Yaşam / Cinsellik

Porno mu Erotika mı?

Cumartesi, 28 Eylül 2013
Erotikayla porno arasındaki ayrım yapay bir ayrım. Asıl fark, iyi olup olmadıkları.
 
 Bu yazı, Greta Christina’nın Freethought blogs’daki kişisel sayfasında 22 Şubat 2012’de yayınlanan “Porn or Erotica?” başlıklı makalesinin çevirisi.
 
Pornoyla erotika arasında işe yarar bir ayrım yapılabilir mi?
Benim bu soruya klasik yanıtım, pornoyla erotika arasındaki ayrımın bayağı yapay olduğu. Genellikle mesele öznel zevkle iç içe geçmiş karakter ve hatta ahlaki yargılardan ibaret. “Ben erotika seviyorum; sen porno seviyorsun; onlar pis iğrenç şeyler seviyorlar.”
 
Ama bazen boş zamanım olduğunda, sırf eğlence olsun diye, bir yanıt bulmaya çalışırım. Kendime derim ki “Eğer biri kafama silah dayasa ve “porno” ile “erotika” arasında tutarlı, bu sözcükleri kullanan insanların çoğunun teslim edeceği ve hatta kabul edebileceği bir ayrım yapmamı istese … nasıl yanıt verirdim?” Birini diğerine tercih edip etmediğimden bağımsız olarak; erotika alicenap ve güzelken pornonun zevksiz ve aşağılayıcı olduğu genel hükmünü kabul edip etmediğimden bağımsız olarak ama... (Veya bir diğer genel hükmü, porno heyecan verici ve ateşliyken erotikanın boğucu ve sıkıcı olduğunu kabul edip etmediğimden de bağımsız olarak) Bu ikisi arasında kullanılabilir bir fark var mıdır?
 
Şimdilik aklıma gelenler şunlar oldu.
Porno, ana maksadı hedef kitlesinin cinsel olarak uyarılması olan ve bunun dışındaki sanatsal/siyasi/kültürel maksatları ikincil veya tesadüfî olan cinsel içerikli sanattır.
Erotika, ana maksadı hedef kitlesinin cinsel uyarılmasındansa sanatsal/siyasi/kültürel bir hedefe ulaşmak olan ve cinsel olarak uyarılmanın ikincil veya tesadüfî olduğu cinsel içerikli sanattır.
 
Bu tanımların, hangisinin daha iyi olduğuna dair hiçbir yargı içermek zorunda olmadıklarına dikkatinizi çekerim. Tabii böyle bir yargıyı sıklıkla içerirler – seksin olumsuz algılandığı, cinsel olarak uyarılmanın kendi başına değerli bir amaç olarak görülmediği falan filan bir toplumda yaşıyoruz – ama tanımlar böyle bir yargıyı içermek zorunda değil. En azından teorik olarak, cinsel içerikli bir eserin ana maksadının cinsel uyarılma mı başka bir şey mi olduğunu, bunlardan birini diğerine ahlaki olarak üstün görsek de görmesek de tartışabiliriz.
 
Ama bu tanımda çok ciddi bir yanlışlık görüyorum. O da şu: Ya hedef kitlenin cinsel olarak uyarılmasının bizzat kendisi sanatsal, kültürel ya da politik bir amaçsa?
 
“Lezbiyenler tarafından lezbiyenler için”
Doğrudan aklıma gelen örnek On Our Backs, 80’lerin sonu ve 90’ların başında yayınlanan “lezbiyenler tarafından lezbiyenler için” seks dergisi. On Our Backs’teki işlerin bir kısmı kesinlikle ciddi edebi, sanatsal, siyasal vb. içerik taşıyordu – Dorothy Alison yazdı onlar için, onunla beraber Sarah Schulman, Jewelle Gomez, Sapphire, ben ve daha birçok ciddi yazar. Ditto fotoğrafçılık yaptı. Ama o dergideki bol miktarda iş de harbi pornoydu. Dergi kadınları tahrik etmek ve onların boşalmasını sağlamak için vardı. Nokta.
 
Ama bunun bizzat kendisi ciddi bir siyasal isyandı. Kadınlar için – kadın yazarlar, fotoğrafçılar, yayıncılar, okuyucular için – yüksek sesle “Biz seksi seviyoruz; açık seçik olmayı seviyoruz; bunları yapacağız, satacağız, satın alacağız ve bunların üzerinde boşalacağız; hoşuna gitmeyen varsa da bakmasın.” demek, bu çok ciddi bir politik açıklamaydı. Lezbiyen cemaatinin hem içinde hem dışında geniş etkileri olan bir açıklamaydı. Üstelik sadece ana akım kültürdeki cinsiyetçiliğe ve seksin olumsuzlanmasına bir isyan değildi de. Sadece kadınların aslında seksi sevmediği, seksi önemsemediği, seksi kendi içinde bir amaç olarak görmediği (ve, eğer bunları yaparsak tu kaka insanlar olduğumuz) mesajına isyan değildi. Aynı zamanda, o dönemde çok yaygın bir feminizm türüne de (bugün de yaygın gerçi, eskisi kadar olmasa da) isyandı: feminizmin, cinsel içerikli sanat fikrine düşmanca yaklaşan bir versiyonuna. (On Our Backs isminin kendisi bile porno-karşıtı, müstehcenlik-karşıtı, cinsel-emek-karşıtı “off our backs”e bir göndermeydi.) Maksat kadınların boşalması için tasarlanmış cinsel içerikli materyallerle kadınların boşalmasını sağlamaktı... politik maksat tam da buydu.
“Gey seksi havalıdır”
Bence bir diğer örnek gey erkek pornosu. Onlarca yıl, en müstehcen, en yapış yapış, en porno gey erkek pornoları bile gey onuru için önemli bir kaynaktı: gey erkekler için kendi cinselliklerini onu hor gören bir kültürden kurtarmanın önemli bir yoluydu. Baskıcı 50’lerde bu böyleydi, gey özgürleşmesinin 70’lerinde bu böyleydi, AIDS salgının en kötü yıllarında bu böyleydi ve bugün de böyle. “Gey seksi havalıdır” diyen bir öykü yazmak, fotoğraf çekmek, karikatür çizmek … bunlar siyasal eylemlerdi, ve hâlâ öyleler.
 
Ama sorunu görüyorsunuz, değil mi? Bir ölçüde, bu dediklerim neredeyse tüm porno/erotika/her-ne-derseniz-deyin için geçerli. Playboy, Penthouse, Hustler, Deep Throat, ana akım porno videosu endüstrisi, amatör ve düşük bütçeli internet pornosu... tüm bunların kültür üzerinde etkisi var. Açık seçik seks dergilerinin ana akım haline gelmesi; bu dergilerin gittikçe arsızlaşan içerikleri; ev videosu devrimi ve cinsel içerikli filmlerin her gün milyonlarca insanın oturma odasına süzülmesi; internet porno devrimi ve porno üretiminin demokratikleşmesi – bunların hepsinin cinsel kültüre çok güçlü etkileri oldu. Bu etkinin olumlu, olumsuz veyahut yukarıdakilerin hepsinin karmaşık bir bulamacı mı olduğunu düşünebilirsiniz (benim oyum sonuncuya bu arada) … ama kültürel ve politik etki inkar edilemez. Ve bu etki çoğunlukla gayet de bilinçli yapılıyor. Hugh Hefner’in siyasal, kültürel ve sanatsal bir görüşü vardı. Larry Flynt’in de öyle. Bu görüşleri sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz … ama varlar.
 
Ve aklıma kendi porno/erotika eserlerimden biri geliyor: “Three Kinds of Asking For It” üçlemesinin bir parçası olan “Bending” kısa romanı. (Kindle’da ve  ölü-ağaç fiziki formda bulabilirsiniz.) Yazma sürecindeyken taslağın bir kısmını editörüm Susie Bright’a gönderdim ve şöyle bir geri-besleme aldım (kendi sözcüklerimle yazıyorum): “Okuyucularına yeterince erotik ziyafet vermişsin – daha fazla seks sahnesine gerek yok, şimdi öyküyü ayrıntılandırmaya odaklan.” Benim buna tepkim “Hassiktir? Porno bu. Seks hakkında olması lazımdı zaten. Yani, siktir git. Ben daha da fazla seks sahnesi yazacağım, seks sahnesi dışında hiçbir şey de yazmayacağım. Tüm romanı başından sonuna sadece seks haline getireceğim.” diye düşünmek oldu. Ve öyle de yaptım. Birkaç paragraf hariç, öyküdeki her cümlede insanlar ya seks yapıyordu, ya seks hakkında konuşuyordu, ya da seksi düşünüyordu. Ve öykü de böyle anlatılıyordu. Karakterler değişiyor, çatışkılar çıkıyor, ilişkiler gelişiyor, olayların içyüzü aydınlanıyor, krizler baş gösteriyordu … ve hepsi de seks üzerinden. Dahası, bir anlığına kibirlilik etmeme izin verirseniz, bayağı da ateşli seks üzerinden.
 
Yani, ana maksat neydi? Ana maksat hedef kitlenin cinsel olarak uyarılması mıydı, yoksa bir hikâye anlatmak mıydı?
 
Porno muydu, erotika mı?
Böylece dönüp dolaşıp başladığım noktaya geliyorum: Erotikayla porno arasındaki ayrım yapay bir ayrım. Pornonun asıl olarak insanların boşalması için olduğuna ve erotikanın başka bir şey yapmaya çalıştığına karar verseniz bile... o da net bir ayrım değil. En iyi ihtimalle bulanık, en kötü ihtimalle de yapay bir ayrım. “Dream of the Fisherman’s Wife” ile “Butt Balling Honeys #9″ arasındaki fark porno ya da erotika olmaları değil.
 
Asıl fark, iyi olup olmadıkları.