Yaşam / Siyaset

LGBT Dostu Bir Belediyecilik Nasıl Hayata Geçirilecek!

Perşembe, 24 Ocak 2013
Haber: Kaos GL
Aykan Erdemir: Sosyal demokrat siyaset, LGBT meselelerine kafa yormuş siyaset ki çok şükür Türkiye’de emareleri ortaya çıkmaya başladı.
 
TBMM AB Uyum Komisyonu Üyesi & CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, “Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum”da konuştu. 
 
TBMM AB Uyum Komisyonu Üyesi & CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in “Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum”da yaptığı konuşmanın metnini yayınlıyoruz.
 
Sosyal demokrat siyaset, LGBT meselelerine kafa yormuş siyaset ki çok şükür Türkiye’de emareleri ortaya çıkmaya başladı. Nasıl çıktı? İlk defa 2011 seçimleri öncesinde mensubu bulunduğum partinin seçim bildirgesinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, seçim bildirgesine girdi. Ayrımcılık ile mücadele seçim bildirgesine girdi. Temel hak ve özgürlükler seçim bildirgesine girdi. Nefret suçları ile mücadele seçim bildirgesine girdi. Daha sonra partinin politika notlarına ve raporlarına girdi.
 
CHP LGBT hakları konusunda bir dil, siyasa dönüşümü yaşıyor!
 
Bugün bir akademisyen olarak değil de taze bir siyasetçi olarak konuşmak istiyorum sizlerle. Siyaset söz konusu olduğunda şöyle ofislerimizin evlerimizin duvarlarına baktığımızda orada bazı sözler, kahramanlar, büyük insanlar görüyoruz. Genelde bu insanlar böyle merkeze yakın siyaset yapan kişiler olmuyorlar. Genelde bu insanlar çok epik siyasi süreçlerin içinde yer almış, ölmüş, öldürülmüş, devrim yapmış, yenilmiş, büyük zaferler kazanmış kişiler oluyor. Büyük adımlarla hızlı yüz metre koşan kişilerin sözleri, resimleri, mücadeleleri oluyor.
 
Benim yapacağım konuşma ise bugün küçük adımla yürüyen kişilere ilişkin. Yani resimleri duvarlarımız süslemeyecek, çok daha küçük adımlı işler yapan, daha evrimsel siyaset yapan kişilerle ilişkin. Çünkü inanıyorum ki özellikler hak ve özgürlükler, ayrımcılık karşıtı mücadele ve kent, mekân bir araya geldiğinde bu küçük adımların çok önemli olduğunu düşünüyorum ve belki de böyle bir inancım olduğu için kendim de sosyal demokrat siyasetin içindeyim. Çünkü sosyal demokrat siyaset tarihin gördüğü en küçük adımlı siyaset bir yandan da. Revizyonist, evrimsel siyaset, merkeze yakın siyaset
 
Bu girişten sonra hemen somut siyasete geçiyim ki niye bu girişi yaptığım anlaşılsın. Şimdi kentler söz konusu olduğunda biliyorsunuz LGBT dostu kentler, mekânlardan söz edilir. Örnek vereyim, San Francisco, Amsterdam, Madrid, Tel Aviv, Sydney gibi. Bunların bazıları hani dünyadaki bütün diğer kentler ile kıyaslandığında bazıları özellikle kendi coğrafyalarında, kendi ülkelerinde kıyaslandığında LGBT bireylerin daha özgür hissettiği, daha mutlu hissettiği mekânlar. Tabi bu yalnızca kentle ya da mahalle ile sınırlı olan bir kavram değil. LGBT dostu işyerlerinden bugün söz ediyoruz, tatil yerlerinden söz ediyoruz, eğitim kurumlarında söz ediyoruz, ürünlerden söz ediyoruz. Dolayısı ile bu genişleyen bir alan.
 
Yerelde küçük ütopyolar mümkün
 
Benim bugün ilgi alanım, üzerinde durmak istediğim nokta siyaset, sosyal siyaset ve LGBT hak ve özgürlükleri biraya geldiğinde, özellikle de merkezi hükümet düzeyinde değil de, yerel yönetimler düzeyinde, yerellik düzeyinde bir araya geldiğinde ortaya ne çıkıyor. Bunu sizlerle birlikte sesli düşünmek istiyorum. Belki bu düşünüşümün bilinç altında şöyle bir mantık yürütme yatıyor. Tahmin ediyorum şu anda bizimle birlikte olan kişiler Türkiye’de bir yıl içinde LGBT dostu bir Başbakan görmeyi beklemiyor. Yani merkezi hükümetin bu alanda ön açıcı, özgürleştirici, ayrımcılığın önüne set çekici, nefretleri dizginleyici bir tavrını kimse beklemediği için bari yerelden birlikte düşünelim. Çünkü hani yerelde mümkün aslında.
 
Sosyal demokrat siyaset, LGBT meselelerine kafa yormuş siyaset ki çok şükür Türkiye’de emareleri ortaya çıkmaya başladı
 
Türkiye’de iktidar ne kadar merkezileşirse merkezleşsin ve apartman yöneticilerinin seçimine kadar nerdeyse müdahil olan bir iktidardan söz etsek de hâlâ yerelde küçük ütopyolar mümkün aslında. Yerelde daha farklı bir siyaset yürütebileceğimiz, bu genel gidişatın dışında en azından bir nefes alacak bir alan açabileceğimiz yerler, yerel iktidarlar, biliyorum herkes iktidar kavramına karşı ama ben bugün siyasetçi olarak konuşuyorum. Yerel iktidarlar mümkün revizyonist siyasetimiz içinden. Peki elinizde bir belediye varsa, bir yerel yönetim varsa bu belediyeyi, mekânı, kenti, siyasayı, dili, kurumları, uygulamaları, süreçleri dönüştürmek için nasıl kullanabiliriz. Benim için bugün en önemli somut soru bu. Siyasetçi olarak da, Siyaset pratiği ile meşgul olan bir kişi olarak da nasıl yapabiliriz? Yani üniversitede uzun yıllar konuştuğumuz tartıştığımız okuduğumuz yazdığımız meseleleri, üniversitenin konforu ve rahatı içinde, bugün önümüze bir belediye geldiğinde nasıl eyleme geçirebiliriz, nasıl somutlaştırabiliriz. O güzel ve süslü sözler kaldırım taşları ile betonla, demirle işte daire başkanları ile, vergi ile bir araya geldiğinde ortaya ne çıkıyor. Hani bu sihirli kimyadan nasıl bir şey ortaya çıkacak. Gelin birlikte düşünelim. 
 
Öncelikle şuna inanıyorum. Sosyal demokrat siyaset, LGBT meselelerine kafa yormuş siyaset ki çok şükür Türkiye’de emareleri ortaya çıkmaya başladı. Nasıl çıktı? İlk defa 2011 seçimleri öncesinde mensubu bulunduğum partinin seçim bildirgesinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, seçim bildirgesine girdi. Ayrımcılık ile mücadele seçim bildirgesine girdi. Temel hak ve özgürlükler seçim bildirgesine girdi. Nefret suçları ile mücadele seçim bildirgesine girdi. Daha sonra partinin politika notlarına ve raporlarına girdi. Yani partinin bir dil dönüşümü, bir siyasa dönüşümü yaşadığının somut ipuçları ortaya çıktı ve bir anlamda parti bu anlamda bir söz vermiş oldu. Bu çok önemli bir adım, önemli bir ilk adımdır diye düşünüyorum. 
 
LGBT dostu bir belediyecilik nasıl hayata geçirilecek
 
İkinci önemli adım uygulama ile ilgili. Yakın tarihte bir merkezi hükümet değişikliği gözükmediği için gelin yerelden bunu konuşalım. Yani partinin de kendini dönüştürürken yaklaşan yerel seçimler arifesinde neler yapması mümkündür? Hangi sözlerle toplumun karşısına çıkacaktır. LGBT dostu bir belediyeciliği nasıl hayata geçirecektir. Kendini nasıl geliştirecektir? Bunun üzerinde duralım. 
 
Yönetişim süreçlerine LGBT bireyler ve topluluklar nasıl katılır
 
İlk başlamak istediğim kavram yönetişim. Türkiye’de her ne kadar artık hükmetmek daha tercih edilen bir yönetim şekli ise de yönetişim süreçlerine LGBT bireyleri ve toplulukları nasıl katarız? Bunu çok önemsiyorum. Bütün yerel yönetimlerin, sosyal demokrat yerel yönetimlerin daha ana akım süreçleri dahil etmesi gerektiğin düşünüyorum. Yani yalnızca LGBT bireylere ilişkin, topluluklara ilişkin konularda değil ama, bir siyasetçi olarak en heyecanlandığım yer siyasetin en heyecansız yeri. Örnek vereyim; trafik, aydınlatma, temizlik, altyapı, kanalizasyon, belki hızlı bant internet vs. vs. emlak vergisi, asfalt dökme vb. gibi.
 
Bu gündelik süreçlerimize yönetişim boyutu ile LGBT birey ve toplulukları nasıl katarız. Yani bu süreçlerin toplumsal cinsiyet boyutunu, cinsiyet kimliği boyutunu, cinsel yönelim boyutunu birlikte nasıl düşünebiliriz. Çünkü şunu kabul etmek zorundayız ki heteroseksüel bir belediye görevlisinin, bir siyasetçinin kendi başına bu süreçlere, bu boyutları katması ya da bu boyutları düşünmesi çok da mümkün değil aslında. Ancak ve ancak kurumsallaşmış yönetişim süreçleri ile düzenli bir araya geliş ile, ortak akıl yürütme ile bu başarılabilir. Bu ilk adım diye düşünüyorum. 
 
Toplumsal cinsiyeti, cinsiyet kimliğini gündelik, sıkıcı meselelere nasıl dahil edebiliriz
 
İkincisi yönetişimin direkt çıktısı ki az önce ipucunda verdim. Nasıl toplumsal cinsiyet boyutunu, cinsiyet kimliği boyutunu bu çok gündelik, sıkıcı meselelere dahil edebiliriz. Bakın bir kentin aydınlatma politikası nedeniyle hiçbir siyasetçi, hiç bir üniversite öğrencisinin yurt odasında duvarları süslemeyecek. Ama Latin Amerika dağlarında ya da Ortadoğu dağlarında elinde silah ölürse bir radikal siyasetçi elbette o duvarda hak ettiği yeri alacak. Ama beni çok heyecanlandıran aydınlatma politikası ile ilgili dünyada kimsenin tanımadığı ölüp gidecek başarılı siyasetçi. Niye? Şimdi şöyle düşünün. Bir şehrin aydınlatması, bir şehrin toplu ulaşımı, bir şehrin güvenliği örneğin o şehrin kadınların işgücüne katılımını doğrudan etkiliyor. O kabloyu çeken kişi, ampulü değiştiren kişi, ledi takan kişi dünyanın en önemli feminist politikasını yürütüyor olabilir. Ya da aynı şekilde özgürleştirici politikasını yönetiyor olabilir. İşte bu ana akım süreçleri dahil etmeyi önemsiyorum ve yalnızca işte toplu ulaşım, aydınlatma, güvenlik, planlama, parklar vs. düzeyinde değil ama bir başka yönü daha var.
 
Mekânları daha yaşanılır kılma, orada bireylerin daha az ötekilenmiş, ayrımcılık mağduru hisseder kılmak için
 
Kentin bütününde temel hak ve özgürlüklerin daha güvence altına alındığı, dezavantajlı bireylerin, toplulukların kendini daha rahat, konforlu hissettiği ortamlar yaratmak işin bir boyutu ki bunu şu şekilde duygudaşlık kurabiliyorum. Benim rahat yürüdüğüm, rahat gezdiğim mekânlar, saatler, kullandığım araçlar aslında ben bir orta sınıf heteroseksüel olduğum için çok bana özgü mekânlar. Yani ben rahat yürüyebiliyorum. Aslında loş bir yer. Herkes rahat yürüyemiyor. Bir trans birey olsam yürüyemeyebilirim. Bir kadın olsam yürüyemeyebilirim. Belki bir yoksul olsam yürüyemeyebilirim. Bu anlamda katmak gerekiyor. Bu işin bir yönü. Diğer yönü ise şu. Kaçınılmaz olarak dezavantajlı bireylerin, toplulukların kümelendiği alanlar var kentlerde. İstesek de istemesek de çok başarılı katılımcı, çoğulcu siyaseti hayata geçirsek de bu kümelenmeler mutlaka olacak ve garip bir şekilde bütün dünyada anlaşılır bir şekilde bu kümelenme alanları aynı zamanda alt yapı hizmetlerinin ve belediye hizmetlerinin de zayıfladığı alanlar oluyor. Yani temizlik hizmetlerinin aksadığı, alt yapı yatırımlarının geciktiği ya da yapılmadığı, emlak fiyatlarının belki düştüğü. Şöyle bir şey düşünelim biraz hani kışkırtıcı olması açısından. Bir belediye düşünün ki pozitif ayrımcılık kavramını bu anlamda bu kümelenmeler üzerinden hayata geçirsin. Şöyle düşünün. Mesela San Francisco’da Castro Mahallesi. Arzu edilen bir mahalle ama çok ayrıksı bir örnek. Türkiye’deki Castro mahalleleri San Francisco’daki Castro’lar gibi olmuyor. Tam aksine süreçler yaşanıyor ama pozitif ayrımcı bir belediye düşünün ve içerme siyasetinin bir parçası olarak bu hizmetlerin iki kat, üç kat bütçe ile dört kat heyecan ile yürüttüğünü düşünün ve dezavantajlı bireylerin yaşadığı, kümelendiği mekânın, bir anlamda altyapı hizmetlerinin aksamadığı, karların ilk kürendiği, aydınlatmanın eksiksiz olduğu, toplu ulaşımın, biliyorsunuz Melih Gökçek örneğin beğenmediği yerlerdeki otobüsleri kaldırıyor ya da eski otobüsleri veriyor. Tam tersi bir siyaset düşünün. Hani otobüs hizmetlerinin kaldırılacağı, metronun hiç gitmeyeceği, ya da eski otobüsün gideceği değil de yeni gelen doğalgazlı, klimalı, konforlu otobüsün ilk konacağı hat olarak düşünün. Bir anlamda o mekânları daha yaşanılır kılma, orada bireylerin daha az ötekilenmiş, ayrımcılık mağduru hisseder kılmak için. 
 
Üçüncü bir alan, yerel yönetimler için. Bir, kendi kurumları içindir. İki, kendi hizmet götürdüğü bireyler arasında eğitim faaliyetleri, farkındalık yaratma, hassasiyet eğitimi diyebileceğimiz. Bunun bir yanı hizmet içi eğitim, bir yanı yaşam boyu öğrenmeye bir yerel yönetim katkısı. Bunu yalnızca merkezi hükümet ya da üniversitelere bırakmadan ki belediyelerin bu anlamda yaygın eğitim faaliyetleri gerçekten çok zenginleşiyor. Ama şu kapsamda zenginleşiyor. Muhafazakâr belediyeciliğe baktığımızda, işte halk, Türk sanat müziği, koro, oya, yemek pişirme, çocuk bakımı, dantel nasıl meşru eğitim kurs alanları ise çok daha farklı alanlar da olabilir aslında ve belediyeler bu anlamda yaşam boyu öğrenme çerçevesinde kendi sınırları içindeki bireylerin hayata bakışını, diğer insanlara bakışını dönüştürebilecek çalışmalar da yürütebilir. 
 
LGBT dostu bir kent kültürü yaratabilir
 
Dördüncüsü; belediyelerimiz ne şekilde acaba çoğulcu, çok kültürlü, çok kimlikli ve LGBT dostu bir kent kültürünü yaratabilir? Bu kültürü üretmek için ne gibi sponsorluklar yapabilir? Ne gibi kurumlar oluşturabilir? Ne gibi etkinlikler, karnavallar, festivaller, konserler, repertuar seçimi, repertuar seçiminde tırnak içinde diğer anlamda kota, ana akımlaştırma çerçevesinde, yani her yıl yaptığı faaliyetlerde, her yıl davet ettiği sanatçılarda, her yıl yürüttüğü festivallerde, şenliklerde acaba kadın o işin içinde mi? Çocuk o işin içinde mi? LGBT bireyler, trans bireyler o işin içinde mi? diye düşünebilir. Bunu bir alan olarak düşünüyorum. 
 
Yerel yönetimler LGBT’lere yönelik olarak hangi alanları açabilir
 
Beşinci bir alan olarak de hizmetler; belediye hizmetlerinin sunumunda, diyelim ki merkezi hükümetin de eli bir anlamda biraz yerele doğru kayacaksa hemen bir kaç alan söyleyeyim. Mesela rehberlik hizmetleri, sağlık hizmetleri, kariyer planlama hizmetleri, hukuki yardım danışmanlık hizmetleri, gönüllü ve dayanışma ağlarını güçlendirme noktasında belediyeler nasıl bir katkı koyabilir. Özellikle de LGBT bireylere yönelik olarak hangi alanları açabilir, onları nasıl güçlendirebilir, hak ve özgürlüklerini garanti altına alacak ne gibi adımlar atabilir? 
 
Heteroseksist olmayan, cinsiyetçi olmayan, ayrımcı olmayan, eşitlikçi, özgürlükçü nasıl bir dil kurabilir
 
Son olarak da, bütün bu saydıklarımı kentin dili kavramı altında özetlemek istiyorum. Yani yerel yönetimler özellikle tabi sosyal demokrat belediyecilik açısından bakıyorum. Yerel yönetimler ne şekilde farklı bir siyasa dili kurabilir, bir belediyecilik dili kurabilir? Yani heteroseksist olmayan, cinsiyetçi olmayan, ayrımcı olmayan, eşitlikçi, özgürlükçü nasıl bir dil kurabilir? Bunu siyasasının dilinde görebiliriz, bizzat bütün çıktılarının dilinde görebiliriz, tabelalarının dilinde görebiliriz, isimlendirme pratiklerinin dilinde görebiliriz, mimari dilinde görebiliriz, peyzaj dilinde görebiliriz ama hepsinden önemlisi belki Türkiye’de çok önemsenmez ama yerel diller söyleme kalıpları çok önemlidir ve çok da farklılaşmıştır. Bugün Almanya’ya baktığımızda çok sayıda yerel ağız vardır. Bunlar pek çok siyasetçinin ya da sanatçının alameti harikasıdır. Ayıp da değildir. Yani bu yetersizliğin bir ifadesi de değildir. Bir yerel kültürün, bir vernakülerin dışa vurumudur. İşte burada farklı bir anlamda kullanacağım ama LGBT hak ve özgürlükleri açısından, belediye kendi sınırları içinde daha ayrımcı olmayan daha eşitlikçi, daha özgürlükçü, daha kucaklayıcı, daha empatik, daha dayanışmacı bir dili kurma noktasında ne yapabilir. Biliyorum çok uçuk bir son oldu hani ama gündelik hayatın diline varır şekilde belediyemiz hayatımızda nasıl yer alır? Tabi bir yandan da ürkütücü. Hani diyorsunuz ki bir yandan belediyeyi mahrem alanımda istemiyorum. Ama belki de istiyorum. Yani şöyle düşünün. Yine ben çok sıkıcı bir yerinden girmek istiyorum. Devrimci tarafından değil de. Emlak verginizi yatırırken muhatap olduğunuz belediye yetkilisinin konuştuğu dil, tonlama, üslup, sözcük seçimine kadara varan bir beklenti benimki. Yani bir kadının, bir gencin, bir çocuğun, bir LGBT bireyin, bir Kürt’ün, bir Alevi’nin, bir Hıristiyan’ın, bir Musevi’nin, bir Ateist’in, bir engellinin, bir Roman’ın yani herhangi dezavantajlı bir bireyin ya da topluluk üyesinin kendisini daha rahat hissedeceği bir dil ve etkileşim nasıl kurulabilir. Bu anlamda beklentilerim büyük aslında. Bu gündelik dediğimiz, sıkıcı dediğim belediye hizmetlerinde hiç devrimci olmayan, hiçbir üniversite öğrencisinin yurt odasını süslemeyecek, şahısların o devrimci mücadelesi bana kalırsa çok önemli, gündelik pratiklerimizi dönüştürmek açısından, kurumlarımızı dönüştürmesi açısından ve ben o devrime çok inanıyorum gerçekten. O küçük adımlı devrimin hayatımızı kökten değiştirme imkânı sunduğunu düşünüyorum. Yeter ki kendileri böyle bir bilinç sıçraması yaşasın. Çünkü inanın ki o emlak vergisini toplayan kişi de, belediyedeki daire başkanı da kendini Deniz Gezmiş ya da Che Guevara olarak görmüyor. Kendini sıkıcı işler yapan bir bürokrat olarak görüyor. Ama aslında bilse çok büyük bir devrimci potansiyeli barındırıyor. Yani belediye başkanlarından başlayarak, işte daire başkanlarına kadar, memurlara kadar, herkes bu müthiş devrimin bir parçası olduğunu hissetse ve belki de çok daha kalıcı, uzun soluklu, hayatı dönüştürücü bir sürecin parçası olabileceklerini, işte bir led aydınlatmayla, bir asfaltla, bir parkla, bir parkın tabelasıyla, o tabelanın rengi ile, bir danışmanlık rehberlik hizmetinin mekanı ile, işte karı ilk küremeye başladığı sokağın hangi sokak olduğu yoluyla devrimi yapabileceğini bilse bence çok şey değişebilir. İşte bu inançla hepimizi daha özgür, daha eşit, daha adil, daha güzel bir dünyaya olan inançla selamlıyorum. Umarım o güzel günleri görürüz. 
 
Deşifre: Semih Varol / Kaos GL
Fotoğraf: Gülistan Aydoğdu / Kaos GL
 
İlgili bağlantılar:
 
CHP Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Ayrımcılığına Karşı Israrcı!
http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=13199
 
Ertuğrul Kürkçü: Faşizme, Heteroseksizme, Kapitalizme Karşı Omuz Omuza!
http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=13166
 
Sebahat Tuncel: LGBT Haklarını Savunmadan İnsan Hakları Savunucusu Olunmaz!
http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=13156
 
Şafak Pavey: “Nefrette Ödül ve Ceza”
http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=13068
 
TBMM’den 9 Milletvekili Ayrımcılıklara Karşı Sempozyum’a Katılıyor
http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=12948