Gökkuşağı Forumu

İbneliğe methiye

Cumartesi, 20 Eylül 2014
İbrahim Eren, Kürşat Kahramanoğlu ve Murathan Mungan’a Özel Saygıyla 
(Yeşim’e, Erdem’e, Ediz’e, Özcan’a, Sedat’a, Atilla’ya, Cem’e,
Burcu’ya, Zeloş’a, Oya’ya, Umut’a ama en çok Ali Erol ve Ali Özbaş’a)
 
1995 yılında başlayan ve yaşamımın ikinci yarısına tekabül eden Kaos GL yolculuğumu neresinden ele almak, nasıl anlatmak gerekir doğrusu cidden bilmiyorum. Teorik analizlerden bireysel yaşam deneyimlerine kadar çok farklı açılardan ele alınabilecek Kaos GL’yi ne kadar ve ne şekilde anlatmaya çalışırsam çalışayım; eksik kalacağım, hatırlamayacağım, analiz edemeyeceğim sayısız şey kalacağına eminim yalnızca. 
 
Bu topraklarda LGBTİ politikası konusunda ilk defa yayıncılığa başlayıp, bunu pes etmeden sürdürerek geliştiren, şu an elinizde 20. Yıl Özel Sayısı’nı tuttuğunuz Kaos GL Dergisi’nin varlığı bile başlı başına öyle çok şey anlatıyor ki, bana hacet kaldı mı bilmiyorum. Ataerkilliğe, homofobiye, transfobiye, militarizme, kapitalizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe, her türlü şiddete ve ayrımcılığa karşı bütüncül bir politik mücadele hattı çizmeyi en başından kendine yol edinmiş bir LGBTİ hareketi, bugün bu topraklarda varlığını kabul ettirebiliyorsa, bunda Kaos GL’nin payının yadsınmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu politik hattın pek de prim yapmadığı, sözcüklerin dahi yasak olduğu zamanlardan, Gezi Direnişi’nde kısa bir cennet düşü gibi gerçek olduğu günlere kadar Kaos GL’nin (ve LGBTİ ile feminist hareketin), tüm toplumsal blokaja ve lanetlemeye rağmen, duruşunda hiç tereddüt etmemiş olması bile, başka siyasi hareketlere bakıldığında, analiz edilmesi gereken bir başkalık yaratıyor diye düşünüyorum. Bu anlamda Pınar Selek’in Strasbourg Üniversitesi’ndeki Siyaset Bilimi doktora tezi kapsamında, diğer bazı siyasi hareketlere beraber analiz ettiği LGBTİ hareketine ilişkin tespitlerinin Türkçe’ye çevrilmesini merakla bekliyorum. 
 
Kaos GL kuşkusuz başından beri politik bir oluşum. Aşka, cinselliğe, cinsiyete, her tür iktidarın kuruluş biçimine, yani hayatın bütününe bakmaya çalışan bir oluşum olarak, elbette radikal bir oluşum. Bu radikal duruşun, yaşamın kendisini yadsımadan kurmaya çalıştığı ilişkilenme biçimi, ülkücülerden bakanlıklara, başörtülülerden Ermenilere, A.B.D. Büyükelçiliği’nden Birleşmiş Milletler’e pek çok kesime uzandıkça, en hafifi “kurumsallaşma” olarak yöneltilen çeşitli eleştiri ve alçaltma biçimlerine muhatap olmaktan kaçınması da mümkün değildi elbette. Her eleştiriyi sükûnetle dinlemeye çalışıp, kendisinden farklı düşünceleri nefret ve küfür üretilmediği sürece bloke etmemeye gayret gösteren Kaos GL’nin, eleştirileri kendine katarak her gün biraz daha olgunlaştığını düşünüyorum. Kaos GL olgunluğunu, en çok taşı LGBTİ bireylerden yediği halde, hiç umudunu yitirmeden, hayatın kendisine bakarak kazandı bence. Çünkü yola çıkarken LGBTİ kimliklerin belirli bir sınıf veya kesime ait olmadığını, toplumdaki her sınıf ve kesimden LGBTİ bireylerle yol almak gerektiğini, dolayısıyla LGBTİ siyasetin bu yönüyle de yaşamın tümüne sirayet etmesi gerekeceğini biliyordu(k). O yüzden de, yaşamın kendisiydi Kaos GL. 
 
Kaos GL hata yapmaktan ve hata yaptığını söylemekten kaçınmayarak da, muhafazakârlığın bu kadar kemikleştiği bir toplumda LGBTİ kimlikle açığa çıkmak kadar zorlu ve de yüksek siyasetin dahi tüm kudretli görüntüsünün altında göze alamadığı pek çok deneyime de cesaret gösterdi bence. 
 
Bir sivil toplum örgütü olarak Kaos GL ise, içinde yer aldığım diğer örgütlenmelerden apayrı bir yerde benim için. İçinde yer aldığım ilk örgütlenme olması bir yana, en çok baskılanan, dolayısıyla en çok sahiplendiğim eşcinsel kimliğimi ifade etme alanı olması itibariyle de Kaos GL’yi hiçbir zaman objektif bir biçimde, düşüncelerimi duygularımdan ayırarak değerlendirmem mümkün değil belki de. Bunun gerekli olduğunu da düşünmüyorum. Hiçbir zaman yazıya dökülmesi gerekmemiş ortak bir üsluba sahip örgüt içi ilişkilerimizde; LGBTİ var oluşu birbirimizi engellemeden ve birbirimizin önüne geçmemeye çalışarak, her alanda insan onuruna yaraşır biçime taşımak için birbirimize duyduğumuz güven, saygı, sevgi, dayanışma ve hesap verebilirliği ne zaman, ne şekilde edinip üzerinde konsensusa vardığımızı kimse asla söyleyemez belki. Ama ben ilk günden bugüne bu deneyimi yaşadım Kaos GL’de. Bir araya ilk gelişimizde hepimiz aynı anda, aynı yere, aynı bilgiyle gelmişiz gibi bir düzende ilerledi sanki her şey. Belki korkularımızı paylaştığımız, belki öğrenci harçlıklarımızla dergi çıkardığımız, belki ötelendiğimiz hayatta birbirimizde bir ağaç altı bulduğumuz, belki ilk sevişmeleri beraber beklediğimiz, belki erken gençlik yıllarından orta yaşımıza kadar herkesten çok birbirimizle yürüdüğümüz için. Belki de salt kendimizi var etme çabası veya politik bir inanç paylaşımı. Yahut da bunların hiçbiri. Bildiğim o ki, Kaos GL’de insiyatif kullanmak hiçbir zaman engellenmemiş, bireyler hiçbir zaman yok sayılmamış, insana dair olan önemsizleştirilmemiş, törpülemeye çalıştığımız sadece egolarımız, şiddet ve ayrımcılık olmuştur. Kuşkusuz hata yapmışlığımız çoktur. Kaos GL’ye yolu düşüp kendini ait hisseden ve hissetmeyen çokları olmuştur. Olumsuzluklarda payımız da olmuştur elbet. Ama her zaman kendimize bakmak, kendimizi ve birbirimizi eleştirmek, Kaos GL’yi herkesin alanı yapmak için bitimsiz bir çabamız olmuştur. Bu kadar uzun bir yolu birlikte yürüyebilmemiz; en şiddetli tartışmalarımızı kişiselleştirip küslüğe dönüştürmemiş, egomuzu birbirimizi yiyerek karanlıkla beslememiş, çarpıp gittiğimiz kapıları bir saat sonra açmayı başarmış, farklılıklarımızın doğal olduğunu özümsemiş ve inancımız için egomuzdan vazgeçmeyi tercih etmiş olmamızdandır herhalde. Ama en çok iyi niyetimizin her zaman birbirimize dönük olmasındandır. Her insan evladı gibi bünyemiz ufkumuza yetmemiştir belki ama denemekten hiç vazgeçilmemiştir. 
 
6 yaşımda “Bende bir değişiklik mi var?” şeklinde farkına varmaya başladığım ve fakat 21 yaşımda katıldığım ilk Kaos GL toplantısına kadar kabullenemediğim cinsel yönelimimi; tüm korku ve kaygılarıma rağmen, kamusal alanda ancak 40 yaşımda tümüyle ifade etmeye cesaret etmem, kendimi sevmeyi ve kendimle barışmayı öğrenmem en çok Kaos GL sayesindedir. Üniversite yıllarında kitaplarını delice bir tutkuyla hatmettiğimiz Murathan Mungan’ın eşcinsel kimliğini açıkça söylemesinin yarattığı büyüleyici şoku atlatamadan, bin yıllara kafa tutarak şanlayan Kaos GL’nin varlığını duymak, nasıl inanmamayla karışık bir heyecan yaratmıştı bende hâlâ hatırlarım. Kaos GL belki de benim için en çok, adını duyduğum o ilk günkü duygudur. 
 
Ancak Kaos GL senin için nedir sorusunun yaşamımın yarısına yayılan öyle çok cevabı var ki, yazmak okuyucuya eziyet olur. Kaos GL benim için; evlerdeki bilgisayarlarda dizilip, eşcinselliği ifade etmenin utancından yüzüne bakamadığım fotokopicide çoğaltılan, evde her bir sayfası katlanıp ortası zımbalandıktan sonra kitapçılara elden dağıtılan, sırf satıldığı görülsün diye Dost Kitabevi’nden aldığımda, kendim olmakla korkuyla yaşamak arasındaki ilk adımı attıran dergi. İnsan hakları örgütlerinde bile kendine yer bulamayıp, kendini var etmeye cafelerde, yan masalar bizi dinler mi kaygısıyla yapılan toplantılarla başlayıp, oradan LGBTİ’lere alan açan örgütlerin mekânına, oradan da kendi kültür merkezine yol alan bir inanç. Bulaşığından yemeğine, tuvalet temizliğinden paspasına her şeyi kendi elleri ve imkânları ile yapan bir grup insanın dünyayla buluşması, kendi deneyimini uluslararası konferans ve ağlar düzenleme seviyesine taşıması. Kira günü geldiğinde açılan borç isteme telefonlarından, kendi projelerini finanse etmeye uzanan bir mücadele. Kaos GL iki lezbiyenden Sappho’nun kızlarına, oradan uluslararası Lezbiyen-Feminist Forum’a evrilen bir kadın direnişi. Homofobik ve transfobik söz üretilmesine dur demek için yayınlaşmanın, LGBTİ kimlikleri yok sayan hukuk sistemine kafa tutmak için dernekleşmenin, karanlık imgelemlerin gölgesini kaldırmak için Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın kapısını aralayan bir başkaldırı. Kaos GL bir avuç insanla yapılan ilk 8 Mart yürüyüşüm, eşcinsel olduğum anlaşılmasın diye Kaos GL pankartının arkasında değil de önünde durduğum 1 Mayıs mitingim, ilk sevgilim, son sevgilim, Gezi Direnişim, Onur Yürüyüşüm. 
 
Evet, haklısınız, bildiğiniz methiye düzüyorum Kaos GL’ye. Medyadan psikiyatriye, eğitimden sağlığa, mültecilerden tutsaklara, askerlikten hukuka el atılmamış alan bırakmamış, bunu da görev bölüşümü ve bilginin paylaşımı yoluyla dileyen herkese açmış bir örgütlenmede, gözüm hiç arkamda kalmadan sırtımı dönebildiğim insanlarla yürümenin verdiği güçle, bu methiyeyi düzmeye hakkımız olduğunu düşünüyorum. Dirence, mücadeleye, başkaldırıya, umuda, ışığa, vazgeçmemeye, aşka, acıyla baş etmeye, yataylığa, el ele, eşit, özgür ve adil yürümeye gövde kazandırmış; kendi bir avuçken kocaman hayaller kurmuş ve hayallerinin ötesine geçmiş Kaos GL’nin, herkesin gökkuşağının altından geçeceği günleri görmesini diliyorum. 
 
Bu yazı, Kaos GL Dergisi’nin “Queer Çalışmaları” dosya konulu 20. yıl özel sayısında yayınlanmıştır.