Medya

Arka Sokakların Biblosu: Ayta Sözeri

Pazartesi, 25 Mart 2013
Ayta Sözeri, bizim Ayta ama ekranda devleşiyor. Onu izlerken “bizim Ayta” demiyorsunuz, “O artık Duygu, Aysel’in sağduyusu”… Bugün son bölümü gösterilecek Kayıp Şehir dizisinden Ayta Sözeri ile hem Ayta, hem de Duygu hakkında konuştuk.
 
Ayta, hayatını bize kısaca anlatmanı istesek?
31 Mart 1976 yılında Almanya’da doğdum. Daha sonra ailecek İzmir’e yerleştik. Ege Üniversitesi’nin İşletme Bölümü’nde okudum. Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Sanat Müziği Korosu’nda Türk Müziği eğitimi aldım. Selim Gönüldaş, Avni Anıl, Kutku Payaslı gibi değerli hocalarla çalıştım. İzmir Karantina Spor Kulübü’nde lisanslı basketbol oynadım; su topu genç milli takımına seçilince basketbolu bıraktım. 2000 yılından beri İstanbul’da yaşıyorum. Profesyonel şarkıcılık ve oyunculuk yapıyorum.
 
Ne yer ne içersin diye soracağım ama yediklerin sana kalsın. Bir günün nasıl geçiyor diye sorayım en iyisi.
En başta çalışmadığım günler, kendimi geliştirmeye harcıyorum en az bir saat; her konuda... Çok okuyorum, fırsat bulduğum her boşluğu okuyarak değerlendiriyorum. Anneciğim hâlâ gözlerimin çok okumaktan bozulduğunu söyler. Mesela ilerde belki İranlı bir karakteri oynayabilirim diye Farsça çalışıyorum. At binmeyi, ok atmayı öğrendim daha yeni...
 
Oyuncu olmaya nasıl karar verdin? Bir iyi bir ses sanatçısısın da diyebilir miyiz sana?
Yetenek denilen hediyenin sadece akrabalarınız ve arkadaşlarınız tarafından bilindiği yıllarda -ki bu ortaokula denk geliyor- bir tiyatro oyunu olan “Ne Oldum Delisi”nin seçmelerine katıldım. Gerisi zaten çorap söküğü gibi geliyor yeteneğiniz ve size tanınan şanslar kadar...
 
Ben ses sanatçısı değil de şarkıcı demeyi seviyorum kendime; “iyi” kısmı ise göreceli... Beni dinlemeye gelen herkes tekrar tekrar geliyor; işte olan bu.
 
Şimdiye kadar rol aldığın dizi ve sinema filmlerinden bahseder misin?
“Hayat Bağları” dizisinden sonra “Dadı”, “Arka Sokaklar”, “Dudaktan Kalbe”, “Kuzey Rüzgârı”, “Akasya Durağı”, “Papatyam”, “Acaip Hikayeler” isimli dizilerde ve “Güneşi Gördüm”, “Teslimiyet”, “Kukuriku Kadın Krallığı” ve “In Between” sinema filmlerinde oynadım. Şu an Kanal D’de “Kayıp Şehir” dizisinde Duygu karakterini canlandırıyorum.
 
Levent Kırca Tiyatrosu’nda “Ateşi Gördüm”, “Gereği Düşünüldü”, “Toros Canavarı”, “Hayat, Canım Sana Feda” ve “Ali Baba ve Kırk Haramiler” oyunlarında oynadım ve Levent Kırca’dan oyunculuk dersi aldım. Güneşi Gördüm filmi ile 23. Uluslararası Singapur Film Festivali’nde filmin bütün oyuncularıyla birlikte En İyi Performans Ödülü (Best Performance “The Entire Cast”) ve 22. Ankara Film Festivali’nde “Teslimiyet” filmiyle Seçici Kurul Oyunculuk Özel Ödülü aldım.
 
Ayta Sözeri ve Duygu karakteri gerçek hayatta bir yerde örtüşüyorlar mı? 
Zaman zaman... Ama aslında farklı kişiler, küçük benzerlikler hariç… Bazen “Ben bunu böyle demezdim, ben bunu böyle yapmazdım” falan gibi şeyler söylüyorum izlerken diziyi; sonra Duygu’yu izlediğimi hatırlıyorum. Yaşadığı zorluklar ve hayatın Duygu’ya hediyeleri ise benzer durumda. Mesela Duygu’nun bir tane biblosu var, o da Aysel. Ayta’nın ise binlerce… (Şuh kahkahasını atıyor.)
 
“Kayıp Şehir” bir Tarlabaşı hikâyesi. İstanbul’un arka sokaklarında yok yok dedirtecek aşamada her türlü sorunun iç içe geçtiği bir yaşam sunuyor: Göçmenler, zorunlu göç mağdurları, Kürtler, yoksulluk, seks işçilerinin maruz kaldığı ayrımcılıklar, gece hayatı, kadına yönelik şiddet. Translar ve eşcinseller nerede?
Ötekinin de ötekisiyiz; diğer ötekiler de bizi ötekileştirdikleri için ayrımcılığı iki kat daha fazla yaşıyoruz ve en dayanılmazı her şeyi geçiyorum ama yaşama hakkımız elimizden alınıyor. En doğal hakkımız olan yaşama hakkımızın koruma altına alınmasını istiyorum.
 
Dizinin ilk bölümünde Duygu’nun uğradığı şiddet olayı ile tanıdık onu. Daha sonra sadece Aysel ve İrfan ile sohbet eden biri olarak meyhane ve ev gibi kapalı mekânlarda görüyoruz onu. Duygu İstanbul’un arka sokaklarında yaşayan tek transseksüel mi?
Aslında o şiddetle Duygu’yu değil ülkemizin dört bir yanındaki trans bireyleri tanıdık çünkü trans bireylerin % 100’e yakını bunu veya bunun benzeri şiddeti yaşıyor. Duygu’yu ondan sonraki haftalarda tanımaya başladık ve tanımaya da devam ediyoruz. Tek olmaya gelince evet reel hayatta tek trans birey değil tabii ki Duygu. Ama düşünürsek, dizide tek bir Duygu’nun olması bile büyük bir adım değil mi?
 
Dizide herkesin iyi ve kötü hikâyesi var. Örneğin İrfan’ın annesi, çalıştığı lokantadan et çaldı, siyahi göçmeni polise ihbar etti… Duygu’nun ise kötü bir hikâyesi yok. Duygu’nun sevgilisi yok, dizinin “merhametli” ablası resmen… Aysel’in sağduyusu olmasının dışında “iyi bir hikâyesi” olacak mı Duygu’nun? 
Bu aslında senaristlerin yanıtlaması gereken bir soru ama bence Duygu sadece trans bireyleri değil, tüm LGBT toplumunu temsil ediyor. Biraz önce de söylediğim gibi hâlâ tanımaya devam ediyoruz Duygu’yu. Belki sonra bir de hikâyesini izleriz, bilmiyorum ki...
 
Dizinin günü ve saati sürekli değişiyor ve senin Facebook fanların sürekli bunu eleştiriyor. Bundan sonra değişmeyecek değil mi? 
Ben de değişmeyeceğini umuyorum ama kesin bir şey söylemem mümkün değil. Dizilerin saatlerini ve günlerini ayarlamak inanılmaz zor bir iş ve sorumluluk olsa gerek; mutlaka yapılan değişikliklerinin güçlü bir sebebi ve taktiği olduğunu düşünüyorum ve saygı duyuyorum. Benim için önemli olan, tüm değişikliklere rağmen dizinin hâlâ izleniyor olması. Bu beni inanılmaz mutlu ediyor.
 
Dizilerde genelde transları “oyunculuk yeteneği olmayan” höt höt erkekler oynar. Kadın ya da trans oynasa bile “höt höt bir abi” seslendirme yapar mı? Sen daha önce farklı dizilerde oynadın, bu süreç nasıl izliyor?
Daha önce trans oyuncuların çok farkında olmadıklarına ve son yıllarda balıkçı rolü yapacak oyuncu yerine oyuncu olan balıkçı aradıklarına inanıyorum. Geçmiş bu konuda çok da önemli değil bence; şimdi başardıklarımız gelecekte neler yapabiliriz, o önemli. Bitti mi söyleşimiz? O zaman sana Farsça teşekkür edeyim: Hayli memnun.
 
Bu söyleşi, Kaos GL Dergisi’nin Mart-Nisan 2013 sayısında yayınlanmıştır.