Yaşam / Gezi/Mekan

Bedeni ve mekânı konuşmak: LGBTT’lerin Ankarası

Cuma, 22 Ağustos 2014
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kent haritasını alın, katlayın, katlayın, katlayın… Kibrit kutusu büyüklüğüne geldiği yer LGBTT bireye kalan Ankara’dır.
 
Nancy Duncan (1996) toplumsal cinsiyet ilişkilerinin mekânlar aracılığıyla kurulmasından ve mekân örgütlenmelerinin içine işlemesinden bahseder. Günlük hayatta oturduğumuz, çalıştığımız veya alışveriş yaptığımız semtler; arkadaşlarımızla buluştuğumuz barlar, bedenin mekânla müzakeresinin bir sonucudur ve güçlü bir ilişkisellik barındırır. Bizim “özgür” seçimlerimizin bir sonucu olan veya birileri tarafından bizim adımıza seçilen mekânlar, günlük rutinimiz içinde her gün kendini yeniden üretir ve böylece mekânda çeşitli bölümlemeleri güçlendirir. Bu bölümleme, sıklıkla heteroseksüel kadınlar ve erkekleri içererek LGBTT bireyleri dışarıda bırakır. “Her yerdeyiz” söylemine karşı baskın bir “görünmez ol” söyleminin mücadelesinin mekâna yansıması, daha ayrışmış bir mekânsal örüntü olur. Bu ayrışma, daha ayrıntıda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ekseninde de devam eder.
 
Bu ilişkinin izleri Ankara özelinde takip edildiğinde, kentte eşcinsellerin ve transların, başta konut seçiminde, sıklıkla bekarlara ve öğrencilere ev kiralamanın yaygın olduğu, çok eski binaların bulunduğu semtlere hapsoldukları görülür. Bu semtler, çeşitli üniversite yerleşkelerine, üniversite servis duraklarına, kentin en hareketli iş ve alışveriş noktalarından olan Kızılay’a ve tercih edilmesinde eğlence yerlerinin sıklığı kadar ulaşım kolaylığının da etkili olduğu Tunalı’ya yakındır. Dolayısıyla oturma yeri dışında çalışma, eğlenme, alışveriş, eğitim gibi diğer pratikler için mesafe avantajı sağlar.
 
“Açık yaşayan” LGBTT bireyler için oturma alanı dışında çalışma alanı da kısıtlı. Devlet memuru olarak çalışıp “açık olma” neredeyse imkansızken; özel sektörde çalışma, tacizlerden dolayı sık sık iş değiştirmeyi içeren bir pratiği barındırır.  Bu da çalışma alanlarını hem sektöre hem de mekâna bağlı olarak sınırlandırır. Özellikle trans seks işçileri için kentte çok belirgin bir doku vardır: Ev kiralama sorunu nedeniyle kentin eski mahallelerinde ev satın alma; araba sahipliği olmadığında bu evi çalışma alanı yakınından seçme ve bazen çalışma alanı olarak kullanma; Maltepe, Kızılay ve Ulus’ta uzun süredir tanıdıkları dükkanlardan alışveriş yapma ve yıllardır aynı kuaföre gitme.. Peki neden AVM değil? Bunun cevabı, yakın tarihte Kızılay AVM’de yaşananlar verir. Kızılay’da kafe sahiplerine göre "eşcinsel dostu mekânlar" artıyor… Eşcinsellere göre ise artan muhafazakarlaşmayla herkese açık mekânlarda daha fazla rahatsız edilme söz konusu.. Translar için durum hepten kötü… Zira en sıradan kafeye bile “alınmaları” problem olur.. Eğitim için LGBTT topluluklarının olduğu üniversiteler bir etkileşim ve dayanışma hissini barındırır. Ancak çeşitli becerileri kazanmak veya sınavlara yönelik eğitim almak için yönelinen kursların seçiminde tacize uğrama, rahatsız edilme ihtimalleri dikkate alınır;  kurs yerleri, firmaları ve ders saatleri, diğer günlük işlerle çakışmama durumu yanında, buna göre seçilir. Sağlık hizmeti veren devlet hastaneleri ise, tahmin edilebileceği gibi, LGBTT bireyleri içeren bir görünüm sergilemez. Bu durumda özellikle trans bireyler cinsiyet değiştirme operasyonları dışındaki sağlık hizmetlerini özel hastanelerden alırlar..
 
Bir parçası olduğu kentte, istediği evi tutamayan, herkes gibi bir işte güvenli bir şekilde çalışamayan, arkadaşlarıyla kahve içtiği kafede yan masalarda oturanlar veya işletme sahibi tarafından rahatsız edilen, alışveriş yapmak için kullandığı alan bile son derece sınırlanan bir LGBTT birey kentin neresindedir? Cevabı basit: Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kent haritasını alın, katlayın, katlayın, katlayın… Kibrit kutusu büyüklüğüne geldiği yer LGBTT bireye kalan Ankara’dır.
 
Bu metin, Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. E. Murat Özgür ile birlikte en az 1 yıldır Ankara’da yaşayan 7 gey, 3 lezbiyen ve 4 trans bireyle yapılan görüşmelere dayanarak hazırlanmıştır.