Yaşam / Siyaset

‘Sıkıcı bir protesto, statükoyu pekiştirmenin en büyük aracıdır’

Perşembe, 26 Şubat 2015
“Hafızanın kendisi de sizi tarihle geleneksel ilişkilere girmeye zorlayan oldukça muhafazakâr bir güç haline gelebilir. Hafızanın çoğu zaman ulus inşasında kullanıldığını da es geçmeyelim, ‘biz buyuz, tarihimiz bu, bu olayı hatırlayalım’ gibi...”
 
Queer kuramcısı Jack Halberstam, 9. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma için Ankara’daydı. Sel Yayıncılık’ın Türkçe’ye kazandırdığı “Çuvallamanın Queer Sanatı” kitabının yazarı ile yeni direniş biçimlerinden unutmanın güzelliklerine farklı düşünme üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.
 
Halberstam, akademik dilin karmaşıklığını bir kenara bırakıp sadede gelmek isteyenler için bulunmaz bir nimet. Yükseklerden uçmayı bırakıp kendimizi “alçak teori”ye bırakıyoruz şimdi. Son bir uyarı: Bizi ciddiye almayın!
 
Şen şakrak yeni protestolar
 
Kafayı yeni eylem biçimlerine takmış bir akademisyeni bulunca ister istemez Gezi direnişiyle başlıyoruz. “Gezi Parkı’nda gördüğümüz, farklı bir protesto türüydü. Bir yandan aktivizmin eski muhafızları ve hükümet tarafından sindirilmesi çok kolaydı ama öte yandan da bu yenilik protestoları eğlenceli ve ilginç kılarak pek çok genci sokağa çıkarmada etkili oldu. Yeni protesto biçimlerinde şen şakrak olma hali en büyük yapı taşlarından biri,” diyor.
 
Yine de bu şen şakraklık kimilerine yeterince “ağır” gelmedi. Mahalle forumları siyasi harekete dönüşmedi, hükümet geri adım atmadı dendi. Gezi başarısız mı olmuştu yani?
 
“Bir şeyin başarılı olup olmadığı sorusu pek çok açıdan yanlış bir soru. Çünkü bana göre böylesi bir protesto asla bir başarısızlık olarak değerlendirilemez. Çok belirgin taleplerle yola çıkmadınız, hükümetle alay etmek, sistemin aczini göstermek istediniz; finans sektöründe süregelen adaletsizliklere dikkat çektiniz. Yani bunların hiçbiri bir başarısızlık olarak görülemez. Gezi’nin gerçekleşmesi başlı başına devasa, inanılmaz, olay bir şeydi.”
 
“Belli anarşi biçimleri için doğru andayız”
 
Soma faciasının da Gezicilerin haklı olduğunu gösterdiğini vurguluyor Halberstam: “Bir siyasi parti liderinin göstericilere uyguladığı şiddet görüntüleri televizyondaysa tüm hükümet yapısı en temel tahakküm biçimine düşmüş demektir. Bir insan kalkmış başka birini fiziksel olarak baskı altında tutmaya çalışıyor. Bana kalırsa gerçek başarısızlık protestocularda değil, hükümette. Soma’nın ardından Gezi’deki atmosferin yerini ciddiyete bıraktığı doğru ama bence çok ciddi meselelerle uğraşırken bile daha eğlenceli ve çılgın bir enerjiyi elden bırakmamak önemli.”
 
Halberstam, Gezi’nin mevcut siyasi sistemin aczini gösterirken bu aczden nemalanarak yeni bir seçenekler kümesi sunmadığını söylüyor ve Gezi’nin açtığı kapının önemine dikkat çekiyor:
 
“Kişisel olarak, belli anarşi biçimleri için doğru anda olduğumuza inanıyorum. Çünkü hem anaakım politika, hem de geleneksel protesto bir elmanın iki yarısı. Geleneksel protestoya izin verilmesi liberal bir atmosferde yaşadığınız hissini veriyor ama aslında bu sadece biyoiktidarın farklı bir biçimi. Bence son 5 yılda reddetme ve öfkeyi hayal gücü daha yüksek yollarla ifade etmenin gerekli olduğu açıklık kazandı.”  
 
“Daha fazla polise ihtiyacımız yok”
 
“Gaga Feminizmi” başlıklı konuşmasını Kaos GL’nin Facebook sayfasında duyurmamızın ardından kendisinin feminizmin suyunu çıkardığı yönündeki eleştiri yorumlarından bahsediyorum Halberstam’e. Feminizmin şaka kaldırmayacak kadar ciddi bir mesele olarak ele alınmasının süregiden bir sorun olduğundan dem vuruyor.
 
“O tür feministler, politikanın nasıl yapılacağını dayatan yeni polisler haline geldi. Daha fazla polise ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan, protesto kültürünü hayal gücü daha yüksek biçimlerde düşünmek.” 
 
Hayal gücüne bu kadar vurgu yapan Halberstam, bir protestonun olması gerek son şeyin sıkıcı olmak olduğunu söylüyor: “Şunu bir düşünün: Sıkıcı bir protesto statükoyu pekiştirmenin en büyük aracıdır. Protesto sıkıcıysa, insanlar niye kalkıp gelsinler ki? Aynı sloganları atıp aynı pankartları taşıdığımız bir başka protestoya gitmeyi düşünemiyorum. Gülünç!”
 
Unutmak niye ille de kötü olsun ki?
 
Halberstam aslında bir bakıma “eskiler ne yaptıysa, onu yapmayın” diyor. Bu noktada da, özgürleştirici bir kopuş olarak unutmanın öneminden bahsediyor: “Hatırlamanın her daim iyi, unutmanınsa her daim kötü olduğunu iddia etmekten vazgeçelim. Bazen bir şeyleri farklı bir biçimde yapmak için nasıl yapıldıklarını unutmamız gerekir.”
 
Halberstam’in sıra dışı arşivlerden yol çıkarak oluşturduğu “alçak teori” de hatırlamamız gerektiği söylenenlere nanik yapıyor: “Hafızanın kendisi de sizi tarihle geleneksel ilişkilere girmeye zorlayan oldukça muhafazakâr bir güç haline gelebilir. Hafızanın çoğu zaman ulus inşasında kullanıldığını da es geçmeyelim, ‘biz buyuz, tarihimiz bu, bu olayı hatırlayalım’ gibi...”
 
Halberstam’e göre, queer olma hali hafıza yoluyla gerçekleşen bu yeniden üretimi bozuyor:
 
“Çünkü queer insanlar çoğu zaman hafıza sistemlerinde düşünülmezler. Heteroseksüeller için sonsuz anlatı vardır. Sen busun, bu da senin ailen, annen-baban gibi olacaksın, çoluk çocuğa karışacaksın. Heteroseksüellik kuşaktan kuşağa bu beklentileri yeniden üretir. Queer insanlar ailenin fiziksel ya da tinsel olarak yeniden üretim ritüellerinden koparlar.”
 
Bu röportaj, ilk olarak Kaos GL Dergisi’nin “Queer ve Sanat” dosya konulu Temmuz-Ağustos 2014 sayısında yayınlanmıştır.