Kadın

Brezilya Nakışı Günlüklerim

Pazartesi, 28 Ocak 2013
Haber: Kaos GL
İLK DERS:
Kırmızı ip, soğuk ip; mor ip, sıcak ip... Annem doğru söylemiş galiba; nakışın Brezilyalısı mı olur diye. Hâlâ ipliği iğneye geçirmiş değiliz. Olsun... En azından bu nakışın ismi farklı. Düz nakışı zaten herkes biliyor; ben de biliyorum. Bunu bilmiyordum,değişiklik oldu.
Kırmızı ip, soğuk ip; mor ip, sıcak ip. Suna çok soğuk bir kız. Renkleri birbirine karıştırıp yeni renkler oluşturma ödevi için gerekli olan boyaları nereden bulabileceğimi sordum; ben de bilmiyorum dedi, kestirip attı. Neyse ki yolun üzerinde bir kırtasiyeden buldum boyaları.
 
Eve girer girmez ödevimi yapmaya başladım. Yengem, “Nakış kursları da bir garip olmuş, gören de ressam olacaksınız sanır.” dedi. Güldüm. Evlenmeyecek olsaydım bile ressam olmak istemezdim. Sahi,evlenmeyecek olsaydım ne olmak isterdim? Hiç düşünmemiştim. Tüm renkleri karıştırdım birbirine; yalnız mora kıyamadım. Moru severim.
 
2. DERS:
Brezilya nakışının üç çeşit iğnesi varmış: 4 numara, 2 numara, 1 numara. En kolay 4 numarayla işleniyor. 2 ve 1 numarayla ilerlemek çok güç; bu yüzden çoğu kişi 4 numarayı sevdi; ben sevmedim. Sırf daha kolay ilerliyor diye 4 numarayı sevemem.
 
Öğretmen, hepimize sırayla, karıştırdığımız renklerden elde ettiğimiz sonuçları sordu. Ben de söyledim. Öğretmen, “Neden morla hiçbir rengi karıştırmadın?” dedi, “Mora kıyamadım.” dedim. Herkes güldü, yalnız Suna gülmedi.
 
3. DERS:
Brezilya nakışının üçte biri el becerisi; üçte ikisiyse estetik bilgisi ve duygusuymuş. Basit bir çiçek motifi işledik. Ben çiçeğimin tüm yapraklarını farklı bir renk yaptım. Öğretmen, başımda dikilip tiz bir kahkaha attı: “Doğru yerde olduğuna emin misin? Yan sınıfta, yetişkinler için okuma-yazma kursu 1. kademenin dersi var; karıştırmış olmayasın.” dedi. Öğretmenin ne demek istediğini anlamadım: “Yoo! Ben ortaokulu bitirdim ama haber verdiğiniz iyi oldu: Annem okuma yazma bilmiyor. Babamı kandırabilirsek belki o gelir.” dedim. Öğretmen çok sinirlendi: “İnsanda biraz göz izan olur. Nedir bu böyle rengarenk?” diye kükredi. Utancımdan yerin dibine girmek üzereyken, tok bir kadın sesi imdadıma yetişti: “Kaça kadar okuduğuyla zevk sahibi olup olmamasının ne alakası var ki?”
 
Başımı çevirdim, baktım: Suna. İçimden ona milyonlarca kez teşekkür ettim.
 
Suna dersten sonra yanıma geldi. İşimi eline alıp inceledi. “Bence çok güzel olmuş ama tüm renkler eşit olsa daha da güzel olurmuş; bak moru biraz fazla kaçmış.” dedi. Moru severdim ama nedense bunu Suna’ya söyleyemedim.
 
10. DERS:
Brezilya nakışında, amaca uygun motif seçimi çok önemliymiş.
 
Bir kadın işlemeye kalkıştım,öğretmen sinirlendi: “Bunu nerede kullanmayı düşünüyorsun?” dedi. Bereket, artık öğretmeni umursamamayı öğrendim. Böylece öğretmen bana bağırdı diye hiç üzülmedim.
 
Çıkışta Suna yanıma geldi. “Hava ne kadar da güzel, birlikte çay içmeye gidelim mi? Belki çekirdek de yeriz.” dedi. Bence havalar hâlâ düzelmemişti ama yine de, “Tamam gidelim.” dedim. Plastik sandalyeli, bol ağaçlı bir yere oturduk. Konu konuyu açmadı ve akşama kadar bir Brezilya dizisinden bahsettik. Brezilya dizisinden bahsederken farkettim: Havalar gerçekten de düzelmişti.
 
Akşam eve gidince, kadın motifini işlemeye devam ettim. Yengem göz ucuyla işime baktı. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifade belirdi: “Kız, boş işlerle uğraşacağına mutfağına takım yapsana mis gibi. Daha çok var deme. Bir sene dediğin nedir ki? Su gibi geçer.” dedi. Birden içim ürperdi. Kararımı değiştirdim; havalar hâlâ düzelmemişti.
 
12. DERS:
Brezilya nakışında seçilen kumaş, ipi taşıyacak cinsten olmalıymış. Mesela jarse bir kumaş, Brezilya nakışının ipini kaldırmazmış.
Bugün, ders başlamadan Suna’yla buluştuk. Kaput bezi almaya gittik. Suna yorgun görünüyordu. Nedenini sordum, “Sabaha kadar mal yerleştirdim.” dedi. Suna’nın kırtasiyesi varmış. Çok şaşırdım: Daha önce hiç, esnaf bir kadın görmemiştim. Sonra da ona kırıldığımı fark ettim. Demek ki ilk ders ona boyaları nereden bulabileceğimi sorduğumda, kırtasiyesi olduğu halde terslemişti beni. Suna bana küserse çok üzülürdüm ama yine de kırıldığımı söylemeden edemedim. Suna bana küsmedi. “Bazen olmayacak duaya âmin demiş olmamak için, duanın ortaya çıkmasını en baştan engellemeye çalışabilirsin.” dedi.
 
Akşam kapıdan girerken annem, “Yatak odası takımını aldım. 10 taksit yaptı Hilmi Amcan.” diyerek karşıladı beni. Yemekte iştahım yoktu. Ağzıma bir şeyler atar gibi yapıp, hemen kalktım sofradan. Bir kenara geçtim ve kadın motifini işlemeye devam ettim. İşlerken, yarın tekstile gidip, elemana ihtiyaç var mıymış öğrenmeliyim, diye düşündüm. Babam duyarsa, millet nişanlı kızı işe koymuş diyip kınayacağı için, kemiklerimi kırar biliyorum. Kırsın...
 
18. DERS:
Brezilya nakışında, büyük motif, küçük motiften daha kolay işlenirmiş.
 
Öğretmen sertifika sınavı yapmayacağını, onun yerine sınav işi teslim alıp, sınav işine puan vereceğini söyledi. Bu iş, küçük motiflerden meydana gelmiş, büyük bir motif şeklinde olmalıymış. Herkes, üzerinde çiçekler açmış ağaçlar; pek çok çiçeği olan çelenk işlemeye karar verdi. Öğretmen beğenmemişti ama ben işlemeye başladığım kadını bitirip, onu teslim edeceğim.
 
Bugün çıkışta, Suna benimle işe kadar yürümedi. Zaten bu hafta hiç, tekstile, ziyaretime de gelmemişti.
 
Akşam eve gittiğimde, canım kadın motifini elime alıp işlemek istemedi. Yatağa girince, olmayacak bir duaya amin derken yakaladım kendimi. Öyle öfkelendim ki kendime, yataktan bir hışımla fırlayıp, kadın motifinin mor saçlarını söktüm. Zaten annem de, “Baban çalıştığından şüpheleniyor. Bu ayki paranı al, çık işten.” dedi. Anlıyordum. Mor bana göre değildi.
 
20. DERS:
Brezilya nakışında, yapılan yanlışın telafisi, ancak yanlışın yapıldığı yere kadarki kısmın sökülmesiyle olurmuş.
 
Sınav işimi değiştirdim. Kocaman bir gül bahçesi işlemeye başladım. Bitince yatak örtüsü olacak. Öğretmen, “Aferin; bunu ziyan etme, çeyizine koyarsın.” dedi. “Evet, nişanlım 10 ay sonra askerden dönecek. Artık yavaş yavaş bir şeyler yapmak lazım.” dedim. Nedense bunu Suna da duysun istemiştim; bu yüzden, bu lafı, yüksek sesle söyledim. Öğretmen yanlış anladı: “Şu coşkuya bak!” diyip güldü. “Allah ayırmasın.” diye kendi kendine mırıldandı.
 
Çıkışta, Suna benimle tekstile kadar yürüdü. Gül bahçesi işlememin, belki de daha iyi bir fikir olduğundan; ama yine de kadın motifini işlemeyi bıraktığım için, çok üzüldüğünden bahsetti. Gül bahçesi işlememin neden daha iyi bir fikir olduğunu sordum: “Çünkü daha önce örneğini görmediğin bir şeyi işlerken çok yorulursun; yorulmanı istemem.” dedi. Tekstile kadar sustuk. Tekstilin kapısına gelince Suna’ya, “Hoşça kal.” dedim. Tam arkamı dönüyordum ki, Suna elimi tuttu. “Gül bahçesi işleme, kadını işlemeye devam et ve bu kadar bencil olduğum için beni affet.” diye fısıldadı. Çok mutlu oldum. Ben içeri girerken, artık her gün tekstile gelip beni ziyaret edeceğine söz verdi. Penyelerin üzerindeki iplikleri almak, bugün ilk kez çok eğlenceliydi.
 
Akşam eve gittiğimde bir sürü yemek yedim ve kadın motifinin söktüğüm mor saçlarını, tekrar işledim. Annem: “İşten ne zaman çıkıyorsun? Bak babanı zor idare ediyorum.” dedi. “Bu ayın parasını da alayım çıkarım.” diyip geçiştirdim. Gece mosmor bir rüya gördüm; suyu açıp suya anlatmayı, hiç istemedim.
 
SON DERS:
Kırmızı ip, soğuk ip; mor ip, sıcak ip. Brezilya nakışında, son diye bir şey yokmuş. Öğrenilecek yeni motifler hiç bitmezmiş.
 
Öğretmen, mor saçlı kadın motifini hiç beğenmedi. “Sertifika puanın 45.” dedi. Çıkışta Suna’ya gittik. Suna, yüzümdeki, boynumdaki morlukların nedenini sordu. Babamın, tekstilde çalıştığımı öğrendiğini, bu yüzden beni dövmeye başladığını; hazır dövmeye başlamışken, Rıfat’la evlenmeyeceğimi açıklayıp, iki dayağı bir arada çıkardığımı anlattım. Suna, tüm morlarımı öptü. Ben de, onun tüm gizli morlarını öptüm. Ağladığını görünce çok üzüldüm. Artık moru ne kadar sevdiğimi saklamam yersizdi: “Ağlama lütfen! Ben moru çok severim.” dedim. Suna, gitmemi istemediğini söyledi. Bir daha hiçbir akşam eve gitmedim...
 
Kırmızı ip, soğuk ip; mor ip, sıcak ipti ve Brezilya nakışıyla her türlü motif işlenebilirdi. Mor, Brezilya nakışına en çok yakışan renkti. Moru seviyordum ve Brezilya nakışının diğer altın kuralları, çok da önemli değildi...
 
Çağla Esmerat

7. Kadın Kadına Öykü Yarışması Birincisi 

8. Kadın Kadına Öykü Yarışması hakkında bilgi edinmek için tıklayın.