Yaşam / Gezi/Mekan

Eril bir sokak sanatı: Grafiti

30 Kasım 2014
Haber: Kaos GL
Burak Acil, Kaos GL Dergisi’nin “Kent/Mekan” konulu 120. sayısına yazdı.
            
Hakikat sokakta yüzümüze çarparken, yaşanan şiddet karşısında kendimize ihanet edip etmemekle gidip gelirken, bazı sanat yapma biçimlerinin eril yönlerini deşifre etme çabası pek de kayda değer bir çaba mıdır bilmiyorum... Kayda geçmesi eğiliminde değilim. 
 
Grafiti sanatı gibi, belki de az bir zümrenin neden yapıldığına dair fikir sahibi olduğu bir alanda bu sanatın eril yapısını ortaya serme ihtiyacı ancak şöyle açıklanabilir: ya bu alanda fazlası ile var olunmuş ve bazı dertlerin dile gelmesi ile aktarılması ihtiyacı doğmuştur ya da çoğu toplumsal alana sirayet eden eril vurguyu her yerde deşifre etmekten imtina etmemek, erkek egemenliğini hafife almamak isteğidir. Gecelerin ve sokakların tedirgin ediciliğinin çekiciliği ile “bu yol”da yalnız yürümemenin elzem olması arasındaki gerilimde saklıdır belki de... 
 
Toplumdaki kesimlerin ister dinsel, politik, etnik, ister cinsel ya da ahlaki değerlerini yansıtsın, bir Grafiti yapılırken en önemli unsur hızlılık olarak görülüyor. Her daim yakalanma tehlikesi mevcut ve en tehlikeli yerlere yazabilmek de başarı göstergesi. Yazıcının bilinmemesi ve gizemi de başarıyı artıran etkenlerden.
 
Bilinmeyen sulara yelken açan Grafiti sanatçısı risk alır, elindeki sprey boya ile kanundışı bir şekilde mümkün olduğu kadar hızlı bir biçimde duvara ismini boyar. Bunu neden yapar? Camia içinde ünlü olma ve saygı görme isteği, illegal olmanın verdiği haz, Grafiti camiası içindeki yarışmacı kültür, alınan risk ile mertebe arasındaki ilişki ve geceleri sokakta gerçekleştiriliyor olması erilliğe yontulabilecek türden davranış kalıpları olabilir. 
 
Büyük şehirlerde ve özellikle banliyö bölgelerinde karşımıza çıkan Grafitiler, ilk bakışta “tinerci vandallar”ın “takılıp” gerçekleştirdiği bir kamu malına zara verme olayıdır. Ana akım medya ve devlet politikalarının yarattığı bu ilk bakışın ardındakine bakarsak, Grafiticilerin kod isimlerini/tag’lerini her yere yapma çabasını görürüz. Bu çabanın altında yatan hedef güruh ise trende geçip giden seyirciden çok o imzayı tanıyan camiadır. Ne kadar görünür olunur ve ne kadar çok yere imza atılır ise o kadar ün kazanılır. Görünür olunan yer ve durumlara bağlı olarak da ünün kalitesi belirlenir. 
 
Antik Yunan’da baskın bir eril hakimiyet varken, hatta parası ve zamanı olan erkekler dışında vatandaş sayılan bir canlı yokken -şimdiki sünni, heteroseksüel, beyaz erkek kıvamında- ün kazanmaya dair ataerkil vurgu asıl olarak Roma’da kendini gösterir. Artık ünlü olmak için heykellerinizin yapılması gerekir ki öldükten sonra da varlık gösterebilin, ölümsüzlüğü yakalayabilin. Bu minvalde, karakterin kendisinin vurgulandığı ve tanrısallaştığı erkek karakterlerin şöhret ihtiyacı ile yazıcının ün kazanma ihtiyacı arasında bir ilişki kurulabilir. Yazıcının bilinmemesi ise bu ünü daha da perçinleyen bir durum yaratır. Bilinmeyenin, bir mit olmanın insanlarda yaratacağı merak da Graffiticileri cezbeden bir konumdur. Hakkında konuşulmak ve kim olduğunun tahmin edilmeye çalışılması, Graffiticiler için önemli olabilmektedir. Ün ve saygı görme isteği, bir otorite figürü olan polise yakalanıldığında da devreye sokulur. Artık o polisler seni tanıyacaktır, imzanı bilecektir. Dışarı çıktığında da içerden gelensindir, bilirsin bu edebiyat bu camiada iyi satar (Macdonald 2001:104). 
 
Yerel yönetimlerin, bazı duvarları Graffiticilere ayırıp da o duvarların boş kaldığı çokça görülmüştür. Graffitinin özünde bir altkültürün kendini ifade etmesi ve bunun da egemen politikalara karşı duruş olarak gelişmesi ile kanundışı olan daha değerlidir. Bunun yanında da illegal olan adrenalin artırandır. Her an yakalanabilenecek olmanın insanın üzerinde yarattığı baskı, bazen de içten içe yakıp kavuran yakalanma isteği, bir nevi güçlülük testidir. Baskılardan galip çıkmak, bir testi geçmek… Bu sayede karakterimizin güçlenip gelişmesi. Mümkünse en illegal, en görünür yere yapıp herkesin merakını kazanmak. 
 
Hatice Özlem Sarıyıldız’ın (2007:82) konuya dair CHOMA ile yaptığı görüşmeden alıntılarsak:
 
“Bu bir içgüdü. Ben mesela illegal grafiti yaptığım zaman her yerde kendimi gösterebilmek için yapıyorum. İnsanların görebildiği yerlere yaptığım zaman tatmin oluyorum, kendimi tatmin etmiş oluyorum. Kendimi kanıtlıyorum yani insanlara, çünkü ben onu oraya yazdığım zaman bakıyorlar ‘Aa kim yapmış bunu…’ Yani, onu ben yazıyorum, merak ediyorlar. İnsanlarda merak uyandırmak hoşuma gidiyor.” 
 
Grafiticiler arasında sürekli tekrarlanan bir döngü de yarışın hiç bitmemesi. Bu anlamda önemli mertebelerden biri trenlere yapılan tagler. Yazıcılar, yapılması kolay yerleri sıkıcı buluyor ve illegal olan ve mekansal olarak zorluklar içeren yerler onlar için daha çekici oluyor (Rahn, 2002:153). 
 
Sarıyıldız’ın (2007:82) konuya dair SIDE ile yaptığı görüşmede bu konuya açıkça değiniliyor:
 
“Aa yakalansam ne olacak acaba.. Kesinlikle düsünmezsiniz tren boyarken. Birisi gelse kaçsam… Orası çok zevklidir yani. Birisi gelse kaçsam. Biri beni bi kovalasa da kaçsam. Çok devlet malına zarar vermekten yana degilim. Yani sevmem. Yani çok da karşıyımdır ama… Ama dedigim gibi o action o heyecan insanları bitiriyor. Mükemmel bi derece yani… Bir kadınla birlikte olursunuz; sağlayabileceği tatmin ve tren boyarken sağlayabilecegi tatmin hangisi derseniz… Yani kadınla birlikte olmaktan alacağım tatmin benim için o kadar önemli değil. Tren boyarken aldığım tatmin mükemmel yani. Mükemmel ötesi güzel bir durum.” 
 
Yazıcılar için “yapamam” diye bir durum yok, her zaman bir yol bulunabilmeli. Ellerinde silahları olan spreylerle, “düşman”a,yani polise karşı gerçekleştirilen bir oyun bu. Bu erkeklik oyununun özneleri de tek başlarına değil karşılaştırılarak, meydan okuyarak yarışmak durumunda. 
 
Alınan riskin büyüklüğü saygıyı da beraberinde getiriyor. Kameralar ile gözlenen, korumaların olduğu ve görünürlüğün fazla olabileceği mekanlarda yapılacak bir Grafiti, “erkekler kulübü”ndeki mertebeyi ve saygı çıtasını epey yükseltecektir. “Ben buradaydım!” dercesine bir meydan okuyuş gerçekleşir otoritelere karşı (Macdonald, 2001:124). Polislere yakalanmak ise ayrı bir mertebe konusu. Hapishaneden çıkmış bir kişi nasıl “hürmet” görüyor ise, Grafiti yazıcıları için de benzer bir süreç işliyor.
 
Geceleri sokaklarda rahat rahat dolaşabilmek çok zor, özellikle kadınsı bir varlıksanız. Grafiticiler sokaklarda dolaşırken, bağımsız bir figür olarak göze çarpıyor. Yazıcıların genç bir nüfustan oluştuğu düşünülürse kadınların üzerinde o yaşlarda olan ebeveyn baskısını da gözden kaçırmamak gerekir.
 
Toplumsal cinsiyet bağlamında ele alırsak, kadın toplumsal cinsiyetine sahip Grafitici görünürlüğü çok az. Grafiti sanatının eril yönlerinin buna etkisi olduğundan şüphelenebiliriz. 
 
Kadınların kent içindeki hareketine odaklanıldığında kısıtlı zaman, kısıtlı hareketlilik, kısıtlı sosyal etkileşim, çocuk bakımı sorumluluğu, ev içi sorumluluklar, toplumsal cinsiyet normları ve kamu politikalarındaki yetersizlikler (Kaya, 2006:42) görülebilir.  Kamu politikaları için, kentin içinde bazı alanlarda, bazı ulaşım biçimlerinde geç saatlerde dahi kadın görünürlüğü mevcut iken diğer taşıtlarda neden görünürlük az? 
 
Kadın Grafiticiler ise sayıları az da olsa mevcut. Lakin Grafiticiler arasında kadın görünürlüğü demek bir yazıcının sevgilisi olmak demekle bir tutulabiliyor (Macdonald, 2001:131). Kendini kabul ettirme süreci uzun sürüyor. Erkekler genelde yok sayma politikası uyguluyor, kadın Grafitici “haddinden” fazla ünlenirse de ancak “taşaklı” olabiliyor. 
 
Kadınların varlığı bazen de görünmez olarak gerçekleşebiliyor. Erkek kıyafetleri giyerek, bir erkek gibi yarışarak var olma savaşı veren kadın yazıcılar mevcut. Ama CLAW gibi, evde oturmayıp, yıllardır inadına bombalayan kadın grafiticiler de yok değil (Macdonald, 2001:142). 
 
Kamusal olan ve herkesin erişebilmesi gereken sokaklarda gerçekleşen Grafiti sanatı, genelde erkekler tarafından icra ediliyor. İllegal olması ve bu yüzden geceleri gerçekleşiyor olması, geceleri sokakların kadınsı olana taciz ya da tecavüz korkusu yaşatması, bünyesinde barındırdığı yarışmacı kültür ve bitmeyen ve yeniden üretilmesi gereken saygı beklentisi ile Grafiti sanatı eril bir sanat olarak karşımızda duruyor. 
 
Kaynaklar:
Güneş, Şinasi, 2009. Sokak Sanatı, Artes Yayınları, İstanbul.
Kaya, Ayça, 2006. Kamusal Mekan, Ayrışma, Kadın, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi.
Macdonald, Nancy, 2001. The Graffiti Subculture, Palgrave Macmillan, London.
Rahn, Janice, 2002. Painting Without Permission, Greenwood Publishing, A.B.D.
Sarıyıldız, Hatice Özlem, 2007. Graffiti and Urban Space in İstanbul, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi.