Gökkuşağı Forumu

Ne de olsa "her temas iz bırakır"

Cumartesi, 21 Haziran 2014

Onur Haftası düzenleyicilerinin, kendileriye yanyana yürüyen, buna meyleden, gayret eden kurumlara ve kişilere böyle yüklenmemesi gerekir.

Türkiye'de üniversite okuyan her genç gibi, benim de hayatımın bir dönemi üniversite sınavlarına hazırlanmakla geçti. 35 yaşımın aydınlığından 17 yaşımın o karanlık günlerine bakınca aklımda en çok Türkçe testlerindeki “anlatım bozukluğu” sorularının kaldığını görüyorum. Neden bilmiyorum ama anlatım bozukluğu sorularını çok sever, büyük bir keyifle çözerdim. Bu sorulardan birinde “temassızlık” sözcüğüyle karşılaşıp, uzun zaman “temassızlığın” nasıl bir anlatım bozukluğu olduğu üzerine düşünmüştüm. Bir şeye temas etme ile temas etmeme arasındaki farkın temassızlık gibi zorlama bir sözcükle tanımlanması, kendi başına bir anlatım bozukluğu gibi gelirdi bana. “Temas” zaten ilişkilenmeyi kapsayan bir sözcüktü, ilişkilenmemenin karşılığı ya da kesintilerle ilişkilenmenin ama süreğen bir ilişki kurmamanın karşılığı “temassızlık” değildi, olamazdı. Aradan yılar geçti, “temas” sözcüğüyle kurduğum bu kişisel ve aslında pek de anlamlı olmayan ilişki, şu günlerde başka bir anlam kazanıverdi. Bu yıl düzenlenen Onur Haftası'nın teması “temas”tı... 
 
Malumunuz her yıl belirli bir temayla düzenlenen Onur Haftası kapsamında, geride bıraktığımız yılın homofobik söylem/eylem üreten kişi ve kurumları da, bir anket aracılığıyla belirlenir ve Hormonlu Domates Ödülü'yle ödüllendirilir. Hormonlu Domates Ödülleri LGBTİ'lerin kendilerine has üslubuyla homofobi/transfobiyi teşhir etmesinin etkili ve eğlenceli yollarından biri olmasının yanı sıra, ödülü alan kişi/kurumlarla bir şekilde “temas” kurmanın da aracı ve umudu olagelmiştir bugüne kadar. Bu nedenle aday listeleri belirlenirken LGBTİ hareketin zaten temas ettiği kişi ve kurumlardan öte herhangi bir biçimde temas edilemeyen kişi ve kurumlara öncelik tanınır. Kendi adıma Türkiye'nin en büyük LGBTİ etkinliği olan Onur Haftası'nı düzenlemek üzere bir araya gelmiş gönüllülerin, bu yıl da ödüle aday kişi ve kurumları belirlerken, ödülün bu işlevlerini göz önünde bulundurarak sorumlu davranmasını, ödülle ilgili kararların kamuoyu/diğer organizasyonlar nezdinde Türkiye LGBTİ Hareketi'ni bağlayacağının bilinciyle hareket etmelerini beklerdim. Yanılmışım. Bu yılın Hormonlu Domates aday listesi temas etme amacından çok “temassızlık” yaratabilecek, oldukça tartışmalı ve sorumsuzca seçilmiş adayları içeriyor. Genel Ahlaksız Kategorisi'nde tek başına aday gösterilen BDP Gençlik Komisyonu bu adaylardan biri. Ödüle aday gösterilmelerinin gerekçesi de Dersim'deki birahanelere “fuhuş” yapıldığı gerekçesiyle düzenledikleri saldırı. 
 
Kürdistan'ın dinamikleri konusunda az çok deneyim/bilgi sahibi olan herkes, devletin son yıllarda, özellikle bağımlılık yaratan maddeler üzerinden Kürdistan gençliğini apolitize etme gibi sistematik ve görünmez bir şiddet metodu kullandığını,  bölge siyasetinin belirleyici partisi BDP'nin de yer yer buna karşı eylemler düzenlediğini bilir. (Bu eylemlerden birkaçı İstanbul'da da düzenlenmiştir) Dersim'de protesto edilen birahaneler gibi birahanelerin de bu sistematik şiddetin uygulama alanları olarak kolluk kuvvetleriyle oldukça iyi ilişkiler geliştirmiş kişiler tarafından işletildiğini de. Bu mekanlara dönük protestoların hiçbiri doğrudan burada çalışan insanlara (özelde seks işçilerine) değil, mekanların ve sahiplerinin konumlanışına dönüktür. Keza protesto biçimlerinin yer yer içerdiği şiddet nedeniyle parti içi ve dışı  eleştiriler dikkate alınmış, şiddet içeren protestolara son verilmiştir. Herhangi bir grubu, bu eylemler nedeniyle (doğrudan seks isçilerine dönük olsa bile, içinde “homofobi” gecen bir ödüle aday göstermenin bağlamsızlığı bir yana; temas temasıyla yola çıkarken, İstanbul'dan yüzlerce kilometre uzakta gerçekleşmiş bir olaya kendi dinamikleri içinde temas etme gereği duymadan, meseleyi İstanbul'un dinamikleriyle ele almak en hafif tabiriyle “politik snobluk”un tipik göstergelerinden biri. Keza bir şeyi “anlamlı” ya da “doğru” bulmamak ayrı, o şeyi kendi bağlamı/dinamikleri içinde “anlamaya” çabalamak ayrı şeylerdir. Duruma göre her ikisi de politiktir elbet, lakin ikincisi değiştirici dönüştürücü, temas eden bir etkiye sahipken, birincisi şımarık, merkeziyetçi, küstah bir temassızlık içerir. Böyle olunca da, bu ülkede, Muğla'da değil de Amed gibi bir şehirde iki LGBTİ örgütünün faal olarak çalışabilmesini sağlayan koşulları, LGBTİ'lerin haklı mücadelesinin yanı sıra BDP başta olmak üzere genel olarak Kürt Hareketi'ne de borçlu olduğumuzu atlamış oluruz. BDP Gençlik dediğimiz ve bugün hormonlu domatese layık gördüğümüz kurumun, uzaylılardan değil, bu gelişmelere bizzat katkısı olan insanlardan oluştuğu gerçeğini de...
 
BDP Gençik Kolları, Türkiye'de meclise LGBTİ nefret cinayetlerine dair ilk soru önergesini vermis, Onur Yürüyüşü'ne milletvekili seviyesinde ilk kez katılım (aynı anda düzenlenen farkı bir eylem nedeniyle ciddi bir polis saldırısına uğramalarına rağmen) sergilemiş ve parti programında açıkça LGBTİ haklarına ilk kez yer vermiş bir partinin gençlik kolları aynı zamanda. Bunları yapması elbette herhangi bir hatasını görmezden gelmemiz gerektiğini göstermez, ama diğer yandan aslında “hata” dediğimiz, ama kendi içinde anlaşılır (anlamlı ya da haklı değil) bir vakadan hareketle bunların hiçbiri olmamis gibi, bu derece temassız davranılmasını da gerektirmez. Gidilir BDP'yle görüşülür, bunu neden yaptıkları, BDP Gençlik'in hangi gerekçeyle bu eylemleri düzenlediği öğrenilir. Ortak bir çözüm yoluna gitmek üzere nasıl bir strateji belirleneceği tartışılır vesaire. Eğer niyet  temassa bin bir ayrı yol geliştirilebilir buna dair.  Temas etmek isteyene yöntem çok, yeter ki buna niyetlenilsin... Temas etme kaygısı bir yana, Amed'te görülen R.Ç. davasında, aile müdahil ve izleyici LGBTİ kişi/kurumlara saldırdığında, saldırıya uğrayanlar BDP'nin tahsis ettiği bir araçla adliyeden uzaklaştırıldıysa, kurumlar arası politik dayanışma etiği bile tek başına bunu gerektirir.
 
Diğer yandan aynı listede BDP Gençlik'le birlikte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yer alması da politik snobluğun ayrı bir tezahürü.  Keza CHP'de LGBTİ konusunda uzunca bir zamandır gayretkeş bir tutum içinde. Bunu görmezden gelmek ve genel başkanını yaptığı bir açıklama üzerinden homofobik ilan etmek haksızlık yapmaktan başka bir anlam taşımıyor. Ne homofobi herkese karşı bu kadar kolay kullanabileceğimiz bir itham ne de Hormonlu Domates Ödülleri buluttan nem kapıp dayanaksız bağlamlar üzerinden eşimizi dostumuzu hırpalamak için kullanabileceğimiz bir araç. Bu ödüller bugüne kadar gerçek anlamda homofobi üretip yayan odakları deşifre etmek için verildi. Dolayısıya BDP de CHP de harcadıkları bunca emek sonrası, böyle bir ödül aldıklarında değişim dönüşüm sarhoşu olmayacaklar. Olsa olsa haksızlığa uğramışlık hissiyle kendilerini daha da kötü hissedeceklerdir.
 
Ne dünya ne de özgürlükler mücadelesi bu denli LGBTİ'lerin gerçeklerinden oluşmuyor. LGBTİ hareket BDP veya CHP'nin ana hassasiyet alanlarına karşı ne denli duyarlı olduğunu ne kadar tartıyor da böylesi snob bir tutumla bu beklentiler içine giriyor bilemiyorum? Bugün emin olalım ki BDP Kürtfobi'ye dair bir ödül verecek olsa en az 5 tane LGBTİ kurum-kişi-eylem-mekan bulabilir.
 
Daha iki gün önce, LGBTİ temalı yazılar yayınlayan bir blogta, 90larin çürümüş egemen dilinin kriminalize ettiği “Kürt Hareketi Sempatizanı” tanımlamasını, aynı kriminalizasyon etkisini yaratma çabasiyla tırnak içine alan bir yazı yayınlandı. Sözümona “Kürt Milliyetçileri” ve “Ulusalcı Türk Milliyetçileri” (ikisini aynı cümlede kullanmak bile “politik görü”den yoksunluğun kara mizahından başka bir şey değil) Onur Yürüşü'nü bayraklarıyla sabote edecek ve yılların emeğiyle yaratılan Kuir Özgürlük alanını milliyetçi refleksleriyle zehirleyeceklermiş. Alis'in Paranoyalar Diyarı'ndan ışınlanmış bu trajikomik yazı da, bir çeşit merkeziyetçilikle Kuir Özgürlük alanını yaratan Kürt LGBTİ bireyleri görmezden gelerek birçok ödülü hak ediyor. “Temassızlık” diyelim geçelim...
 
Velhasıl kelam, LGBTİ politikanın üretildiği hiçbir alanın, kendi yol arkadaşlarına böyle davranmaya hakkı yok. Onur Haftası düzenleyicilerinin, kendileriye yanyana yürüyen, buna meyleden, gayret eden kurumlara ve kişilere böyle yüklenmemesi gerekir. Başkalarını kendileriyle temas etmeye çağırırken, başkalarının gerçeklerine biraz temas etmek, oradaki gerçeklerle ilişkilenmek ve ortak çözüm arayışlarına girmek hepimiz açısından en hayırlısı. Yoksa İstanbul'da ürettiğiniz bir kavram Dersim'de sinek vızıltısı bile olamayacaktır.
 
Ben kendi adıma Hormonlu Domates Ödül Töreni'ne gidecek ve BDP Gençlik'in -tek aday olduğu için alması garanti olan- ödülü anons edildiğinde, sunucuya elimdeki çürük domatesi fırlatarak “minik bir temas” çabasına gireceğim. Benim gibi düşünen herkesi de domatesleriyle birlikte sahne önüne beklerim...
 
Ne de olsa “her temas iz bırakır”...