İnsan Hakları / Mülteci

Suriye’den İstanbul’a eşcinsel bir gencin hikayesi

Cuma, 24 Ekim 2014
Suriye’den Lübnan, Sudan ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir kaçış ve zorunlu göçün “kahramanı” eşcinsel genç Maher’in hikayesi: Suriye’de savaş, İstanbul’da ise Suriyeli ve eşcinsel kimliğine dönük çifte ayrımcılıkla sarmalanmış bir hayat…
 
Suriye’de yaşanan savaş ve IŞİD saldırılarının ardından milyonlarca Suriyeli doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Kimisi Avrupa yollarına döküldü, çok sayıda kişi yakınlarını hem savaşta hem de bu yolculuklarda yitirdi.
 
Kurtuluş’ta bir kafede konuştuğumuz Maher Daoud da yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan milyonlarca kişiden biri. Lazkiye’de başlayan hayatının 23. yılında yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalmış. Lazkiye’den Lübnan’a; oradan Sudan’a ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir göçün hikayesini anlatıyor Maher. Hızlı hızlı konuşuyor, sanki peşimizden biri kovalıyormuşçasına her şeyi bir çırpıda anlatmak istiyor…
 
“Sanat, nefes almak demek”
Şimdi 24 yaşında olan Maher, sanatçı bir eşcinsel genç. Suriye’de mimarlık okumuş. Ancak savaş koşullarından dolayı okulu bitiremeden kaçmak zorunda kalmış. Bir yandan da suluboya ve akrilik çizimler yapıyor. Maher, çizimlerinin her birinde bir gey hikayesinin saklı olduğunu söylüyor. Maher’e göre sanat, nefes almak demek. Suriye’de bir “gey yaşantısı” olmadığı için, sanat nefes alabildiği tek alan.
 
Lazkiye’deki durumu soruyorum. Maher, Lazkiye’de yaşamanın “korkunç” bir şey olduğunu söylüyor:
 
“Lazkiye Beşar Esad’ın şehri. Haliyle, baskı her zaman çok yoğundu. Konuşmak, bir şeyler yapmak neredeyse imkansız. Sanatta da durum böyle. İkinci sergimi açabilmek için çok uzun zaman uğraşmak durumda kalmıştım. Çok fazla yerden imza almanız gerekiyor. Karakoldaki neredeyse her polisle muhatap olmak durumunda kaldım. Bütün resimleri inceliyorlar ve kimilerini ‘uygun’ bazılarını ise ‘uygunsuz’ buluyorlar. Sürekli, neden böyle resimler yaptığımı sordular. Beşar Esad’a karşı olup olmadığımı öğrenmeye çalışıyorlardı.”
 
Maher politikadan bahsetmeyi sevmiyor. Bunda “Suriye’de politika hakkında konuşmanın haram” olması da etkili. Politikanın hiçbir şeyi değiştirmediğini düşünüyor. Daha fazla sanat istiyor.
 
Savaşla birlikte işler çok daha zorlaşmış. Suriye’de Esad, ÖSO ve IŞİD’in savaşmasının her şeyi çok daha kötüleştirdiğini söylüyor. Maher’e göre, “özgürlük” için başlayan isyan başlarda çok güzelmiş. Ancak Esad’ın katliamlara başlaması ve devamında Esad karşıtları da aynı yöntemleri kullanmaya başlamasıyla her şey değişmiş.
 
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım, IŞİD var!”
Maher; Esad, ÖSO ve IŞİD’in baskıları ve katliamları sonucu gerçekten özgürlük isteyen insanların ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını hatırlatıyor. Suriye nüfusunun 24 milyondan 18 milyona düştüğünü söylüyor.
 
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım ben. Eşcinselim ve IŞİD’in doğrudan hedefiyim” diyen Maher, katliamlara rağmen “özgürlük” umudunu yitirmemiş. Herkes için özgürlük düşünün çok zaman alsa da, gerçekleşebileceğini söylüyor. ÖSO’nun özgürlük adı altında sadece Sünniler için bir yaşam kurmak istediğini; Esad’ın ise tam tersini yaptığını hatırlatıyor: “Özgürlük böyle bir şey değil. Bir dinin ya da mezhebin hakimiyeti özgürlük olamaz. Seküler, çok kültürlü bir atmosfer özgürlüğün olmazsa olmazı.”
 
Lazkiye sokaklarında polis tacizi
Savaşla birlikte Lazkiye’deki her sokağı polis işgal etmiş. Polislerin sürekli kimlik kontrolü yapması ise eşcinselleri çok yakından etkiliyor:
 
“Eşcinselsen, eşcinselsindir. Bunu biliyor elbette polisler. Saklamak mümkün değil. Sürekli polis tacizi altında yaşamaya çalışıyorsunuz. Arkadaşlarım polis şiddetine maruz kaldı. Ve bu durum artık çok rutinleşmişti.”
 
Lübnan, oradan da Sudan’a kaçış
Savaşın bütün baskılarına ve homofobiye rağmen Maher, bir parçasını Suriye’de bıraktığını söylüyor. Suriye’den çıkışını ise şöyle anlatıyor:
 
“Suriye’den Sudan’a gitmeye çalışıyordum. Bunun için ise önce Lübnan’a gitmem gerekiyordu. Suriye’den çıkabilmek hakikaten çok zordu. Zorunlu askerlik gibi bir sorun Türkiye’de olduğu gibi, Suriye’de de var. Askerlik yapmadığım için, ülke dışına çıkışımı engellemeye çalıştılar. Öğrenci olduğum için bir şekilde çıkabildim. Seneye askerlik yapacağım, dedim.
 
“Suriye sınırından geçip Lübnan’a gidebilmek için 400 dolar ödedim. Lübnan’a vardığımda da sorun yaşadım. Tripoli’de de savaş bekliyordu beni. Nihayetinde bütün bu keşmekeşten sıyrılıp, Sudan’a bilet aldım. Herhangi biri gibi Sudan’da oturum iznimi de aldıktan sonra, bir süre orada yaşadım. Ailem de Sudan’a geldi.”
 
Sudan’da çifte ayrımcılık
Sudan’da ise Maher hem Suriyeli olmasından hem de eşcinsel kimliğinden ötürü çifte ayrımcılıkla karşılaşmış: “Dürüst olalım, Sudanlılar ile biz aynı ulustan değiliz. Derimizin renginin biraz daha açık olması sorun yaratıyor. İnsanların bakışlarından bile anlıyorsunuz bunu. Yine eşcinsel kimliğimden ötürü de Sudan benim için yaşanabilir bir yer olmaktan çıktı. Abartmıyorum, bir kez otobüste neredeyse üç kişinin tecavüzüne uğrayacaktım. Kendimi zor dışarı attım.”
 
İstanbul… Ayrımcılık sürüyor
Maher, Sudan’da yaşadıklarından sonra “birazcık daha saygı görmek” için Türkiye’ye gelmeye karar verir. Bulmayı umduğu “saygı” ise İstanbul’da pek yok…
 
“İstanbul’da Suriyeli olduğunuzu söylerseniz, ‘Aman Allah’ım, Suriyeli misin? Lütfen öl’ tepkileriyle karşılaşıyorsunuz. Olumlu yaklaşan insanlar da var tabi ama Suriyeli olduğumu öğrenince onları öldürecekmişim gibi yaklaşanlar, ‘IŞİD’li misin’ diye soranlar da var.
 
“Yine Türkiye’nin Suriye’ye çok benzediğini gördüm. Suriye’de de Alevi ya da Sünni veya Hıristiyan olmanız büyük önem taşıyor. Buradaki insanlar da bana sürekli dinimi, mezhebimi soruyor. Ona göre benle konuşup konuşmayacaklarına karar veriyorlar.”
 
Bir İstanbul “gerçeği”: Sokak tacizi
İstanbul’da eşcinsel olmanın nasıl bir şey olduğunu sorduğumda ise duraklıyor. Sonrasında gözlerimin içine bakıp, “Tek kelimeyle, zor” diyor. Sokakta tacize uğradığını anlatıyor. Türkçe’de öğrendiği ilk kelimeler, “Gel gel” ve “Siktir git” olmuş: “Bu kelimelerin anlamlarını çok bilmiyordum ama sokağa çıktığımda insanlar arabalarından sarkarak ya küfrediyorlar ya da taciz ediyorlar.”
 
“Suriyeliysen ikinci sınıfsın”
Uğradığı taciz ve saldırıların sayısını unuttuğunu söyleyen Maher “meseleyi daha iyi anlamamız için” sadece bir tanesini aktarıyor:
 
“Hiç unutmuyorum, bir gece arkadaşlarımla dışarıdaydım. Onlardan ayrıldım ve eve dönüyordum. Birden bir arabanın içinden çok sayıda adam çıktı. Beni takip etmeye başladılar. Ne yapacağımı bilemedim. Çevreye baktım polis var mı diye ama o an İstanbul’da Suriyeli bir eşcinsel olduğumu tekrar hatırladım. Polis olsa bile beni korumazdı ki? Türkiyelilere göre ben bir mülteciyim ve onlardan aşağıdayım. Ne yapacağımı bilemedim, koşarak kaçtım.”
 
“İspanyol taklidi yaptım”
İstanbul’daki Türkiyeli eşcinsellerin de Suriyelilere yaklaşımlarının çok “kucak açıcı” olmadığını belirtiyor Maher. Her ne kadar ev arkadaşı olan eşcinseller kendisine Türkiye’de eşcinsel olmak hakkında çok yardımcı olsa da; kötü deneyimler de yaşamış:
 
“Suriyeli demek Arap demektir. Ve Türkiye’de Avrupalı göçmenlere, turistlere çok fazla saygı gösterilirken; bizlere öyle yaklaşılmıyor. İspanyol ya da İtalyan olmak çok muhteşem bir şey olarak görülüyor. Hayatta kalma kartım genelde İspanyol olduğum yalanını söylemek oluyor. Adımı soranlara Pedro diyorum bazen. Pedro olarak tanıdıklarında hiçbir sorun çıkmıyor. Sonrasında, Suriyeli olduğumu ve adımın Maher olduğunu söylüyorum. O zaman yaklaşımlar ve bakışlar değişiyor.
 
“Bir yandan da herkes bana ‘Suriyeli gibi değilsin’ diyorlar. Benim iyi birisi olduğumu vurgulamak için yapıyorlar kendilerine göre. Ama ben Suriyeliyim ve bundan utanmıyorum.”
 
“Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok”
Son sorum ise belki de Maher için şu anda en önemli konu hakkında oluyor. Nasıl para kazandığını soruyorum. Maher, Lazkiye’de zengin bir ailenin çocuğu olarak yetiştiğini anlatıyor. Ancak eşcinsel kimliğinden ötürü ailesi onu bir daha görmek istemediğini söylüyor. Şu anda ailesi Sudan’da ve herhangi bir maddî destek alamıyor.
 
İstanbul’da ise iş bulamıyor. Çalıştığı bir dükkanın sahibi iki haftalık parasını vermemiş. Asgarî ücretin çok daha altında ücretlere çalışmayı kabul etmişken, onu bile alamıyor Maher. İtiraz ettiğinde ise, “Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok” diyorlar.
 
Maher için tek iş olanağı seks işçiliği kalıyor. Bir de yaptığı resimlerin satılması ihtimali. Seks işçisi olmakla ilgili herhangi bir sorunu olmadığını söylüyor Maher. Yine de başka bir iş olsa onu tercih edebileceğini ekliyor: “Bedenimi satmıyorum. Bedenim hâlâ benim. Benim kalmaya devam edecek. Ama başka iş olsa, orada çalışmayı tercih edebilirim.”