Yaşam / Cinsellik

Engelli ve queer bir kadın: Sorun bende değil, sende

Pazartesi, 14 Temmuz 2014
Haber: Kaos GL
Bakireyim. Sadece herhangi bir cinsel tecrübe açısından değil, romantik olarak da hiç tecrübem yok. Burda 12 yıllık fiziksel temastan bahsediyoruz. Elbette sizin tercihiniz olduğu sürece bu durum bir sorun değil. İlişkilerinizi istediğiniz hızda yaşamak için milyonlarca sebebiniz olabilir. Asıl sorun siz bu arzulara sahip olduğunuzu fark etmenize ve  arzularınızı göstermek istemenize rağmen toplumun size karşı çıkmasıyla başlıyor. Daha da kötüsü, toplum kendisinde sizi “arzulanmayan” olarak damgalayıp, size ve topluluğunuza tamamen cinsellik içermeyen bir anlam yüklediğinde ortaya çıkıyor, birkaç istisna hariç.
 
Adım Erin, sinema anadalı ve LGBT çalışmaları yandalından mezun olmak üzere olan bir son sınıf öğrencisiyim. Ben kendimi queer feminist olarak tanımlıyorum ve iş aşka ve sevgiye geldiğinde, karakter, özgüven ve güzelliğin anatomiye karşı kazandığına inanıyorum. Ayrıca engelliyim, serebral palsim (beyin felci) var. Ulaşım için elektirikli tekerlekli sandalye kullandığımdan, engelim sürekli gözler önünde. Bugün sizlere engelli bir kadın olmanın romantik ve cinsel hayatımda ne gibi talhisizliklere yol açtığını anlatacağım.
 
Başlamadan önce, aklınızda bulundurmanız gereken birkaç şey var:
 
1. Bazı insanlar için tetikleyici olan “sakat” kelimesini kullanımımdan bahsetmek istiyorum. Kelimeyi kullanma sebebimin kelimeyi politik bir şekilde pozitif bir öz-kimlik olarak geri kazandırma olduğunu belirtmek isterim. Sizi rahatsız edebilir ama bu rahatsızlığı benimsemenizi istiyorum. Acı ve baskı önemli tartışmaları teşvik edebilir. Eğer negatiflikten uzaklaşma içgüdülerimizi yenip, bizi üzen şeylerin üstünü kapatmayı bırakırsak, o zaman gerçek değişiklikler yapabileceğimize inanıyorum.
 
2. Hiçbir şekilde tüm engelli topluluğu için konuşmuyorum. Biliyorum ki benim düşüncelerim kendi maruz kaldığım yaşama şartları ve görüşler tarafından şekillenmiştir ve her engelli birey aynı düşünceleri paylaşmıyor olabilir.
 
3. Ek olarak, birçok engelli bireyin aktif ve dolu bir cinsel hayatı olduğunu farkındayım. Sırf ben hiçkimse tarafından sevişmeye değer bulunmadım diye, engelli her bireyin aynı kaderi paylaştığını düşünmüyorum. Fakat, yaşadığım deneyimler ortada ve bunun aşk, kabullenme ve süreç vaatleriyle küçümsenmesini istemiyorum. Ben gelecek vaatler için burada değilim. Ben burası, bu an ve bu ana kadar yaşadıklarım için buradayım.
 
Endişe ve dehşet içerisinde, ülkenin öbür ucuna, Kaliforniya’ya taşındım. Bütün hayatımı Pensilvanya’nın kırsal bir bölgesinde geçirdim ve yaşamadığım bütün romantik ilişkilerin ve sosyal hayatın aynı insanlarla yaşamaktan ve başka yerleri ziyaret etmenin zorluğundan kaynaklandığına inandım. Berkeley, sosyal olarak serbest hali ve engelli hakları akımının merkez üssü olarak bilindiğinden, orada bir grubun parçası olabileceğimi düşündüm. İlk hedefim bir erkek arkadaş bulup lisede yaşayamadığım bütün  deneyimleri yaşamaktı. İnternet siteleri sayesinde, korkunç geçen birkaç görücü usulü buluşmaya gittim, internette kurulan ama gerçekte buluşulunca ortaya çıkmayan bağlar kurdum. Ya buluştığumuzda engelli olduğumu fark edip ilgilerini kaybettiler ya da buluşmadan önce söylediğimde konuşmayı bıraktılar.
 
Queerliğimi fark etmem, bana güvenli bir yer sağlamak yerine maruz kaldığım önyargıyı ikiye katladı. Okulumun queer-heteroseksüel ittifakına başta hetero olarak katıldım ve kısa bir süre sonra bir kadına aşık oldum. Bu yolla kadınların peşinden koştuğum başka bir başarısızlık süreci daha başladı. Queer topluluğunun büyük desteklerle verdiği eşitlik ve kabullenme mesajları, cinselliğimin saygu duyulduğu ve değer verildiği bir yerde olduğuma dair umutlandırmıştı beni ama aynı pasif ayrıma maruz kalmak cesaretimi yıktı. Bazıları engelli oluşumu sebep olarak sunmamak için, bifobiyi bahane olarak kullandılar. En son hoşlandığım kıza sarhoş bir gecede itirafta bulunduktan sonra kendisi birkaç yıl kızlarla çıkıp sonra kendisini bir erkek için terk edeceğimi iddia etti. Buna karşı çıkıp asla toplumsal cinsiyet rollerine göre bir ilişkiyi bitirmeyeceğimi söylediğimde, asla bilemeyeceğimi çünkü hiçbir erkekle ilişkiye girmediğimi söyledi. Engelli olduğum için benimle çıkmayacağını itiraf etmeye o kadar utanıyordu ki, bana varsayımsal bir şekilde güvenilmez biseksüel etiketi yapıştırmakla kalmayıp, bakireliğimi de öne sürdü. (Komik bir ayrıntı: Bu sohbetten bir süre sonra, engelli olmayan biseksüel bir kadınla çıkmaya başladı) Sonunda kimsenin benimle ilişki yaşamayı istemeyişinin sebebinin heteronormatif kadınlık kriterlerine uymadığım için değil ama cinsel yönelimi ne olursa olsun birçok kişi tarafından engelli bireyler olarak çocuk muamelesi görmemiz ve cinselliğin dışında tutulmamız olduğunu anladım.
 
Bakıcılarım ve arkadaşlarım eğer kendim gibi engelli bireylerle şansımı denersem aşk hayatım olabileceğini söylediler ve ben karşıt bir şey söylediğimde tereddütlerimi gidermek için her ayrıntıyı tek tek tartışmaya kalktılar. Engelli bireylerin sadece birbirleriyle ilişki yaşaması önerisindeki problem, “benzer benzeriyle çıkar” gibi basit bir formülü takip ettiği için sorun teşkil ediyor. Benim durumumda ise bu formül, tekerlekli sandelyeli biriyle sadece tekerlekli sandalyeli birlikte olabilir, anlamına geliyor. Engelli bireylerle birlikte olmaya kesinlikle karşı değilim ama birlikte olabileceğim insanların sadece tekerlekli sandalyede olanlarla sınırlandırılması ve birini tipim olmadığı için reddettiğimde kibirli damgası yemekten hoşlanmıyorum. Engelli bireylerin sadece engelli bireylerle birlikte olmasını desteklemek sadece bizi “arzulanmayan” olarak gördüklerinin değil, ayrıca bizleri yetişkin cinselliğinin bir parçası olarak görmediklerinin de kanıtı. İşte o meşhur üzücü sakat bakire efsanesi burada devreye giriyor. Eğer engelli bireyler cinsel deneyim fırsatlarını reddederlerse, kendi yaşadıkları baskı için sorumlu tutuluyorlar. Asıl talihsizlik şu ki, engelli bireylerin cinsel kapasitesini bilen insanlar yine engelli insanlar fakat önlerindeki fiziksel zorluklar karşılıklı bir cinsel aktiviteyi oldukça zor kılıyor.
 
Zorluk, sana bebek gibi davranan engelsiz bir dünyada romantik ve cinsel geçerliliğini kanıtlamaya çalışmakta yatıyor. Geçmişte toplumsal cinsiyetimi kadınlığımı göstermek ve başkalarına göre eksik olan cinselliğimi telafi etmek için kullandım. Bu durum oldukça sinir bozucu ve etkisiz sonuçlar verdi. Bir bakımdan, aşırı feminen giyinmem sadece insanların benim hakkımdaki genel ‘küçük sevimli kız’ görüşünü güçlendirdi. Tam tersini deneyip “Beni cinselliğimle görmenizi sağlayacağım!” mantığıyla geceleri kışkırtıcı kıyafetlerle partilere gittiğim de oldu. Bir keresinde kırmızı ve siyah korse ve uyumlu fileli çoraplarla bir partiye gittim. Bütün gece boyunca en az beş kişi gelip saçlarımla oynadı ve gülerek çok iyi gözüktüğümü söylediler. En seksi kıyafetlerle bile başarabildiğim tek şey insanların bana annesinin topuklu ayakkabılarını giymiş yedi yaşındaki bir kız çocuğu gibi davranmasıydı.
 
Sonunda fark ettim ki benim maceram çok daha karmaşık olacaktı. Feminenliğin stil, özgüven ve sosyal  varoluşun kişisel bir ifadesi olduğuna inandığımdan, feminenliğe karşı büyük bir sevgi ve saygı besliyorum. Güzel bir elbise ve kırmızı bir rujla yılların getirdiği kültürel sterotipi kıramayacağımı anlamak benim için üzücü olmuştu. Görüşün her şey olmadığına inandığım ve zekama değer verdiğim doğru ama insanlar onlarla kendimi paylaşmama and içimdekileri aktarmama fırsat vermeden beni dış görünüşümden yargılayıp bana o hakkı tanımayı reddediyorlar. Sonuç olarak zamanımın çoğunu tekerlekli sandalyemin bana yol açtığı sosyal zorlukları aşmakla geçiriyorum. Bu sandelye insanlara benim zor yaşam koşullarım yüzünden romantik ve cinsel aktivitelere erişemeyen medikal bir evrende yaşadığım hissini veriyor. Ne kadar birey biz engellilerin kendi cinsellikleri olduğunu savunursa savunsun, bu stereotiplerin bizim günlük hayatlarımızı ve ilişkilerimizi etkilediği gerçeği değişmiyor.
 
‘Üzgün sakat bakire’ rolünü atayarak, engelsiz toplum engelliler üzerindeki cinsel baskısını üstlenmemeye ve kendini aklamaya çalışıyor. Eğer suçu bizim engelimize yüklerlerse, dönüp kendilerine bakmaları gerekmeyecek. Eğer biraz daha mutlu olabilseydik, daha pasif olabilseydik, bu kadar çok kafaya takmasaydık, bütün problemlerimiz çözülebilirmiş gibi. Bu düşüncede çok basit bir problem var, toplum kendi oluşturduğu ve zorla dayattığı şartlar için bireyleri suçlayamaz. ‘Üzgün sakat bakire’ bizi daha az insan olarak gören güçlerin eleştirilerden uzak kalması için oluşturulmuş, uyarı niteliğinde bir masal. ‘Üzgün sakat bakire’ diye bir şey yok. Bu efsane sırf sosyal eşitsizliği gören ve kendi cinselliğini ortaya çıkartmak isteyen cesur engelli bireyleri bir köşeye itmeye çalışan çirkin bir maske. Efsanenin karşıtı olarak, o bireylerin çabaları oldukça belirgin ve oldukça gerçek.
 
Yazar hakkında: Erin Tatum Berkeley, Kaliforniya’da yaşayan engelli queer bir birey. Kendisi özellikle medyadaki queer ve engelli bireylerin temsili ile ilgileniyor. Ötekileştirilmiş kimliklerin film ve televizyon alanında daha pozitif gösterilmesi için çalışmalar yapıyor.
 
Çeviri: Dilara Elbir
Kaynak: Autostraddle