İnsan Hakları / Aile

Ailelerimize Rağmen Değil, Ailelerimizle Birlikte Özgürleşeceğiz

Pazartesi, 27 Mart 2006
Kaos GL grubu olarak, özellikle aileye açılma konusunda gerek kültür merkezimizde yaptığımız etkinliklerde gerekse sohbetlerimizde ailelerimizle ilgili bilgileri paylaştıkça farklı sorunlarla yüz yüze geliyoruz. Ailelerimize açıldığımızı dile getirdiğimizde ‘özel’ aileleri olan ‘cesur’ insanlarmışız gibi davranılıyor bize. Bizim ailelerimizin de ataerkil heteroseksist toplumun içinden çıkıp geldiği, açılma sürecinin anlık bir şey olmadığı unutuluyor.

Kaos GL’de yaptığımız bir yuvarlak masa söyleşisinde ailelerimizle neler yaşadığımızı, eşcinsel bir bireyin istediği zaman ailesiyle yaşadığı bu sürece yön verebileceğini ve ailemize açılmanın koşullarını nasıl yarattığımıza dair kendi tanıklıklarımızı paylaştık:


Buse: Benim ailem 1996’da öğrendiler. Kabul etmeleri kolay olmadı. Üç yıllık bir sürecin sonunda kabul ettiler. 5 yıl ailemden ayrı yaşadım. Sevgilimle beraber onun ailesiyle yaşadığım bir dönem de oldu. Bu arada çok fazla samimi olmamakla ailemle de görüşüyorduk. Sevgilimden ayrıldıktan sonra, ailemin yanına Ankara’ya döndüm. Üç senedir onlarla beraber yaşıyorum. Ailemle gelinen süreci düşündüğümde dışarıdan bakan bir insanın sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi, sanki hiç sorun yaşanmadan bu sürece gelinmiş ve sanki hiç sorun yaşanmıyormuş gibi bir tablo görmeleri beni çok rahatsız ediyor. Bu süreçte çok fazla acı çektim ve halen çekiyorum. Eminim ki ailem de beni düşünerek özellikle geleceğimi düşünerek kaygılanıyordur.

Volkan: Erkeklere karşı ilgimin çocukluk dönemlerine kadar uzandığını söyleyebilirim. O zamanlar da bununla barışıktım ama çok çok uzun yıllar gerekti adının eşcinsellik olduğunu öğrenmem için. Bir gün Dost Kitabevi’nde Kaos GL Dergisini gördüm. Aldım eve götürdüm ama uzun süre evde tutamayıp kömürlüğe saklamıştım. Onu abimin orada bulduğunu bunun üzerine gelişen bir zincirle anneme anlattığını zannettim. Birdenbire ‘eşcinsel olduğumun farkındalar ve kabul etmem gerekiyor, bunun arkasında durmam gerekiyor, artık yapacak bir şey yok’ düşüncesinden hareketle eşcinselliğimden haberdar oldu ailem. Kaos GL’nin adresini öğrenmiştim, gittim. O güne kadar kendim gibi insanlarla ilk defa konuşuyordum eşcinselliğin ne olduğu üzerine. ‘Eşcinselliğin nedeni ne, hangi şartlarda bu yönelime girilir?’ Bunu ararken Kaos’la tanışmamın ardından bu soruları tersinden sormaya başladım. Yani hangi neden benim eşcinselliği özgür şekilde yaşamama engeldi? Eşcinselliğimi kimseye açıklamadığım dönemde ailemin eşcinselliğimi bilmesi durumunda evden uzaklaşacağımı, kaçacağımı falan düşünmüştüm. Ama hiç de öyle olmadı. Dediğim gibi Kaos GL ile tanışmanın verdiği cesaretle annem ‘Bu sapıklıktır, ibneliktir’ dediği zaman ben de çok rahat arkasında duruyordum. O sinir krizleri geçiriyordu, ağlıyordu. Benim tepkilerim onun gibi histerik olmadı. Birkaç gün konuşmadık ama ertesi haftalarda da kabul etmedi. Sürekli ben konuşuyordum o dinliyordu, anlamak istemiyordu aslında. Daha sonra bir-iki eşcinsel arkadaşımdan bahsettim, onunla tanıştırdım. Heteroseksüel arkadaşlarımla benim eşcinselliğim üzerine konuştu. Onların olumlu yaklaşımı annem üzerinde olumlu etkiler yarattı. Onur’dan bahsettim. Bunların hepsi olumlu şeyler oldu. Kaos’a geldi gitti. Halen geliyor. Ailem annemle abimden oluşuyor. Abim biraz daha zor kabul etti hatta edemediği de söylenebilir. 1 Mayıs’a Kaos GL ile katıldım. Abimle karşılaştık. Abim anneme ‘Oğlun ibnelerle katıldı 1 Mayıs’a’ deyince annem de ‘Tabii, katılabilir. Gerekirse biz de katılabiliriz, ne var?’ dedi. Abim fena bozuldu.

Onur: Ben de kendimi bildim bileli erkeklerden hoşlanıyordum. Biraz kadınlardan da hoşlanıyordum ama genel olarak toplumsal birtakım baskılardan dolayı, yani buna cesaretim olmadığından ötürü uzun bir süre üniversiteyi bitirene kadar hep kadınlarla ilişkilerim oldu. Bu şekilde sürekli kaçtığım, kendimi ortaya koymadığım bir hayat sürdüm uzun süre. Üniversitenin son sınıfının ikinci döneminde çok yakın bir arkadaşımın yakın arkadaşı olan Emir vasıtasıyla Legato’ya girdim ve ardından belli bir sosyal çevre kazandım, daha sonra da Kaos’la tanıştım. Yine aileme söylemeyi erteliyordum. ‘Mezun olayım para kazanmaya başlayayım belli bir ekonomik özgürlüğüm olsun o şekilde söyleyeyim, daha iyi altından kalkabilirim’ diye düşünüyordum ama çok da öyle olmadı. Düşündüğüm gibi gitti olaylar; para kazanmaya başladım ama halen söyleyemiyordum. Bir gün yine o kadar söylemeye hevesli değilken ama biraz da söylemeyi isterken, benim kontrolüm dışında annem Volkan’a yazdığım mektupları okudu. Okuduktan sonra tavırları çok değişti ama bana uzun süre belli etmedi. Daha sonra ben tam Mersin’den ayrılırken ‘Okuduğunu biliyorum mektupları’ dedim. O da ‘Peki mektuplarda yazan gerçek mi?’ dedi. ‘Gerçek!’ dedim. ‘Buna inanamıyorum’ dedi fakat orada konuşamadık. Bindim otobüse, geldim. Kötü bir açılma anı oldu onun için. Daha sonra annemle bir daha yüz yüze gelmedik, sürekli telefonlarda... O çok histerik davrandı ben de bir o kadar histerik davrandım açıkçası. Bir türlü uzlaşamadık. Anlatmaya çalıştım fakat pek başarılı olamadım. Annem babama söyledi daha sonra. Babam hiç beklemediğim iyi bir tepki vererek bunun olabilirliğinden, insanları yaşadıkları şeylerden ötürü suçlamayacağından, herkesi varoluşundan dolayı kabul etmemiz gerektiğinden bahsetmeye başladı. Bana destek verdi ve bu anlamda da annemi de dönüştürmeye çalıştı. Bu süre içerisinde babam sempozyuma katıldı. Kaos GL’nin bu sayısında da yayınlanan yazısını bir yerel gazetede yazdı. Elinden geldiğince destek olmaya anlamaya kendisi de değişmeye dönüşmeye annemi de etkilemeye çalıştı. Fakat babam bu kadar iyiye giderken annem benim gözlemlediğim kadarıyla belirli bir ilerleme kaydedemedi. Hâlâ aynı problemleri yaşadığını söylüyor sürekli. Hâlâ aynı nevrotik durumlar içinde.

Ali Erol: Ailem şüphesiz ki şu birkaç yıl önce çıkan ‘sorma söyleme’ yasasını bilmez çünkü benim ailem köyde yaşıyor. Ama fiilen bir nevi sorma söyleme ilişkisi gelişti. Bugün geriye baktığımda onu görebiliyorum. Ben burada liseyi bitirip üniversiteyi kazandığımda fark ettim ki; ‘eşcinsel olmak’ ayırt edici bir özellik değildi. Benim ayırt edici özelliğim onların beklediği kalıba uymamam, onların beklentilerine karşılık vermememdi. Saçım uzunken de sorun oluyordu, sakalım uzunken de. Bu durumda uzun saç ya da feminen olmak ayırt edici bir özellik değildi benim ailem için. Yani onların beklediği sürece uygun bir şekilde ilerlememem sorundu. O klasik durum nedir, işte ‘eşcinsel olmak’. Mesele şuydu: Ben bir erkektim bir sürü erkek evladı olan bir ailenin oğluydum. Üniversiteyi kazanmıştım 4-5 yıl üniversiteye gidecek sonra meslek sahibi olacaktım; arkadaşlarımın beklentisi buydu, ailemin beklentisi buydu! En fazla askerlik bittikten sonra sıra evlenmeye de gelirdi! Ben dört yıllığına Ankara’ya gelirken bir robot gibi okulu bitirecek, hiç değişmeden geri dönecektim, böyle düşünülüyordu. Bu düşünce aynı zamanda bir erkek evlat olarak benden beklenenler için de söz konusuydu. Ama benim duygularım, düşüncelerim, kurmaya çalıştığım hayat hiç bununla kesişmiyordu. Bu farkı ilk kez, üniversitenin ortalarına doğru anlatmaya çalıştım. Bana göre doğrunun ne olduğunu, niye evlenmeyeceğimi, nasıl bir hayat kurmaya çalıştığımı yazdım. Ama mektup, anne babam okuma yazma bilmediği için onlara abilerimden biri tarafından okundu. Kalkıp bir gün sonra Ankara’ya geldi. 14 günlük bir gözaltından sonra sabah çıkmıştık, evde kahvaltı yapıyorduk. Mektup üzerinden sormaya başladı: ‘Senin ne sorunun var da böyle yazmışsın? Bir ihtiyacın mı var? Hastaneye ya da doktora gidelim mi?..’ Doğrusu orada pek paylaşmadım. Ben o kadar açık yazdığım halde bana sorduğun soru buysa ve sen bunun üzerinden atlamak istiyorsan tamam, bir şey değil bu konuyu geçtik. ‘Ne anladın ki? Nereden ne çıkardın ki? Benim hastaneye ya da doktora gidip gitmeyeceğimi niye soruyorsun’ desem belki bir şey çıkardı. Ama bir kırılma noktası yaşanmıştı; benim yine saçımın ve sakalımın uzun olduğu bir dönemde bir şekilde iletişim kopmuştu. Babam kabul etmiyordu görünüşümü annem de kabul etmiyordu. Babam daha çok kabul etmediğinden olacak annem beni savunmaya kalkıyordu; ‘Bırak çocuğu bir bildiği vardır öyle yapıyorsa’ diye devreye giriyordu. Sonra ben paylaşılacak ya da geliştirilebilecek bir diyalog olmadığını fark ettim. Belki farklı bir diyalog için çaba sarf edilebilirdi. Ondan sonra memlekete gittim birkaç kere, telefonlar yine devam ediyor fakat şu an bir şey yok. Maddi manevi bir iletişim yok. 3-4 arkadaşımla dergi çıkarttığımızı biliyorlar. 12 yıldır sevgilimle aynı evde yaşıyorum ama onlar Tarsus’tan sevdiğim ve anlaştığım bir arkadaşımla birlikte yaşadığımı düşünüyorlar. Bu nasıl bir birliktelik diye bir soru sormuyorlar artık.

Özcan: Eşcinselliğimin farkına varmaya ve bunu yaşamaya başladığım zamanlar ailemden, doğduğum büyüdüğüm şehirden ayrılıp Ankara’ya gelmiştim. Ondan sonra askerlik, iş falan derken iyice ailemden koptum ve kendi hayatımı kazanıp da parasını kendi ödediğim evde yaşamaya başlayınca onlardan kilometrelerce uzakta zaten çok sıkı fıkı olmayan ilişkimiz üzerimde pek bir baskı oluşturamadı. Annem giderek azalmakla birlikte evlendirmeye çalışır. Bu da hani hafif bir karın ağrısı ya da baş ağrısı gibi geçiştirilir benim için. Zaten çok yaşlı oldukları için ve yıllardır tek başıma ayakta durduğum için üzerimde hiçbir yaptırımları yok. Annem hissediyordur belki ama üzerinde hiç konuşmuyoruz, olabildiğince iyi vakit geçirmeye çalışıyoruz birbirimizle çünkü yılda en fazla bir ay falan aynı ortamda bulunabiliyoruz. Onun dışında benim üç ablam var. En büyük olanına kendim söylemiştim ‘Ee n’’palım?’ diye bir tepki vermişti. 8 yıl önceydi. Aslına bakarsan çok doğal bir şeymiş gibi kabul edip çok da detayına girmek istemezmiş gibiydi. Daha sonra üniversite yıllarında daha hiçbir şeyin farkına varmadığım zamanlarda flört ettiğim bir kızcağız vardı, o sırada ona açıldım. O buradaki ablamla arkadaştı. İkinci ablam da o sayede öğrenmiş oldu. Bir yıl benden saklamış, ben hiç bildiğini fark etmedim. Bana hiç yansıtmadı. Daha sonra kabullenmiş. Bir yıl sonra ben o kız arkadaşımdan bunları öğrendim ve ablamla artık muhabbet etmeye başladık. O diğerine söyledi, derken yeğenlerim öğrendi. Dayım ‘Niye bize daha önce söylememiş?!’ diye tepki vermiş.
[ pagebreak ]
Oya: Hiç homofobik tavırlar sergilemedi mi yani ailen?

Özcan: Dediğim gibi, sergilemediler.

Oya: Sana yöneltmediler belki de.

Özcan: Diğerleri öğrendikten sonra üzülmüşler ağlamışlar falan ama zaten bir daha onları gördüğümde bir şekilde kabullenmişlerdi. Ben hepsiyle de bütün ilişkilerimin detayını konuştum daha sonra.

Ali Erol: Üniversite öncesinde de ben kendimi gizlediğimi hiç hatırlamıyorum, geçmişe baktığımda. Bunun da altını çizmek gerekiyor diye düşünüyorum. Biraz da ilişki karşılıklı yaratılmış gibi geliyor bana. Hani bir ergen eşcinselliği söz konusu olduğunda bir şekilde sorun yaşar, aile-okul kıskacında talan olur deniyor ya, ama bu ergenin kendini nasıl ortaya koyduğu da burada belirleyici. Yani nerede bir irade olarak özne olabiliyoruz? Nerede savruluyoruz? Sanki bunlar pek çok şeyi belirliyormuş gibi. Ben aslında kendimi hiç gizlemedim, engellemedim ama bunun adı da konulmadı ve bir çatışma noktasına evrilmedi bu süreç. Bizim kendi hayatımızda eşcinselliği kurarken aslında ilişkileri biz kendimiz de belirleyebiliyoruz.

Umut: Eşcinselliğimizi anladıkları anda gösterdikleri tepki inandırıcı gelmiyor. Bana ‘homofobik bir tepki verme’ de öğrenilmiş bir tepki gibi geliyor çoğu zaman. Benim eşcinselliğimi ailem benden daha önce keşfetti demek doğru olur. 13 yaşımda beni psikiyatra götürmüşlerdi. Ben konuşmamdan kaynaklı olduğunu sanırken onlar beni eşcinsel olduğum için götürmüş. Eşcinsellikle ilgili iyi bir bilgiye sahip olmadığım gibi kötü bir bilgiye de sahip değildim. Daha sonra ben Ankara’ya geldiğim ilk sene Güven Park’ta bir şiddet olayıyla karşılaştım. Evde çok normal bir şeymiş gibi bunu anneme, abime ve babama anlattım. Babam Güven Park’ı biliyormuş; ‘Orada ibneler var, senin ne işin vardı orda?’ dedi ama bunun ötesine geçmedi çünkü o anda asıl olan benim eşcinselliğim değil, şiddete uğramış olmam, soyulmuş olmamdı. Bunun üzerinden konuşuldu bu da unutuldu zaman içerisinde. Kaos GL’ye geldikten sonra, eşcinselliği bir kimlik olarak kurmam gerektiğini görerek bunu ailemle paylaşmam gerektiğini düşündüm ama bunu bilinçli bir düşünme ve harekete geçme şeklinde değildi, adım adım gerçekleştirdim. Kaos GL Dergisi masamın üzerinde duruyordu. Ben alıp karıştırıyorlar diye düşündüm. En son sayıyı abime verdim ama abim yine okumadı. Ama artık abim biliyor, annem de biliyor. Babam iyi bir ilişkim olmadığı için biliyor mu bilmiyor mu emin değilim.

Zeynep: Kendimi keşfetme diye bir sürecim olmadı zaten. Kendimi kabullenmek konusunda bir sorun yaşamadım. Ben kadınlardan da erkeklerden de hoşlanıyorum, bunu anladım. ‘Eee ne olmuş?’ dedim sonra kendime, bunun üzerine konuşmaya başladım anne-babamla. Benim babam hiç küfretmeyen bir adamdır ama mesela sinirlenince ‘İbne!’ der. Ben sinir oluyordum, ‘İbne deme, insanlar eşcinsel olabilirler, bunun sana ne zararı var ki’ diyordum. Sonra Ankara’ya geldim ve bir çocuktan çok hoşlandım, sonra tanıştık bir şekilde ve gey olduğunu öğrendim.O zaman ben de kendi üzerime birazcık daha düşündüm. Sonra bir sevgilim oldu, çok zor bir ilişkiydi. O kendisini lezbiyen olarak adlandırmıyordu ama bence lezbiyendi. Benim hayatında tek olduğumu söylüyordu, ben de onun hayatımda tek olduğuna inanmaya başladım. Bunun geçici bir şey olduğunu, büyüdüğüm zaman geçeceğini falan düşündüm. Onunla ilişkim 2-2,5 yıl sürdü. Bu sürede ben hep buna inandım. Sonra o bitti ve ben artık bunun geçmesi gerektiğini düşündüm ve bir erkekle beraber olmaya başladım. Onunla da 4 ay kadar birlikte oldum.

Onur: Üniversitede miydin o zaman?

Zeynep: Üniversite ikinci sınıf. Bu bir kaçıştı aslında. Ben aşık olduğumu düşünüyordum. Annem o süreçte benim kız arkadaşım olduğunu fark etmişti, bana bu yollu imalarda bulunuyordu. Bunları asla cevaplamıyordum. Bu arada ablam öğrendi, ben söyledim daha doğrusu. Bir gece içiyorduk ben de o sıralar boğulacak kadar kötü durumdaydım. Sevgilimle yaşadığımız ilişki çok kapalı bir ilişkiydi, sadece birkaç arkadaşımız biliyordu, onlarla görüşüyorduk. Bu canımı sıkıyordu. İnsanlar el ele dolaşıyorlar öpüşüyorlar ben niye yapamıyorum, niye annemle paylaşamıyorum falan diye. Annemle çok yakın bir ilişkimiz vardı bizim. Bu sürede annem epey zorladı beni söylemem için ama ben sanırım kafamda hep bununla onların karşısında yüzleşemem, yurtdışına gitmem gerekiyor diye kurmuştum aklımda. O üstüme geldikçe ben gizlemeye devam ettim. Neyse, sancılı ayrılık dönemimizde bir gün kriz halinde annemi aradım ve telefonu açar açmaz kriz şeklinde ağlamaya başladım. O bu krizi derslerime yordu ve telefonu ablama verdi; ablama sevgilimin beni terk ettiğini söyledim hemen otobüse atlayıp yanıma geldi ve beni teselli etti. O zamana kadar bunun üstüne hiç konuşmamıştık, ben ona söyledikten sonra ara sıra Kaos GL dergilerini götürüyordum. Bakıyordu sonra dolabına yerleştiriyordu. Eve gittiğimde çıkartıp karıştırıyordum onları ama kimse hiçbir şey demiyordu. Benim farklı olmama veriyorlardı. Bu arada lisede ben devrimci gençliğe katılmıştım, bu onlara çok ters düşen bir şeydi. Böyle böyle aykırı olduğumu düşünmeye başladılar. Sonra hiç beklemediğim bir anda annem beni öğrendi, daha doğrusu bir balık attı ben de yuttum. Bir senedir yalan söylüyordum, sevgilimle yaşıyordum ama telefonla konuştuğumuzda evdeyim diyordum. Hiç yaşamadığım bir hayattan bahsediyordum ve bu artık beni boğmaya başlamıştı. Böyle kurumsallaşmış bir yalanın içinde dönüp durmak, başka biriymişim gibi davranmaktan boğulduğumu hissettim ve artık bunun kaçışı olmayacağını düşündüm. Önce hayır dedim, sonra bunun üzerine 2 gün düşündüm ve bu arada panik ataklar geçirdim. Bu yola artık girdiğimi ve çıkarsam bunları tekrar tekrar baştan yaşayacağımı hissettim. Sonra annemle konuştum. Ağladı, bunu benden hiç beklemediğini, daha önceden fark ettiğini ve geçeceğini düşündüğünü söyledi. Keşke daha önce bir şey yapsaydım, seni doktora götürseydim dedi. Bu arada doktor fikri iyice kafasına yerleşti. İki gün boyunca iki saat falan uyuyarak birbirimizi ikna etmeye çalıştık. O beni aslında lezbiyen olmadığıma, ben de onu lezbiyen olduğuma ikna etmeye çalıştık ve beni tedavi ettirerek hiçbir yere varamayacağını söylemeye çalıştım. Aşırı tepkiler verdi, ben bunu asla kabullenemem dedi. Onun derdi sanırım kimseye anlatamamaktı. Olay benden çıkmıştı. İçinde bir yerlerde çok fazla kabullenmişti ve kimseye anlatamayacak olmak canını sıktı. Ablamın bildiğini öğrenmek onu biraz rahatlattı. Sonra beni psikiyatra götürdü, psikiyatr hiçbir şey bilmiyordu bu konuda başkasına yönlendirdi ama benim psikiyatrdan daha bilinçli olmam annemi rahatlattı. Ne yaptığımı bilmediğimi kendime zarar verdiğimi düşünüyordu. O zaman ne yaptığımı bildiğimin ayırtına vardı. Daha sonra sözlü taciz ve hakaretlere başladı ama bu konuda tepkimi abartmamaya çalıştım ben. Annem Ankara’ya geldi, bu zaman içinde daha çok konuştuk. Artık o da kendisi için bir şeyler yapmak istiyor.

Oya Burcu: Benim eşcinselliğimi keşfetmem lise yıllarına denk geliyor ama iki yıl boyunca çatışma yaşadım. Üniversitede sosyoloji bölümünü kazandığımda lezbiyenlerle ilgili bir araştırma yaptım. Araştırma yapacağım zaman ailem dahil herkese lezbiyenler ile ilgili bir araştırma yapacağımı söyledim. Araştırmamı yaptım sundum, bu sırada annem ‘sen bu araştırmayı yapıyorsun da onlar seni çağırırlar ama toplantılarına gitme’ dedi. Sürekli bir şekilde böyle espriler yapıyordu. Ayrıca beni iyi yetiştirdiklerini o yüzden benim eşcinsel olma ihtimalim olmadığını söyledi. Ben bunların gerçek olmadığını anlatmaya çalışıyordum. Ama bunları anlatırken kendi eşcinselliğim üzerinden anlatmıyordum. Bu süre boyunca kendiliğinden veya televizyonda bir şey oluyor ve konu açılıyor ve ben eşcinsellikle ilgili bildiklerimi aktarıyordum. Geçen sene anneme açıldığımı zannettim. İnternetteyken anneme arkadaşımla özel konuşacağımı söyledim. ‘Erkek arkadaşın mı?’ diye sorunca ben de ‘Kız arkadaşım’ dedim. Annem odadan çıkarken ‘Zaten ben biliyorum, sen lezbiyensin’ dedi, ben de ‘Evet lezbiyenim, itirazın mı var?’ dedim. ‘İtirazım var’ dedi ve aşağıya indi. Okul bittikten sonra Kaos GL’de daha fazla sorumluk alıp, daha fazla çalışmaya başladım. Bu annemin dikkatini çekti. Daha sonra anneme bir arkadaşıma anlatır gibi kendimi keşfettiğim ilk andan beri neler yaşadığımı anlattım. Sevgilim hakkında konuştuk. Bu konuşmanın sonunda anneme sarılarak ‘Ben seni daha çok seviyorum sen benim daha güzel annemsin’ dedim ve sarıldım annemse bana ‘Ama sen benim daha güzel kızım değilsin’ dedi. En son konuşmamızda ağladı, ‘Ben ağlıyorum ama senin için üzüldüğüm için ağlıyorum bu toplumda kabul edilmeyen bir şey bu yüzden üzülüyorum’ dedi. Benim eşcinsel hareket içinde çalışmamdan rahatsız oluyor ve eşcinsel olduğunu herkese söyleme diyordu. Aman kimse senin eşcinsel olduğunu bilmesin diyordu. Anneme ‘Beni hemen anlamanı beklemiyorum’ dedim. Annem de benim de kendisini anlamam gerektiğini 50 yaşına geldiğini benim arkadaşlarımın bu konuyu hemen anlayıp yollarına devam edebileceğini ve kendisinin kolay kolay değişmeyeceğini söyledi. Daha fazla anlayış göstermeye başladı. En son konuşmamızda her ikimiz de birbirimizin üzülmesini istemediğimizi biliyoruz. Bu sırada bir şeyi atlamamak gerekir, genellikle çocuklarının eşcinsel olduklarını öğrendiklerinde çocuklarını psikiyatra götürürler biz de ise tam tersi oldu. Annemin isteği üzerine ben onu psikiyatra yönlendirdim. Annem ‘Sizin çevrenizden bir psikiyatr olsun da beni anlayabilsin’ dedi. Şimdi ilişkimiz çok iyi, sevgilimde kalmam sorun olmuyor. Kaos Kültür Merkezi’nin taşınma işlemleri sürerken nereye taşındığımızı sordu. Annemle babam sempozyuma da geldiler. Ben anneme sempozyumdan bahsettim ve ailelerde gelecek, oturur konuşursun dedim. Annem de hazır olmadığını söylemişti. Ben de üzerine gitmedim. Annemle babam sempozyuma geldiler. Ben babamın bilmediğini düşünüyordum. Benim açılış konuşmamı ve çerçeve sunumları dinlediler. İkinci gün annemle gelmeleri için konuştuğumda babam ‘Dün gittik ve yanında olduğunu gösterdik’ demiş. Benim için gerçekten yeterliydi. Babamla şimdiye kadar özel hayatıma dair hiçbir şey konuşmadığım için fazla konuşmadım. Annem teyzemlere ve kuzenlerime anlatmış, şimdiye kadar homofobik tepkiler veren olmadı. Ben anneme eşcinselliğimi anlattığım için pişman olup olmadığını sordum, annemse bilmiyorum dedi. Ama ben pişman değilim, yalan söylemekten kurtulduğum için mutluyum. Ben toplumun değişip dönüşmesi için mücadele ederken ailemi de göz önünde bulundurmam gerekiyor, diye düşünüyorum. Ailemi de dönüştürmek için çaba harcamam gerekiyor.