Gökkuşağı Forumu

Çocuk, başörtüsü, özgürlük

30 Eylül 2014

AKP muhafazakâr, otoriter toplum projesini çocuk, kadın, aile temelinde kuruyor

AKP iktidarının ortaöğretimde kız çocuklarının başörtüsü takmasına izin veren yasa ve yönetmelik değişikliğinin, AKP’nin tek tipçi, muhafazakâr, din referanslı, otoriter bir toplum yaratmaya yönelik “Yeni Türkiye” diye adlandırdığı toplumsal mühendislik projesinin bir parçası olarak görmek gerekir. Nasıl ki, Başbakan’ın kadınlardan en az üç çocuk yapmalarını istemesi, eğitimin amacının dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek olarak görmesi, bu amacı gerçekleştirmek için yürürlüğe konulan 4+4+4 yasası, kürtaja ve sezeryanla doğuma karşı çıkması, kız-erkek ayrımının yapıldığı alanların çoğalması, kadınların giderek iş yaşamından çekilmesi, eve kapanması da gösteriyor ki, AKP muhafazakâr, otoriter toplum projesini çocuk, kadın, aile temelinde kuruyor.

AKP’nin Türkiye’sinde çocuğun İslami değerlere göre yetiştirilmesi öngörülmekte. Bu anlayışta çocuğun “terbiyesi’’ önemli bir yer tutar. Terbiye, büyüklerin koyduğu kurallara mutlak bir itaat anlamı taşır. Aile çocuğu “terbiye’’ eden kurumdur. Terbiyeli kız çocuk küçük yaşta tesettüre giren, iffetli, ev işlerinden anlayan, kocasına hizmet eden, ona çocuklar veren bir insandır.
 
Tesettürle iffet arasındaki ilişki çocuğu kadınlaştırdığından küçük yaşta örtünen kız çocuğuna çocuk gelin yolu da açılmış olur.
 
9 yaşındaki küçük kız çocuğunu tesettüre sokmakla ona kolektif bir kimlik veriliyor. Bir grup aidiyeti sağlanıyor. Aynı zamanda bu grubun üyeleriyle üye olmayanlar arasında ayrım yapmayı öğreniyor. Ne var ki, küçük kıza giydirilen kimlik kendi iradesine değil, ailesinin iradesine yaşadığı çevrenin yönlendirmesine bağlı. Küçük yaşta giydirilen bu kimlik çocuğun büyüdüğü zaman serbest iradesiyle özgür bir tercih yapmasını engelliyor.
 
Oysa eğitimin amacı, çocuğun özgürleşmesi. Özerk, bağımsız bir birey olarak kendi yaşamına ilişkin tercihleri özgürce yapabilmesi. Kız çocuk ergin olduktan sonra örtünür mü, örtünmez mi bu konudaki seçimini serbestçe yapabilmeli. Henüz iradesinin oluşmadığı bir dönemde başkasının iradesine tabi olarak örtünmesi, ileride kendi iradesini özgürce kullanmasına izin vermeyecek.
 
Eğitim çocuğa “terbiye’’ ve okul kitaplarındaki bilgiler dışında eleştirel bir dünya görüşü verebilmeli. Kendi yaşadığı topluma eleştirel bir gözle bakabilmeli, daha demokratik , adaletli, eşitlikçi bir toplum oluşturmaya yönelik bir farkındalık yaratmalı.
Büyük ve küçüğün yer değiştirdiği, yeni teknolojilerin kullanımını büyüklerin çocuklardan öğrendiği günümüzde eğitimin amacı büsbütün böyle olmalı. Örneğin, yedi yaşındaki torunum benden daha iyi bilgisayar kullanıyor. Nasıl ki,  AİHM eğitimle ilgili kararlarında eğitimin nesnel, çoğulcu, eleştirel nitelikte olmasının altını çiziyor.
 
AİHM, Dahlab/İsviçre (2001) kararında başörtüsünü “güçlü bir sembol’’ olarak niteler ve küçük çocuklara ders veren öğretmenin başörtüsü takmasına getirilen yasağı demokratik bir toplumun gereklerine uygun bulur.
 
Küçük kızların kendi iradelerinin oluşmadığı bir yaşta bu “güçlü sembol’’ ile örtünmelerinin kişilikleri üzerinde derin izler bırakacağı ve kişiliğinin oluşmasında etkili olacağı kuşkusuz. Küçük kız çocuğunun kişiliğine kendi anlayışımıza göre şekil vermeye hakkımız var mı?
 
Çocuk ne devlete, ne de ailesine ait. Çocuk bağımsız bir insan. O nedenle devletin de, ailenin de çocuğun bağımsızlığına saygı gösterme, onu özgür bir birey olarak yetiştirme yükümlülüğü bulunmakta. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi de bunu öngörür. Sözleşme’nin en temel ilkesi “çocuğun üstün yararı’’.  Çocukla ilgili bütün kararların çocuğun üstün yararı gözetilerek verilmesi gerekir.
 
Sözleşme’nin 14. maddesi de bu ilkenin ışığında değerlendirilmeli. Bu maddenin birinci fıkrasında, devletlerin çocuğun düşünce, din, vicdan özgürlüğüne saygı göstermeleri isteniyor. İkinci fıkrada ise, çocuk bu hak ve özgürlüğünü kullanırken ebeveynlerin yol gösterici bir rol oynamalarından söz ediyor.  Ancak bu yol gösterici rol çocuğun iradesini hiçe sayarak ve çocuğun üstün yararına ne ölçüde hizmet edeceğine bakmadan, küçük kızı tesettüre sokmak hakkını vermiyor.
 
MEB’e bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik’te yapılan değişikliklere baktığımızda amacın ne olduğu anlaşılıyor. Yönetmeliğin 4. maddesinin (e) fıkrasındaki “başı açık” sözcükleri çıkarılmış, onun yerine “yüzü açık” sözcükleri gelmiş. Buna karşılık okulda giyilemeyeceklerin kapsamı genişletilmiş. Buna göre “siyasal sembol içeren (AİHM’e göre başörtüsü güçlü bir sembol) simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka ve benzeri materyaller kullanamaz. Saç boyama, vücuda dövme ve makyaj yapamaz, pirsing takamaz, bıyık ve sakal bırakamaz”. Çocuk bunların hiçbirini neden yapamaz? Örneğin, neden siyasal sembolün yer aldığı bir fular takamaz? Bunun yanıtı okulun tarafsız bir alan olması gerekliliğinde yatıyor. O zaman aynı düşüncenin “güçlü bir sembol” olan başörtüsü bakımından da geçerli olması gerekmez mi? Yönetmeliğe “pirsing, dövme” gibi yeni yasakların eklenmesi de sorunun bir özgürlük sorunu olmadığını gösteriyor.
 
Çocuklarımıza AKP’nin yeni Türk insanına uygun tek tipçi bir kimlik vermek yerine demokrasi, adalet, eşitlik, özgürlüğe dayanan, tercihlerini serbestçe yapabileceği, özgür ve özerk bir kimlik verebilirsek, onlara gerçekten demokratik, özgür bir dünya bırakabiliriz.(T24)