İnsan Hakları / Askerlik

Top var, tüfek var, trans yok!

Cuma, 15 Ağustos 2014
Haber: Kaos GL
Helin, Kaos GL Dergisi’nin “Militarizm” başlıklı Mart-Nisan 2011 tarihli 117. sayısına “askerlik macerasını” yazdı.
 
Adım Helin, 26 yaşında transseksüel bir kadınım. Benim askerlik maceram, tam 6 gün sürdü diyebilirim. Bu süreç, o kadar yorucu ve o kadar yıpratıcı bir süreç ki… Şu anda yaşadıklarımı kaleme alırken bile o anları tekrar yaşayacağım endişesiyle tüylerim diken diken oluyor.  Üniversiteden mezun olduktan sonra üç yıl öğretmenlik yaptım. Askerlik konusunda o kadar endişeliydim ki ne o şubeye gitme gücüm ne de “pembe rapor” alma gücüm vardı. Daha fazla bu işlemlerle başım belaya girmesin istiyordum. Aileme açılma sürecimle birlikte, o gücü kendimde ancak bu sene bulabildim.
 
Birinci Gün
Doktor: “Memelerin Gerçek mi?”
İşlemleri başlatmak için annemle birlikte Cebeci Askerlik Şubesi’nin yolunu tuttum ancak başıma geleceklerden tabii ki bihaberdim; maceramın bu kadar uzun süreceğini bilmiyordum. Şubedeki korkunç dakikalarım, daha şubenin kapısından itibaren başlamıştı. Girişte çantalarımız arandıktan sonra kimlik kartlarımız istendi. O an hissettiklerimi size tarif etmekte inanın çok zorlanıyorum. Karşıdaki askerin suratına bile bakmadan müthiş bir hızla kimlik kartımı uzattım. Ama bu hız, etraftaki, arkamda sırada bekleyen ya da orada kayıt işleriyle uğraşan diğer askerlerin gülümsemelerine, fısıldamalarına ya da “cık cık” çekerek aşağılar bir şekilde bana bakmalarına engel olamadı. Annem de ben de kapıda o kadar gerilmiştik ki, kapıdan işlemlerimiz yapacağımız binaya nasıl girdiğimizi hatırlamıyorum bile. Ardından bizi yönlendirdikleri birim olan Mamak Askerlik Şubesi’nin bulunduğu kata çıktık. Burada da kapıdan girer girmez tüm memurların ve içerde sevk işlemlerini yaptıran asker adaylarının bakışlarına maruz kaldık. Sıramız geldiğinde ise benim için esas yıpratıcı dakikalar başlamıştı. Şubenin alt katında 24 adet fotoğraf çektirmem istendi. Aşağıda fotoğraflarım çekilirken, fotoğrafçı dâhil olmak üzere herkes bana bakıyordu. Kimi trans olduğumu anladığı için, kimi kadın olduğum için gözleriyle beni taciz ediyordu.  Şubede olmamıza rağmen sanki sokaktaymışçasına lafla arkamdan taciz edenler bile oldu. O an bütün vücudumu bir sıcaklığın bastığını, ellerimin titrediğini ve ölmek istediğimi anımsıyorum. Eğer annem yanımda olmasaydı, bir dakika bile orda durmazdım ve kaçar giderdim. Ama dayandım. Çünkü istediğim şeyleri yapabilmem için beni “hasta” olarak damgalayacak olan o rapora ihtiyacım vardı. Bu çok büyük bir çelişkiydi benim için. Yıllarca aileme hasta olmadığımı anlatmaya çalıştımdurdum. Ama şimdi annemin yanında, devletten hasta olduğumu kabul etmesini ve beni askere almamasını talep ediyordum.
 
Askerlik şubesinde işlerimiz yaklaşık 4 saat sürdükten sonra, bizi Dışkapı Mevkii Askeri Hastanesi’ne sevk ettiler. Koştura koştura taksiye atladığımız gibi hastanenin yolunu tuttuk. Gönderildiğimiz hastanede aynı benim gibi Yedek Subay Adayları sıraya girmiş, heyet işlemleri için işlem yaptırıyorlardı. Bunun dışında hastanenin içi o kadar çok asker doluydu ki, asker çocuğu olmama rağmen hiç o kadar askeri bir arada görmemiştim. Burada Psikiyatri Bölümü’ne sevk edildim. Muayenehanenin yolunu tuttuk. Bu bölüme sevk edilen askerler, yine bir sıra oluşturmuşlardı. İçerdeki hemşireye kâğıtlarımı teslim ettim. Dışarıda beklerken hemşire koridora çıkıp sırası gelenlere seslenmeye başladı. O an tekrar endişelenmeye başladım. Çünkü az sonra benim adımı da okuyacaktı: “Alpaslan Gökçe!” Beynimin içi nefret ettiğim kimlik ismimle çınlayıpduruyordu. Yine o aşağılayıcı bakışlar, sıra bekleyen askerlerin lafları: “Offf! Alpaslan’a bak be!” , “Ne Alpaslan’mış, böyle Alpaslan’a can kurban!”  sataşmalarının arasından doktorun yanına girdim. Doktor “Ne zamandan beri böylesin? Ailen seni biliyor mu? Kendine ne diyorsun? Memelerin gerçek mi? Ne zamandan beri hastasın?” gibi sorular yönelttikten sonra kâğıtlarımı onayladı ve biz tekrar şubenin yolunu tutuk. O an anladım ki bu koşuşturmaca daha yeni başlıyordu. Şubeye tekrar dönüp kâğıtlarımızı onaylattıktan sonra, beni Beytepe Jandarma Askeri Hastanesi’ne sevk ettiler.
 
İkinci Gün
Uzman Çavuş: “İbne misin?”
Macera yeniden başladı. Sabah erkenden kalkıp annemle birlikte yeni sevk edildiğim Beytepe’deki hastanenin yolunu tuttuk. Hastaneye giden araç olmadığından taksiye bindik. Bu arada “heyet saati” denilen olaya yetişebilmek için dün sadece yola harcadığımız para 80 TL’ydi. Bakalım bu gün ne kadar harcayacağız! Hastanenin nizamiyesine geldiğimizde, şubenin verdiği kapalı zarfla danışmaya geldik. Buradaki uzman çavuşun tacizine uğradım. Hastalığımı, neyim olduğunu sorupduruyordu. “Sen ibne misin?” falan dedi... Ben de açtım ağzımı, yumdum gözümü; çavuşa ağzıma ne gelirse saydım. O sırada nöbetçi subay geldi. Ne olduğunu sordu. Durumu anlattım.  “Bayanın işlemlerini yapın, bir an önce gitsin.” dedi. Subaya kimliklerimiz ve telefonlarımızı verdikten sonra hastaneye doğru yürümeye başladık. İçeri girip kaydımızı yaptıracaktık ki bir de ne öğrenelim! Hastanenin Psikiyatri Bölümü yokmuş! Koskoca şube bizi nasıl olduysa Psikiyatri Bölümü olmayan bir hastanenin Psikiyatri Bölümü’ne  sevk etmiş?! 3 saat süren koşuşturmacanın ardından Etimesgut Askeri Hava Hastanesi’ne sevk edildim.  Yani Beytepe’nin bir ucu! Tekrar taksiye bindik ve o hastaneye doğru yola koyulduk. Bu arada harcadığımız paraların da haddi hesabı yok! Burada iki psikologla görüşmem oldu. İlk psikolog:  “Ne zamandan beri hastasın? Göğüslerin nasıl bu kadar büyüdü? Erkeklerle yatıyor musun? Ne zamandan beri bu kılıkta geziyorsun? Gezerken utanma duygusu yaşamıyor musun?” gibi sorular sorduktan sonra “Senden MPI ve HPT testlerini istiyorum.” dedi. 3 saat sonra tekrar hastaneye gittik ve diğer psikologla görüştük. Bana MPI Testi’ni uygulamak için test odasına gittik. Önüme 569 soruluk çok yönlü kişilik testi koydular ve saatlerce o testi cevaplamakla geçti zamanım. Testi uyguladıktan sonra, “Yarın gelin testin sonuçlarını alın, diğer doktora gösterin.” dendi. Ve ikinci günümüz de bu şekilde geçmiş oldu.
 
Üçüncü Gün
Annem: “Her Şey Geçecek, Kızım!”
Yine sabah erkenden Etimesgut Askeri Hastanesi’nin yoluna düştük. Bugün testimin sonuçlarını alıp, heyete çıkacağımı düşünüyordum. Tabii ki öyle olmadı… Sabah sonuçları alıp doktora gittiğimizde, doktor, testin eksik olduğunu ve HPT testinin yapılmadığını söyledi ve diğer doktoru çağırdı. Neden diğer testi yapmadığını sordu. O doktor da “Bu testi ben bilmiyorum, komutanım.” dedi. Komutan, muhtemelen kendisinin de bilmediği fi tarihinden kalma bu testi uygulatmak için bu sefer beni Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne (GATA) sevk etti. GATA’ya gitmek üzere yola koyulduk. Bu sırada tabii ki garip bakışlar ve aşağılamalar aynen devam ediyor ve hiç bitmiyordu. Yolda annem de ben de başladık ağlamaya… Tükenmiştik artık; gücümüz kalmamıştı koşuşturmaya. Annem saçımı okşadı ve “Her şey geçecek, kızım. Bu kötü günler geride kalacak. Bak gör, bundan sonraki koşuşturmalarımız mutluluk için olacak.” dedi. Son bir güçle tekrar başladık işlemlere. GATA’da HPT testi için gittiğimizde oradaki doktorlar önce böyle bir test duymadıklarını ve böyle bir teste gerek olmadığını söylediler. Daha sonra testi buldular ve tam 3 saat bu testi nasıl uygulayacakları ile ilgili tartışıpdurdular. Sonunda testi yapmak üzere çağrıldım. Testi kabaca anlatacak olursam: bir ağaç bir insan ve bir ev resmi çizmemi istediler ve bunlar üzerinden soru sordular. Burada da test faslı bittikten sonra, “Sonuçları yarın gelip alacaksınız.” dediler. Üçüncü günümüz de böyle harcanmış oldu.
 
Dördüncü Gün
Doktor: “Bu Bedeli Ödemek Zorundasın!”
Yine sabah erkenden GATA’nın yolunu tuttuk. Artık annem de ben de dengemizi kaybetmiştik. Kendimi o kadar yıpranmış hissediyordum ki insanlığımdan nefret eder hale gelmiştim. Ya kendime ya da doktorlardan birine bir şey yapacağım korkusuyla, kendi kendimi yemekle meşguldüm. Hem maddi hem manevi o kadar yıpranmıştık ki artık ne annemin sesi ne de benim sesim çıkıyordu. GATA’dan testin sonuçlarını hemen almayı başardık. Tekrar Etimesgut’a sevkimizi alıp yola koyulduk. Dışarıda öyle bir yağmur vardı ki bir yere gitmek imkânsızdı. Bizim bir an önce heyete yetişmemiz gerekiyordu. Mecburen tekrar taksiye binmek zorunda kaldık. Artık beş kuruş paramız kalmamıştı. Eve geri nasıl döneceğimizi düşünüyorduk. Hastaneye gittik ve test sonuçlarını verdik; Sağlık Kurulu’na sonuçları onaylatmamız söylendi. Tam 4 saat sırada bekledikten ve tacize uğrayıp aşağılandıktan sonra Sağlık Kurulu onayını aldık ve doktora geri döndük. Doktor, Pazartesi günü saat 13.30’da heyete gireceğimizi söyledi. Artık bu durum bize şaka gibi gelmeye başlamıştı. Sinirden gülmeye başladık. Doktor, raporu almak istiyorsam bunlara katlanmak zorunda olduğumu ve ödemem gereken bir bedel olduğunu açıkça ve utanmadan söyledi.
 
Beşinci Gün
Ben: “Hasta Olduğum Tasdiklendi!”
Nihayet bugün raporumu alacağım diye düşünerek, heyetin yolunu tuttuk. Heyetin nasıl bir şey olduğunu merak ediyordum ancak gittiğimde bana merak etmemem gerektiğini çok iyi öğrettiler. Heyetteki doktorlardan birinin elinde mikrofon vardı. “İsmini okuyup sağlam dediklerim dışarıda beklesin. İsmini okuyup çürük dediklerim heyetin olduğu odaya girsinler.” dedi.  Heyetin olduğu koridor çok kalabalıktı. Bir sürü asker adayı heyet için kapıda bekliyordu.  Bu kalabalığın içinde elinde mikrofon olan doktor, “Alpaslan Gökçe” dedi. Herkesin meraklı bakışları üzerimdeyken içeri girdim. Heyetin tam ortasında ayakta dikildim. Bütün doktorlar suratıma tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Heyetin kararı okundu: “İsmi geçen Yedek Subay Adayı Alpaslan Gökçe’de ileri düzeyde psikoseksüel bozukluk tespit edilmiş olup, barışta ve seferde askerliğe elverişsizdir.” Kararı okuduktan sonra parmağıma kırmızı bir mürekkep damlatıp, beş ayrı sayfaya sanki suçluymuşçasına parmak bastırtıp “Artık gidebilirsin.” dediler. Tabii burada işimiz bitmiyordu. Buradan tekrar askerlik şubesine gidip verdikleri raporu teslim ettim. Nihayet raporu almıştım. Nihayet “çürük” ve “hastalıklı” olarak askeriyenin gözüne kendimi sokmuş ve askerlik yapmaktan kurtulmuştum. Ama bir yandan da incinmiştim. Yıllarca anneme ve babama hasta olmadığımı söylerken, artık elimde “bozuk” ve “hasta” olduğumu söyleyen bir raporum vardı. Hem de bir sürü doktorun imzası altında…
 
Beş gün boyunca harcanması için askerlik şubesinden verilen para: 10 TL
Beş gün boyunca ulaşım masrafları için harcadığımız para: 280 TL
Askerlik şubesinin maddi ve manevi yardımlarından dolayı annem ve ben minnettarız!