Yaşam

Nil'in Güncesi – X

Cuma, 16 Kasım 2007


Nil Sorgun. Biraz melankolik ama umut dolu… Şaşkın ama kendini, insanları tanımaya çalışan… Bazen aşkları harcayan, bazen aşkları harcanan… Yirmi yaşında, Ankara’da tek başına yaşayan üniversite öğrencisi, lezbiyenliğiyle barışıyor, güncesinin her sayfasında ve yepyeni bir dünyayla tanışıyor. Nil, korkularından arınabilmek, açılabilmek için yazdığı hayatının iki sayfasını cuma günleri size veriyor.

KAOS GL - 16/11/2007

Nil Sorgun - Ankara

GÜNCE - Sayfa 19

Eskiden dümdüz bir yeryüzünde yürüdüğünü sanırdı insanlar ama o asla öyle olmadı.

Eskiden de büyük bir salonda iki kadın birbirlerinin gözlerinin içinden geçerlerdi, kokularını duymak için delirirlerdi. Kimse görmediğinde ya da kimsenin görmeyeceği şekilde, birbirlerinin yanlarından geçerken saçlarının uçlarına dokunurlardı, dirseklerini hafifçe avuçlarının içlerine alıp bir anda bırakırlardı. Dokunuşları yanlış anlıyor olmaktan çok korkarlardı, o bakışları görmelerine rağmen. Bir an gelir ve biri imkansızlarını bozardı. Mutlaka ama mutlaka ne kadar zor olursa olsun, ne kadar imkansız olursa olsun yalnız kaldıkları anı, sonra anları yaratırlardı. Titrerlerdi, dudaklarında kalan tuzu emerlerdi ezberlememek, alışmamak için o güzel tada. Sarılıp uyurken huzurla, kabusları da olurdu. Bazıları yakalanırlardı, bazıları aldatılırlardı, bazıları ayırtılırlardı, bazıları ayrılırlardı, bazıları yaşarlardı sonlarına dek.

Onun kızarmış yanaklarına dokunup, boynundaki kıvrımları öpmek, işaret parmağın kulağının arkasına dokunurken uyuyakalmaktı gerçek olan. Bir şekilde hep basit her şey!

Şimdi yeryüzünün düz olmadığını herkes biliyor ama biri sormadıkça hatırlamıyor; duyu yanılsamasına bağımlı yaşamak istiyor. Çay kaşığını bardaktan çıkardıktan sonra hiç bakmıyor kaşığa. Buraya biraz diyonizyak, lütfen!

GÜNCE - Sayfa 20

Üzerinde gri tüvit ceketi, gördüğüm en geniş omuzlu, tıknaz amca, Mehmet amca, Meşrutiyet’in sonundaki üst geçittin merdivenlerinde. Kemerini saklayacak kadar sarkmış göbeği Mon Ami pastel boyasındaki ten rengi gömleği tarafından sarmalanmış. Ayakkabılarının önü kıvrım kıvrım, Feride Teyze sabah silmiştir ama Ankara tozları doluşmuş ararına. Bıyıkları dümdüz, sabah küçük makasıyla düzeltmiş olmalı. Sert adımlarla iniyor merdivenden, arkasından iş yerinden arkadaşları olduğu belli olan birkaç kadın selam verip yanından geçiyor, mesafeliler. Hafifçe başını sallıyor, onlara bakmadan, elindeki yeşil soda şişesini geçerken çarpmasınlar diye yana çekiyor. Üstündeki etiketi yırtılmış soda şişesinin içinde küçük yeşil bir dal var. Mehmet Amca’nın tüm özelliklerine ters tek bir dal, ince, zarif, genç… Oğlu yerine bir bitkiye mi bakacak diye düşünüyorum, ona veremediği sevgiyi, anlayışı, ne hissettiğini ona belli etmeyecek olan o bitkiye mi verecek? Yanından geçerken geniş omuzlarına çarptım, bakmadı bile; sadece yine şişeyi korudu!

Bir ay önce tanıştım Ozan’la. Sinemaya gideceğimiz gün yarım saat erken buluşmak istedi; Bakanlıkların orda on beş dakika bekledik, sonra bana Mehmet Amca’yı gösterdi. Onu, Feride Teyze’yi, babasının onu reddettiğini anlattı. Özlediği zamanlarda uzaktan yürüyüşünü izliyor sanırım sadece. Canları acıyor yok yere, canım acıyor.




*Nil’in Günlüğü’ndeki diğer sayfalar:

Nil'in Güncesi - I

Nil'in Güncesi – II

Nil'in Güncesi – III

Nil'in Güncesi – IV

Nil'in Güncesi – V

Nil'in Güncesi – VI

Nil'in Güncesi – VII

Nil'in Güncesi – VIII

Nil'in Güncesi – IX