Gökkuşağı Forumu

gezi’nin ışığı

18 Haziran 2013
gezi direnişi karşıtına aynı yöntemle cevap verip yavaş yavaş ona dönüşmeden barışçıl biçimde direniş ve ifade yöntemleri kurabileceğimizi gösterdi.
 
direnişin talepleri kabul edilecek mi edilmeyecek mi baştan beri buna hiç takılmıyorum ben. böylesi bir iktidar bu kadar ayaklanan halktan elbette korkacak ve öfke duyacak, talepleri kabul ederse kendini yenilmiş ve güç kaybetmiş gibi algılayacağından, diyalog kurmak yerine şiddetle bastırmak isteyecektir. başka türlüsünü bilemeyen bir zihniyet var karşımızda. özür dilemeyi, hata yaptığını kabullenmeyi güçle ilişkilendiren bir zihniyet. ki bu belirli bir şahsa özgü değil, kültürel bir refleks. yalnızca hakkında iyi şeyler söylenmesini ve alkışlanmayı bekleyen, eleştiriye uğradığında akıl dışı yollara egosunu savunmaya geçen. bu zihniyet yalnızca memleketin tepesinde değil, kendi içimizde, bizlerde. ben o yüzden taleplerin karşılanmasına değil, bu zihniyete karşı duyduğumuz tepkiyle kendimizdeki bu zihniyet parçasından kurtulabilecek miyiz onu merak ediyorum. yoksa akp de karşıtları da bu "çok bilmiş" siyaset yöntemlerini terk etmeyecekse, taleplerimiz kabul edilse bile bir noktaya ulaşır ama bir yerde yine tıkanırız. 

çok uzun yıllardır devrimin direnişin sonucunda ulaşılan bir nokta olmadığını düşünüyorum. devrim ulaşılacak nokta değil, ulaşılmak istenen ideale yürürken nasıl bir yol izlendiğidir. eğer izlediğimiz yol önce bizi, yaşama bakışımıza, dünyayı algılayışımızı, yanı başımızdakilerle ve uzaktakilerle kurduğumuz ilişkiyi reflekslerimizden koparıp daha aydınlık bir noktaya taşıyorsa, devrim olmaya devam ediyor demektir. taleplerle ilgili sonuca bakarak değerlendirilemez bence kazanmak ve kaybetmek. görüyoruz ki tayyip efendi alanlara çıkanların kelle sayısını sayarak nitelendiriyor kazanmayı ve kaybetmeyi. yaşamı ve siyaseti futbol maçındaki taraftar sayısı sanıyor. bu bildik, ataerkil, militarist erk’ek bakışı. sen daha çok kalabalık yığabilirsin alanlara, sana bu kadar oy veren insan var, elbette alanda da yüzbinler olabilir. bu şaşırtıcı değil ki. aksi olsa şaşardım:) üstelik elinde devletin her türlü ekonomik gücü ve olanakları var. yapamazsan bir tuhaf olur. ama meydana kalabalık dikmekle erişilmez haklılığa. insan vicdanında haklı olmak önemli olan. ben akp mitingine gidenlere karşı da çıkmıyorum. toplumsal dinamikler ve çıkar dengesi bazılarının oraya gitmesini gerektiriyor. bu düzen böyleyken başka türlüsü çok zor. şiddet çağrısı yapıyor olmaları da beni korkutmaktan ziyade kendilerinin kim olduğunu ortaya koyuyor. onların algısı dönüşmüyorsa ben buna takılıp harcamam enerjimi, kendi algımı ve ulaşabildiklerimin algısını dönüştürmeye harcarım. gerçek demokrasi bize hiç benzemeyenlerle, karşıt fikirlerimizle bir arada barışçıl bir biçimde yaşamayı öğrenmek değil midir zaten? 

gezi direnişi bildik, saldırgan, ataerkil, militarist reflekslerden sıyrıldı. karşıtına aynı yöntemle cevap verip yavaş yavaş ona dönüşmeden barışçıl biçimde direniş ve ifade yöntemleri kurabileceğimizi gösterdi. dayanışmayı, güven duymayı, inanmayı, umudu, sevmeyi, başkasını kendimiz kadar gözetmeyi ve daha bir çok olumlu enerjiyi harekete geçirdi. ciddi bir zeka ve empati yeteneği açığa çıktı. işte o yüzden talepleri bir yerden sonra önemsemiyorum.
 
tüm taleplerimiz reddedilse bile açığa çıkan güçlü ve olumlu enerjinin bizde ve çevremizde yarattığı dönüşüm buharlaşmaz. karanlığa verilen en güçlü yanıt budur her zaman, ışığı yaratmak. biz ışığı yarattık, karanlığın bütün korkusu, daha da karanlık istemesi bundan. Pınar Selek’in Maskeler, Süvariler, Gacılar kitabında yazdığım önsözde söylediğim gibi; "Unutmayalım ki karanlık ne kadar sonsuz olursa olsun boşlukta parlayan bir yıldız tek başına deler o sonsuz karanlığı". biz bildik siyasetin şiddet kullanma yöntemlerini reddettikçe her yerde daha çok yıldız parlamasından daha umutlu bir şey olamaz benim için. var olun türkiye’nin, dünyanın ışıkları.