İnsan Hakları / Askerlik

Ankara'da Militarizmin "Karizması Çizildi"

16 Mayıs 2006
Haber: Kaos GL
Antimilitaristler, militarist politikaları teşhir etmek için geleneksel 'turistik' etkinlikleri Militurizm'i bu yıl da Ankara'da düzenlediler. Antimilitaristlerin, devlete olduğu kadar, 20 yıldır sürmekte olan savaşa ve sessiz kalanlara da sözü vardı.

KAOS GL

Gamze Göker

İstanbul ve İzmir'den sonra bu yıl üçüncüsü Ankara'da düzenlenen Geleneksel Militurizm Festivali, Türkiye'nin çeşitli yerlerinden antimilitaristlerin katılımıyla olabildiğince renkli geçti.

Önceki yıllara oranla özellikle İstanbul ve İzmir'den katılımın düşük olduğu festival, şiddetli yağmurun etkisi ve Ankara Emniyetinin sert tutumu nedeniyle belirlenen program çerçevesinde sürdürülemedi, Ankara'nın militarist sembollerine düzenlenecek gezinin bir kısmı gerçekleştirilemedi.

13 Mayıs Cumartesi günü Ankara Garı'nda bir araya gelen antimilitaristler, her yıl olduğu gibi "retçi karşılaması" ile programı başlattılar. Yaklaşık 40 kişilik antimilitarist grubunun sabahın erken saatlerinden itibaren çevik kuvvet kordonuna alınması ve gar dışında da birçok polis otobüsünün bekliyor olması "retçi başına bir polis ve bir sivil kamerası düşüyor" esprileri yapılmasına neden oldu.

Oyuncak silahları kırdılar

Tef, akordeon ve darbukalarıyla hayli eğlenceli bir eylem biçimi sergileyen antimilitaristler ilk basın açıklamalarını Ankara Garı'nda yaptılar. Açıklamada "Ankara Garı, devletin değişmeyen yüzünü anlatır bize. Askeri teçhizat sevkıyatının önemli bölümü halen Ankara üzerinden yapılmaktadır...İçinde her daim asker kaçaklarını arayan inzibatların dolaştığı Ankara Garı, yakın gelecekte küresel kapitalizme iyiden iyiye entegre olmasını sağlayacak bir projeyle yeniden düzenlenecektir" dediler.

Ardından, oyuncak silahları kırarak, silahların yok edilmesini talep eden antimilitaristler Kore Şehitleri Anıtı'na doğru yürüyüşe geçti. Polisin daha önce "döviz, pankart taşımayın" uyarısı nedeniyle sloganlarını üzerlerindeki kıyafetlere yazan eylemciler, yürüyüş sırasında "Reddet, diren, hayır de! Askere gitme!", "Öldürmiycez ölmiycez, kimsenin askeri olmiycaz" sloganlarını attılar.

"Anlamsız savaşta ölenlerin anısına"

Kore Savaşı'nda ölen Türk askerlerinin anısına yapılan anıtın bulunduğu bahçeye girilmesine "Askeri tesislerde basın açıklaması yapmak yasaktır" gerekçesiyle engel olmaya çalışan polise "burası askeri tesis değil kamuya açık bir alan, girmeye hakkımız var" diyerek direnen grup anıt önünde basın açıklaması yaptı.

"Kore Şehitleri Anıtı da Kore savaşında ölen Türk askerleri unutulmasın diye yapılmış, mini mini çıtı pıtı bir yapı. Türkiye NATO'ya girsin diye ölenlerin bu dünyadaki simgesel devamı. Antimilitaristler olarak bizler, insanları ancak ölümleriyle anlamlı kılan savaşları durdurmanın, devletsiz ve sınırsız bir dünyayla mümkün olduğunu düşünüyoruz" diye bitirilen açıklamanın ardından eylemciler anıtın bahçesindeki münasip yerlere "anlamsız savaşta ölenlerin anısına" siyah kurdeleler bağladılar.

"Savaş savaş, nereye kadar"

Şiddetini artıran yağmura rağmen Tandoğan'a doğru yürüyüşe geçen grubun "Savaş savaş nereye kadar, seviş seviş ölene kadar" sloganları çevrede bulunanların da ilgisini çekti. Polisin sürekli olarak eylemin bitirilmesi gerektiği, belirlenen programın uygulanamayacağı uyarısına rağmen yapılan pazarlıklar sonucunda eylemciler Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) önüne kadar yürüdüler.

Polisin barikat kurarak ana kapının önüne geçmeyi engellemesi üzerine yan kapı önünde basın açıklaması yapan antimilitaristler özetle şunları söylediler:

"Günümüzde, kuruma ait 10 fabrikada, fişekten kapsüle, roketten patlayıcıya, aralarında dünyanın en uzun menzilli topunun da yer aldığı, insanların ve doğanın yok edilmesine hizmet eden her türden silah ve mühimmat üretilmektedir. MKEK'nin "çağın gereklerine uygun biçimde" 2000 yılında yeniden örgütlenerek, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yerine doğrudan Milli Savunma Bakanlığı ile ilişkilendirilmiştir.

"Günümüzde silah alım-satımı o kadar kolaylaştırılmıştır ki, sermayesinin tamamı devlete ait olan kurumun internet sitesi üzerinden, çok sayıda silahı detaylı biçimde incelemek, fiyatlarını öğrenmek, hatta telefon yoluyla sipariş vermek bile mümkündür. Yurtdışına da önemli miktarda silah ihraç eden MKEK, öldürücü-yok edici, kitlesel ve bireysel savaş araç-gereçlerinin Türkiye topraklarındaki resmi üretim merkezidir."

Mamak Cezaevi, OYAK ve ASAL'a polis engeli

MKE'nin karşısında bulunan Tandoğan Orduevi ile ilgili de kısa bir açıklamanın yapılmasının ardından "12 Mart ve 12 Eylül sıkıyönetim uygulamaları ve sonrasında ünlenen, değişik dönemlere damgasını vurmuş, özellikle siyasi tutuklu ve hükümlülerin belli dönemlerde tutuldukları" Mamak Askeri Cezaevi'ne ve ardından OYAK ve ASAL'a (Askere Alma Teşkilatı) gitmek isteyen grup yine polis tarafından engellendi.

"Program beni ilgilendirmez, ben uygulamamı, müdahalemi yaparım, gözaltına alınırsınız, sonra gidin nereye isterseniz şikayet edin" diyerek oldukça sert bir tavır gösteren polis, daha sonra eylemcilerin "dağılarak" Yüksel Caddesi'ne gitmesine engel olmadı.

Otobüslerle Yüksel Caddesi'ne giden antimilitaristler "Öldürmiycez ölmiycez, kimsenin askeri olmiycaz" sloganıyla yürürken, izin günü olduğu için Yüksel Caddesi civarında bulunan yüzlerce sivil askerin meraklı gözlerle eylemcileri izlediği gözlendi.

"Ben şimdi askerim, ne olacak?" "Kaçalım mı, ölelim mi?" sorularını yüksek sesle gruba yönelten askerlerden "Bunları zaten askere almazlar ki!" "Siz gitmezseniz, kim gidecek o zaman askere?" yorumları da geldi.

Red Kit'in sigarasını aldınız, ya silahını?

İnsan Hakları Anıtı önünde tekrar bir basın açıklaması yapan antimilitaristler, yürüyüş boyunca yanlarında taşıdıkları ve üzerinde "Sigarasını aldınız, silahını unuttunuz" yazılı sigarasız bir Red Kit maketinin önünde oyuncak silah kırma eylemlerini tekrarladılar.

Bu sırada eylemi izleyen kalabalık içinde yanındaki kız arkadaşının "bunlar ne yapıyor?" sorusunu "Çin mallarını protesto ediyorlar" diye yanıtlayan genç erkekler olduğu gibi, eylem sonunda "vatan hainlerinin eylemi bitti, gidelim" diyen sivil askerler de bulunuyordu.

Çaldıkları müzik eşliğinde dansederek eylemlerini sonlandıran antimilitaristler, polisin "Her şey dadında güzel" yorumu ile Yüksel Caddesi'ni terkettiler.

Ankara polisinin, geçen yıl İzmir'de düzenlenen festivalde İzmir polisinin tavrına oranla daha sert olmasında, son dönemde Mehmet Tarhan'ın mücadelesinin kamuoyunda yankı bulmasının, AİHM'in Osman Murat Ülke ile ilgili davada Türkiye'ye tavsiyede bulunmasının etkisi olduğu düşünülürken, festivale katılımın düşük olmasında ise son dönemde artan "halkı askerlikten soğutma davalarının" ve Terörle Mücadele Yasası sürecinin etkili olabileceği yorumları yapıldı.

Özgürlük isteyen, karşısındaki gibi davranmamalı

Festival'in ikinci gününde Toplumsal Araştırmalar Vakfı'nda düzenlenen "Devrimler, askerler, özgürlük" başlıklı panelde konuşma yapan yazar Mahmut Memduh Uyan, geçmişte verdikleri devrimci mücadele içinde silahlı mücadelenin yerini anlattı.

70'li yıllardaki toplumsal koşullar nedeniyle, politik mücadele içindeki herkesin kendi can ve mal güvenliğini kendinin sağlaması gerektiğini ancak özel olarak silaha, silahlı çatışmaya bir düşkünlüğünün olmadığını belirten Uyan "Ulusal mücadelenin kendi kişiliğini, kimliğini koruyabilmesi için, toplumsallığımızı ve siyasallığımızı koruma ve yaşatma noktasında silahlı mücadeleyi savunuyorduk" dedi.

Antimilitarizm gibi hareketlerin topluma olumlu değerler kazandırdığını belirten Uyan, "Özgürlük isteyen hareketler, karşısındaki güç gibi davranmamalıdır, ancak bugün üniversitelerdeki saldırılara karşı da bir savunma yapılmalıdır" diye konuştu.

"Antimilitaristler ülkemizdeki savaşı yakından tanımalı"

Konuşmacılardan, Özgür Gündem gazetesi muhabiri Birgül Özbarış ise, şiddetin sadece üniversitelerde son dönemde yaşanan saldırılar olmadığını, asıl şiddetin devletin ve ordunun halk üzerinde uyguladığı zihniyet şiddeti olduğunu söyledi.

Vicdani retle ilgili yayımlanan röportaj ve haberleri nedeniyle bugüne kadar hakkında beş dava açıldığını ve altıncısının da yolda olduğunu hatırlatan Özbarış, şöyle devam etti:

"7 yıllık barış sürecinde kimse üzerine düşen görevi yerine getirmedi. TMY ile bir sıkıyönetim olacak. Bu, solun sessizliği, hareketsizliği, gücünü bölmesinden kaynaklanıyor. Sorunlarımız aynı ama birbirimizin diliyle konuşamıyoruz.

"Antimilitarsitler olarak, ülkemizde yaşanan savaşı ve bu savaşı yaratan koşulları daha yakından tanımalıyız...Vicdani redde değer veriyorum, militarizme karşı iyi bir sivil itaatsizlik olduğunu düşünüyorum."

Vicdani ret haberleri yapan başka birçok gazetecinin de baskı ve tehditlerle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Özbarış "Vicdani ret ve şiddet karşıtlığı antimilitarizmin iki ayağını oluşturuyor, ama daha önemlisi toplumsal ayaktır, toplumla bütünleşmeyi yakalamalıyız" diye konuştu.

"Hepimiz birer hayalperest milisiz" temalı kısa bir konuşma yapan vicdani retçi Mehmet Öd'ün ardından, Ahmet Özdemir vicdani reddini açıkladı. Özdemir'in açıklaması şöyle:

"Ben ahmet, ne gerekçeyle olursa olsun, hiçbir tahakküm ve gücün varlığına inanmıyorum. Sözde tahakküm ve güç sembollerinin herhangi bir uzantısı, objesi, piyonu veya maşası olmayacağım. ne benim vicdanımdan üstün bir gücün egemenliğini kabul etmek gibi bir lüksüm var ne de böyle bir tahammülüm.

Kaldı ki kendisinin güç olduğu varsayımıyla yola çıkan bir tahakkümün benim varlığıma ihtiyaç duyması ve bunun gereği beni yanında görmek istemesi gülünç hatta mantıksızdır.

Her şeyden önce düşünen, yüreğiyle hissedip uygulayan bir insan olarak ahlaki sorumluluklarım gereği herhangi bir devletin, bayrağın veya tahakkümün sürekliliğini sağlamak için bir devletin varlığını, nüfus cüzdanını, vergi numarasını almayı ve bu uğurda yaşamımın önemli bir parçasını harcamayı, askere gitmek ve verilecek sivil geri hizmeti veya beni bu görevlerden muaf tutacak gerçekte sistemin çürüklüğü olan raporları reddediyorum..

Her alanda barışın yaratıldığı yeni bir gezegen özlemiyle..."

Kaynak: BİA, 15 Mayıs 2006