Yaşam

Nil'in Güncesi – VII

Cuma, 26 Ekim 2007


Nil Sorgun. Biraz melankolik ama umut dolu… Şaşkın ama kendini, insanları tanımaya çalışan… Bazen aşkları harcayan, bazen aşkları harcanan… Yirmi yaşında, Ankara’da tek başına yaşayan üniversite öğrencisi, lezbiyenliğiyle barışıyor, güncesinin her sayfasında ve yepyeni bir dünyayla tanışıyor. Nil, korkularından arınabilmek, açılabilmek için yazdığı hayatının iki sayfasını cuma günleri size veriyor.

KAOS GL - 26/10/2007

Nil Sorgun - Ankara

GÜNCE - Sayfa 13

''"…Sonunda bir oyuncak kara sevda aldım senden.''

''Yani değişmedim hala öyle biraz çocuk kaldım.''

''… Yok, öyle güz gibi soğuk olma.''

''Güz ayrılık taşır."''

Haber yok senden hala. Gerçek bir güz gününe uyanana kadar yazmayacağım.

GÜNCE - Sayfa 14

''"Ölümsüz Sappho’nun çok öncesinde ve sonrasında bize bu tür fantezileri, bu tür tercihleri olan kadınları sunmamış ne tek bir ülke ne de tek bir kent vardır evrende…"'' - Marquis de SADE

Yağmaya başlayan yağmurun kokusu daha odaya girmemişti, ellerini tuttum. Kokladım, ilk kez öperken ellerini. Ellerinde görebildiğim tüm çizgileri öptüm. Ruhun yorgun ve güzel kokuyordu. Bileklerini öptüm sonra. Sonra kollarını ve göğüslerinin ucundaki tüm çizgileri... Kasıklarında ısınırken dudaklarım, anladım; geçmiş bugün bitmişti. Titrerken bedenin, çıkık leğen kemiğin acıtırken sağ bacağımı, kırmızı tül hafifçe oynadı ve seninle karışmış yağmur kokusunu duydum. Şimdiye kadar soluduğum en masum ve en kadın kokuydu.

Burak Burcu’yu getirdi bana, havaalanına bırakmadan önce. Aşık bir kadına dokundum. Aşık bir kadını sevdim. Yaptım, belki de o büyük aşktan birazını istedim. Susamıştım. Burcu Londra’ya taşındığında ne olacak? Daha da zorunu bulup heteroseksüel ve homofobik bir kadına mı aşık olacağım? Olsun, gerçek bir güze uyandım Burcu’nun kasıklarındayken dün ve geçmiş orada bitti, biliyorum. Gitti ama üzgün değilim. Yaşanmışlığımız ve kokusu var. O benim sevgilim değil, benim değil. O kendi ve aşkı. O, ‘O!’.

Not: Güvenpark’ın sonundaki –orası başımı sonu mu acaba?- manolya satmaya başladıklarını görüp sevindiğim çiçekçilerin önünde bir büfe var. Büfenin önüne, biraz ilerisine, yerde güvercinin ya da güvercinlerin ayak izleri var. Orası hep kalabalık olur, nasıl yürüdüler acaba? Acaba birileri kibrit çöpüyle mi yaptı o izleri? Herkesin geçip gittiği yola harç yeni dökülmüşken biri eğildi ve parmaklarının arasında yanmış bir kibrit çöpüyle o izleri yaptı. Çöpü kutusuna geri koydu ve bir daha oradan hiç geçmedi. Belki o da ‘hepimiz’ gibi ürkekti ama bir iz bıraktı.

Haftaya ilk kez sohbetlerden birine gideceğim. Cesarete karışan heyecan; sonuç: bulantı.





*Nil’in Günlüğü’ndeki diğer sayfalar:

Nil'in Güncesi - I

Nil'in Güncesi – II

Nil'in Güncesi – III

Nil'in Güncesi – IV

Nil'in Güncesi – V

Nil'in Güncesi – VI