum.
 
Var olan sistemde, bir kadın olarak, cinsel yönelimini özgürce yaşama isteği, bir mücadele alanı haline gelmekte. Böyle düşünüldüğünde, senin hayatında neler “mücadele” konusu, sen neler için mücadele etmektesin?
Evet, kesinlikle öyle. Ne yazık ki hayatımızda büyükten küçüğe o kadar çok şeyle mücadele etmek zorunda kalıyoruz ki ben açıkçası bunların hangisinin kadın olduğumdan, hangisinin sosyalist olduğumdan, hangisinin eşcinsel olduğumdan, hangisinin bu ülkede doğduğumdan kaynaklandığını artık karıştırır oldum. Bunun da çok doğal olduğunu düşünüyorum çünkü bizi birçok mücadele alanı şekillendiriyor. Küçük örnekler verebilirim: En basiti yolda sevgilinizle yürümek bile bir mücadele, çünkü o anda hissettiklerinizi belirleyen, hareketlerinizi kısıtlayacak gözler ve düşünceler var etrafınızda. Diğer taraftan hayatınızı çok daha fazla kısıtlayan başka mücadeleleriniz de var, eşcinsel olduğunuz için mahkeme tarafından cezalandırılmak gibi (Kıbrıs’ta erkekler arası eşcinsel ilişkiyi cezalandıran bir yasa mevcut). Kısacası, kurduğunuz her ilişkide, çalıştığınız her alanda mücadele etmenizi gerektiren toplum tarafından öğretilmiş çok da güzel öğrenilmiş duvarlar var.
 
“Keşke” dediğin şeyler var mı?
Keşke insan ilişkileri bu kadar toplum tarafından şekillendiriliyor olmasaydı, dünyayı kapitalist sistemin belirlediği değerler döndürüyor olmasaydı, keşke insanlar etraflarını çevreleyen o kalıplardan çıkıp bir insanın başka bir insanı sevdiğinde cinsiyetinin önemli olmadığını görebiliyor olsaydı. Bir gün mutlaka herkesin cinsiyeti, cinsel yönelimi, dini, dili, ırkı söz konusu olmadan eşit haklara sahip olduğu ve sadece insana değil tüm canlılara, ekosistemlere değer verilen bir dünya yaratılmalı. Ancak bütünlüklü bir şekilde bu yakalanabilirse hepimiz istediğimiz haklara sahip olabiliriz ve istemeyenler de bunlardan yararlanmak zorunda kalmaz aksi takdirde bize verilmiş gibi görünen ama aslında yine sistemin yararına çalışan bir sürü hakkımız olur ki bunun kime ne yararı var tartışılır.
 
Homofobi ve transfobiye karşı mücadelenin ana gündeminde genellikle kamusal alanda ortaya çıkan şiddet ve bu şiddete karşı verilen mücadele oluyor. Eşcinsel ve biseksüel bir kadın olarak kendini bu hareketin içinde görebiliyor musun?
Kendimi hem homofobi, hem de transfobi karşıtı hareketin içinde, hareketin parçasıymış gibi hissediyorum. Kamusal alanda birebir aynı sorunlarla, zorluklara karşılaşmıyor olabiliriz ama ayrımcılığın her türlüsüne karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Açıkçası hareketin benim gereksinimlerimi karşılayıp karşılamadığı üzerine uzun uzun düşünmüşlüğüm yok, daha çok hareketin duyurulması, büyümesi, herkese ulaşması, birilerinin hayatına dokunmasına odaklandım sanırım.
 
Sence homofobi ve transfobi karşıtı hareketin gündeminde, eşcinsel ve biseksüel kadınlara özgü hangi sorunlar daha çok gündeme getirilmeli, bu sorunların çözümü için yapılabileceğini düşündüğün şeyler var mı?
İlk aklıma gelen sorunlar kadın olmaktan kaynaklı aile ve toplum tarafından küçüklükten beri uygulanan baskıların normalleştirilmesinden dolayı olanlar. Erkeklerin yaşamadıkları için bilemedikleri ve sonrasında hayatlarında izlerini taşımadıkları konuları önce keşfetmek sonrasında bunların eşcinsel biseksüel kadınları nasıl yönlendirdiğini konuşup tartışmanın yararlı olacağını düşünüyorum.
 
Feminist hareket içinde, eşcinsel ve biseksüel kadınların hangi sorunlarının tartışılabileceğini düşünüyorsun? Bu anlamda sence EB kadınların sorunları hangi hareketin içinde kendine daha çok yer bulabilir veya arada bir fark görmüyor musun?
Şahsen kendi örgütümde böyle bir fark görmüyorum. Feminist bir lezbiyen olarak daha önce de belirttiğim gibi ikisi yüzünden de ayrımcılığa uğruyorum ve ikisini ayırarak mücadele edilemeyeceğini çünkü zaten ayrılamayacağını düşünüyorum. Feminist heteroseksüel kadınların sorunları ile birebir sorunlar yaşamıyor da olsak fazlasıyla benzer sorunlarımız olduğunu düşünüyorum.
 
Eşcinsel/biseksüel kadınların daha “görünmez” olduğundan bahsediliyor, sen bu görünmezliği nasıl tanımlıyorsun?
Görünmez olduğumuz konusunda katılıyorum, her ne kadar ben bu insanlardan olmasam da çevremizde cinsel yönelimini gizleyen insanlar var ve çoğunluğu oluşturuyorlar. Bu görünmezlik toplumun önyargılarını kırabilmek için önümüzde bir engel olsa da yine toplum tarafından uygulanabilecek şiddet, ayrımcılık, cezalandırma gibi eylemler göz önüne alındığında anlaşılır bir şey. Ben hayatımın tüm alanlarında görünür bir insanım ama kimsenin özellikle gözünün içine batmak gibi bir derdim yok. Örgütlü olmanın diğer bütün durumlar gibi görünürlük üzerinde de çok büyük etkisi vardır. LGBT bireylerin örgütlü oldukları takdirde özellikle yasal ve kamusal konularda ne gibi başarılar elde ettiklerini diğer ülkeleri izleyerek görebiliyoruz. Her ne kadar bu kazanılmış hakların hayatımıza etkisini tartışmamız gerekse de bu başarıları görmezden gelmek doğru olmaz. Daha çok LGBT bireyin görünür ve örgütlü olması eminim hayatımızı kolaylaştıracaktır ve aynı zamanda da bireylerin görünür olması için bu örgütlü bireyler etkili olacaktır. Birbirini besleyen bu iki konunun beraber yürütülmesi ise özen gösterilmesi gereken bir şey.
 
LGBT örgütlerle ilişkinden biraz bahsedebilir misin? Herhangi birine üye misin?
Türkiye’de yaşarken birçok örgütle ilişki içince aktivist olarak bulundum. Şu anda kendi ülkemde de YKP-fem aktivisti olarak çalışmalarıma devam ediyorum. Herkesin mutlaka üye olup örgütlenmesini, ideolojik olarak tamamen aynı fikirde olmasa bile içinde bulunarak mücadeleye destek vermesini ve uymayan özellikleri içerden şekillendirmek için çaba göstermesini öneririm.
 
Eşcinsel biseksüel kadınlara karşı ayrımcılıkla mücadeleyi nasıl görüyorsunuz, geliştirmek için neler yapılabilir?
Önceki sorularda yanıtladığımız gibi ayrımcılık hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor, bununla mücadele için örgütlülük, görünürlük, aktif bir şekilde çaba harcamak mutlaka gerekli. Bununla birlikte ayrımcılıkla mücadeleyi kendine hedef seçmiş LGBT olmayan bireylerle beraber etkinlikler atölye çalışmaları düzenlemek yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Bir de dünyanın geri kalanıyla tamamen aynı sorunları paylaşmamakla beraber ortak çalışmamız gereken birçok nokta da mevcut bu durumda enternasyonal dayanışmanın rolü büyük.