Gökkuşağı Forumu

Direne Direne Kazanacağız Ayol!

Çarşamba, 3 Temmuz 2013
Gezi direnişi başladığından beri sürekli yazmak istiyorum ancak bir türlü olmadı. Gün ve gün her şey Türkiye’de hiç alışık olmadığımız bir hızda değişti, dönüştü ve evrildi. Tüm eylem pratiklerimizi yeniden yeniden gözden geçirdik. Duruma göre hızlı ve anlık tepki verme reflekslerimiz gelişti. Tüm bunlar olurken kenara çekilip uzun uzun yazmayı da biraz eski usul bir ifade biçimi olarak gördüm sanırım. Ancak on binlerce insanın katıldığı ve tarihimizin en renkli Onur Yürüyüşü’nü de “direniyoruz ayol” diyerek atlattığımıza göre şimdi her şeyi anlatma vaktidir.
 
Gezi direnişinin “üç beş ağaç” ile başlayıp nasıl buraya geldiğini uzun uzun anlatmayacağım zira bu analizler çokça yapıldı; ancak ne oldu da üç beş ağacın peşine düşen çevreciler önce çapulcu, sonra terörist, en sonunda da yaralı ve ölü oldular bunu konuşmakta fayda var.
 
Yazıya başlarken belirttiğim ve tüm ezberlerimizi bozan hızlı, anlık gelişen ve değişen bu direniş süreci hiç kuşkusuz koltuklarını her şeyden çok seven politikacılarımız için alışık olmadıkları bir tepkiydi. Sürekli hatalar yaparak bastırmaya çalıştıkları direnişin nedenlerini iyi okuyamadıkları gibi işlerine geldiği gibi yorumlamak konusunda da epey çaba sarf ettiler. Hükümeti, muhalefeti, medyası ile sınıfta kalan bu ülke, halkıyla bütünlemeden geçti ancak bu başarıyı gölgelemek de sahiplenmek de yine bizim eski politikacıların öncelikli vazifesi oldu.
 
“Apolitik 90 kuşağı politik oldu” gibi manşetlerde açıklama arayan eski analistler aslında onlarca yıldır bu ülkede politika yapan ve direnişin tam da başlangıcında yer alan LGBT’leri, feministleri, çevrecileri, anarşistleri ve daha nicelerini yok saydı. Çevreci-çapulcu-marjinal ve terörist çoklamasında sırayla isim değiştiren eylemcilerden LGBT’ler, feministler ve tabi ki Kürtler zaten yıllardır tüm bunlarla muktedirlerce anılıyordu. “Aranızda marjinaller var onları çıkarın” anonsları bilindik böl-parçala-yok et stratejisinin yeniden uygulamasıydı. Yer yer başarılı oldu ancak pek de tutmadı. Gezi’deki İbne-Ulusalcı-Sosyalist-Kürt-Türk-Ermeni birlikteliği Erdoğan’ı ne kadar rahatsız etmiş olmalı ki “Benim vatandaşım o parka giremeyecek mi?” diye kürsüden bağırırken aslında parkın içinde bir tek kendisinin olmadığını anlayamıyordu ya da ısrarla anlamak istemiyordu.
 
Türk Tabipleri Birliği (TTB) 27 Haziran 2013 tarihli raporuna göre tüm Gezi olayları sırasında en az 4 kişi öldü, 11 kişi gözünü kaybetti. 60’ı ağır 7832 kişi de yaralandı. Tabi bu rakamlar içinde en son Lice’de yaşanan katliam eksik. Sayısı binlerle ifade edilen köpek, kedi ve kuşun da öldüğünü unutmadan belirtmeli...
 
Gezi direnişinin bir parçası olarak gördüğüm ve silahların sustuğu bir dönemde haklı bir talep olarak “Artık kalekollar* istemiyoruz”u dile getiren Licelileri katleden zihniyetin Gezi ile oluşan, oluşturulmaya çalışılan barış ve kardeşlik ortamına nasıl bir kurşun sıktığını da görmemek mümkün mü? Tüm direniş boyunca omuz omuza polis ve devlet şiddetini birlikte yaşadığımız Kürtleri şimdi “amma onlaar terörörörist” diyerek “marjinalleştirmek” tam da direnişi baltalayacak vahim bir hata olacak. Birbirimizi anlamak için hep daha çok çaba sarf etmek zorundayız aksi bizi başlangıç noktamıza götürecektir.
 
Yeni olmayan ancak yeni mücadele yöntemlerine ve eylem pratiklerine sahip bir toplumsal muhalefetimiz var artık ve bunun kurallarını tepemizden sürekli parmak sallayan hiç kimse koymuyor, koyamaz da. Tüm bunları doğru okuyanlar bu ülkenin geleceğinde yer alacak aksine Erdoğan’ın dünkü grup konuşmasında söylediği gibi “Biz bu gençliğe geleneklerini öğretemedik. Burada hatamız var. Geleneğini bilmeyen genç geleceğini bulamaz. Sıkıntı burada bunu başartmamız lazım,” gibi “derin” analizlerle sürekli olayları dış mihraklar-çıkar lobileri-yedirtmeyiz ekseninde anlamakta ısrar edenler hep geçmişte hatırlanacak...
 

*http://www.kalekol.com/kalekol-nedir/