Yaşam / Dünyadan

Cynthia Enloe ile Cinsel Politika Üzerine

Pazartesi, 7 Temmuz 2008


Uluslararası ilişkiler, karşılaştırmalı politika, toplumsal cinsiyet, feminizm, militarizm ve milliyetçilik üzerine çalışan Cynthia Enloe eşcinsel hareketin feminizmden beslenmesi gerektiğini söylüyor. Feminist hareketin yaşayan en önemli isimlerinden Cynthia Enloe, Kaos GL'nin sorularını yanıtladı.

KAOS GL - 07/07/2008

Söyleşi: Nirgül&Ayşe Gül

Cinsel politika, özellikle de gey ve lezbiyen hareketi, üzerine ne söylemek istersiniz?

Bu konuda söyleyecek çok şey var. Örneğin gey ve lezbiyen hareketinden yola çıkarak, düşmanca bir ortamda, farklılıkları yutan bir ortamda bir hareket başlatmak (ve geliştirmek) üzerine konuşabiliriz. Farklılığınızı yok sayarak ortama uyum sağlamanın cazibesiyle mücadele etmek bazen düşmanlıkla mücadele etmekten daha zor olabiliyor. Peki düşmanca ve farklılıkları yutan bir ortamda bir hareket nasıl başlatılır ve geliştirilir? Bu sorunla birçok hareket karşı karşıya kalmıştır. Bir hareket oluşturmaya çalışmış insanların çoğu, heteroseksizmin, başka nedenlerle dışlanmış hareketlere az da olsa bir saygınlık getirdiğini görmüşlerdir.

Bir hareket içinde yer almaya başlayan ve yeni bir takım düşünce ve eylem biçimleri geliştirmeye çalışan biri zaten en başından toplum tarafından küçümsenmeye, dışlanmaya açık bir hale gelmiştir. Sonra o birileri kalkıp da "biz yaşam biçimi olarak standart heretoseksist varsayımların da dışına çıkıyoruz" dediklerinde başlarına neler gelir? Zaten baştan dışlandıklarını hisseden, bu yüzden de ürkek ve kırılgan olan gruplarda, içlerindeki farklı cinsellikleri inkâr etme eğilimi ağır basar. O nedenle, örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde, yerel ve ulusal düzeyden örgütlenmiş çeşitli kadın grupları, kendi içlerindeki lezbiyenlerin varlığını inkâr etmişlerdir. Eğer grup içinde lezbiyenlerin olduğunu biliyorlarsa "bunu gizli tutun, göstermeyin; zaten yeterince gözetim altındayız, en azından heteroseksüel anlamda normal bir görünüm sergilemeliyiz" diyebiliyorlar ki bazen bunları söyleyenlerin kendileri de lezbiyen olabiliyor.

Dolayısıyla, feminist hareket içinde homofobi cazip bir hal alabiliyor. "Hareket adına." Bu durum, bana erkek milliyetçilerin, milliyetçi hareket içinde, feminist bilince sahip olmaya başlayan kadınlara her zaman söyledikleri şu lafı hatırlatıyor: "şimdi sırası değil, bekleyin!" Bu lafın altını da şöyle dolduruyorlar: "Çok güçsüz ve hassas bir konumdayken hareket içindeki cinsiyetçilikten konuşmaya başlamayın. Şu an bir şeyi başarmak üzereyiz, siz de biraz bekleyin çünkü insanların hareketin içinde cinsiyetçilik ve cinsel istismar olduğunu bilmeleriyle baş edemeyiz." Benzer bir durum kadın hareketi ve lezbiyenler için geçerli oldu. Birçok kadın grubu dışarıdan gelen baskılara boyun eğerek farklı cinsel pratikleri görünmez kıldı. Ancak bu tartışmalar sayesinde pek çok kişi kadın hareketi içerisinde çok sayıda lezbiyen olduğunun farkına vardı.

Değinmek istediğim başka bir şey de cinselliğin feminist merakın bir parçası olması gerektiği. Cinsellik çok dinamik bir olgu; çok çeşitli biçimlerde ve her yerde karşımıza çıkıyor. Bazı kadın grupları cinsellik üzerine konuşmada, cinsellik tartışmalarına yer vermede diğerlerine nazaran daha iyiler, ama bu herkes için zor bir konu. Ancak şunu vurgulamak çok önemli: Cinsiyetçiliğin bu dünyada nasıl işlediğini anlamak istiyorsak, heteroseksizmi egemen bir ön kabul ve baskı unsuru olarak konuşmak zorundayız. Dolayısıyla, heteroseksizm hakkında konuşmamak bize çok şey kaybettiriyor; cinsiyetçiliği anlamamızı engelliyor.

Gey ve lezbiyen harekette, gey ve lezbiyenleri görünür kılarken biseksüelleri görünmez kılıyor olabilir miyiz? Bu durum hakkındaki görüşleriniz?

Birçok açıdan Amerika'daki üçüncü dalgaya baktığımızda (her ülke farklı kuşak tanımlamalarına sahip, yani üçüncü dalgadan genç Amerikalı feministleri kastederek bahsediyorum), görüyoruz ki bu dalga içinde yer alan genç kadınlar aslında gey ve lezbiyenler hakkında konuşulabilen bir politik kültürün içine doğdular. Bu arada şunu vurgulamam gerek: lezbiyenler ve gey erkekler aynı politikalara sahip değiller. Bazen iyi müttefikler olabiliyorlar ama aslında sorunları ve bunları ifade etme biçimleri birbirinden çok farklı. En başta, ataerkillik ile ilişkileri birbirlerinden çok farklı. Her neyse, bugün 20’li yaşlarında olup da çok aktif hale gelen bu genç kadınlar, zaten gey ve lezbiyenlik üzerine konuşabilmenin olanaklı hale geldiği bir Amerikan siyasi kültürü içinde harekete katıldılar.

Bir şekilde kapı aralanmış olduğu için artık heteroseksüellikten farklı cinsellikler üzerinde konuşmak daha olanaklı hale gelmişti. Aynı zamanda cinsel pratiklerin dinamizmi, cinsel kimlik ve pratiklerin yaşam boyunca değişkenliği üzerine konuşmak da daha olanaklı hale geldi. Örneğin, benim birçok feminist arkadaşım var ki hayatlarının bir döneminde kendilerini lezbiyen olarak tanımladılar. İlk önce heteroseksüel olarak tanımlamışlardı kendilerini, sonra lezbiyen olarak tanımladılar ve şimdi erkeklerle duygusal ilişkileri var ama lezbiyen geçmişlerinin kendileri için ne kadar önemli olduğunu asla inkâr etmiyorlar. Bu çok ilginç ve önemli. İnkâr etmiyorlar çünkü lezbiyen olarak yaşamak onlar için çok önemliydi. Bu tür örnekler (tabii her kadın böyle dönüşümler yaşamayabiliyor) yaşamlarımızın ne kadar dinamik olduğunu gösteriyor.

Hayatımız böyle sabit bir kanalda akmıyor. Bazı kadınlar 60'ından sonra lezbiyen olarak yaşamaya başlayabiliyor. Heteroseksüel olarak (heteroseksist değil) yaşamış, heteroseksüel yaşamlarını 50’lerine kadar sürdürmüş, sonra lezbiyen hayatlar yaşamaya başlamış ama geçmişlerini de inkar etmemiş kadınlar biliyorum. Her türlü şey olabiliyor. Dolayısıyla, yaşamlarımızın uzun dönemde neler gösterebileceğini daha yeni yeni anlamaya başlıyoruz bence. Ama burada önemli olan ataerkilliğin nasıl işlediğini anlamak ve her şekilde bunun adını koymaktan kaçınmamak. Heteroseksist bir kültürde yaşıyorsak, kendimize şunu sormalıyız: "Biseksüellik acaba bize korunaklı bir alan mı sunuyor? Biseksüelliği ayıplanan, kınanan bir yaşamdan kaçmanın bir yolu olarak mı seçiyoruz?" Kendisini biseksüel olarak tanımlayan tüm erkeklerin ve tüm kadınların daha güvenli olduğu için bu yolu seçtiklerini söylemek istemiyorum; kastettiğim bu değil. Söylemek istediğim, heteroseksizmin işleyişini anlamak için bu soru üzerine düşünmemiz gerektiği.

Tabii biseksüel bir erkek ve biseksüel bir kadın olmak aynı şey değil. Bu nedenle, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da şu sıra çok kullanılan "queer hareketi" nitelemesi, özellikle de feminist bir bakış açısından beslenmiyorsa, beni çok huzursuz ediyor. Queer hareketine katılan bir çok genç kadın var, kendilerini homoseksüellik ve homoseksüel politikalar üzerinden tanımlayan kadınlar. Bu kadınlar eğer herhangi bir feminist tecrübe veya feminist bilinci es geçmişlerse çok huzursuz oluyorum, çünkü gey ve lezbiyen hareketi de ataerkil olabiliyor. Amerika'daki gey erkeklerin bir kısmı çok zengin ve güçlü erkekler. Kendilerini 'normal erkek' olarak kabul ettirip her türlü heteroseksüel ataerkil ayrıcalığa sahip olabiliyorlar. Dolayısıyla, geyler ve lezbiyenler birlikte hareket edebilirler ama bu heteroseksizmle ya da ataerkillikle aynı biçimde ilişkilendiklerini göstermez. Kısacası, açık bir feminist bilince sahip olmayan bir queer hareketi ya da gey ve lezbiyen hareketi kadınlar açısından çok sorunlu olmaya devam edebilir.

• Cynthia Enloe, University of California/Berkeley'de profesör. Uluslararası ilişkiler, karşılaştırmalı politika, toplumsal cinsiyet, militarizm ve milliyetçilik üzerine çalışıyor. Signs ve International Feminist Journal of Politics gibi akademik dergilerde yayın kurulu üyesi. Yayımlanmış kitapları: The Morning After: Sexual Politics at the End of the Cold War (1993), Bananas, Beaches and Bases: Making Feminist Sense of International Politics (2000) Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler, çev. Berna Kurt - Ece Aydın, Çitlembik Yayınları, 2004 ve The Curious Feminist: Searching for Women in a New Age of Empire (2004).