İnsan Hakları / Mülteci

“Yargı erkinin göç alanına ilişkin bilgisi sınırlı”

Cuma, 20 Mart 2015
Haber: Kaos GL
Mültecilerle Dayanışma Derneği, bileşeni olduğu “Çeşitlilik ve Stratejik Davalama Ağı”ndan beklentilerini ve çalışmalarını Sivil Düşün Bülteni’ne anlattı.
 
Hukuki yardım ve LGBTİ haklarının takibi gibi insan hakları koruma mekanizmaları konusunda çalışmalar yürütenKaos GL Derneği ile Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın (TOHAV) sekreteryasını yürüttüğü “Çeşitlilik ve Stratejik Davalama Ağı” projesi çalışmaları devam ediyor.
 
Proje kapsamında geçtiğimiz günlerde ayrımcılığa uğrayan kişilerinTürkçe, Kürtçe, Arapça ve İngilizce olarak başvuruda bulunabildiği “Ayrımcılığa Uğradım” websitesi açıldı.
 
Ağ bileşeni sivil toplum kuruluşları ise ayrımcılığa karşı birlikte çalışmalarını sürdürüyor. Farklı alanlarda mücadele yürüten STK’lar stratejik davalama için bir arada çalışıyor.
 
Ağ bileşenlerinden Mülteci-Der, Sivil Düşün Bülteni’nde çalışmalarına ve Ağ’dan beklentilerine ilişkin soruları yanıtladı.
 
Dernek/vakıf/kurum olarak bize çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Hangi alanlarda ne gibi faaliyetler yürütüyorsunuz?
 
Mültecilerle Dayanışma Derneği, dil, din, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, engellilik, politik görüş farklılığı ve diğer nedenlere dayalı hiçbir ayrım gözetmeksizin ülkesinden ayrılmış mültecilerin, sığınmacıların, göçmenlerin, geçici sığınma hakkı arayan,  ikincil koruma prosedürüne girebilecek insanların ve uluslararası koruma ihtiyacı olan insanların sorunları hakkında çalışan bir insan hakları ve insani dayanışma örgütüdür. 31 Ocak 2008 tarihinde İzmir’de kurulan Mülteci-Der, hizmetlerine İzmir’de bulunan ofisinden tüm Türkiye’ye yönelik olarak vermektedir.
 
Mülteci-Der, tüm Türkiye’de uluslararası koruma ihtiyacı olan tüm grupların ve göçmenlerin temel insan haklarına ve insan onuruna uygun hayat sürme haklarını savunur ve bireysel vakalara hukuki ve psiko-sosyal danışmanlık ve destek; farkındalık oluşturma; savunuculuk ve lobicilik faaliyetleri yürüterek hizmet verir.  Derneğimiz hedef gruba yönelik tüm faaliyetlerini ücretsiz sunmaktadır.
 
Mülteci-Der bünyesinde özellikle iltica prosedürü ve haklar konusunda bilgilendirme, iltica prosedürüne erişim; geri-göndermeme (non-refoulement) ilkesi ve zorla sınırdışı vakaları; ret kararına itiraz, geri kabul dosyaları, sınırlardaki ve geri gönderme merkezlerindeki hak ihlalleri, uluslararası koruma ihtiyacı olanların temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaları konularında çalışmalar yapmaktadır ve gerektiğinde idari ve yargısal itiraz mekanizmalarının devreye girmesi yönünde girişimlerde bulunmaktadır. Hukuki danışmanlık ve destek doğrudan olduğu kadar ilgili diğer STÖ’ler, Barolar ve avukatlar işbirliği ve ilgili mekanizmalara yönlendirmeler şeklinde gerçekleşmektedir.
 
Mülteci ve göçmen haklarının daha tanınır hale gelmesi ve geliştirilmesi, bu konudaki farkındalık ve hassasiyetin artması amacıyla Mülteci-Der, iltica/göç alanına ilişkin seminer, çalıştay, konferans, sergi, görsel ve yazılı basına erişim gibi etkinlikler gerçekleştirmektedir.
 
Mülteci-Der, mülteci ve göçmen haklarının Anayasada yer alması, Türkiye’de ve Avrupa’da iltica-göç mevzuatının ve uygulamaların hak temelli olarak geliştirilmesi amacıyla uluslararası, ulusal ve yerel düzeyde savunuculuk ve lobicilik çalışmaları yapmaktadır.
 
Çalıştığınız alanda (insan hakları vs.) karşılaştıklarınız ışığında Türkiye’deki yargı sistemini değerlendirebilir misiniz? Ne gibi eksikler ve yanlışlar var?
 
Türkiye’de yargı erkinin iltica-göç alanına yönelik algısı, bilgisi, deneyimi oldukça sınırlı. Yakın zamana kadar ulusal yargıda iltica-göç alanında çok çok sınırlı sayıda yargı kararı var. Özellikle sınırdışı konusunda idari yargıya giden çok sınırlı başvuruda da idarenin kararını tekrarlamaktan başka bir rol oynamamış yargı. Bu alanı çok iyi bilen, deneyimli birkaç avukatın çabası ile Danıştay’ın idarenin kararını bozduğu ve hatta o zamanki yasal mevzuatta değişikliğe neden olan başvurular var. Ancak bunlar çok sınırlı kaldı. Asıl belirleyici olan AİHM kararları oldu; iltica alanında AİHM’in Türkiye aleyhine verdiği çok çarpıcı kararlar var. Ulusal yargıdaki şimdiye kadarki bu dışarıda kalma durumuna, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) son verdi diyebiliriz. YUKK kapsamında alınan kararlar için yargıya başvuru mümkün. İdari gözetim konusunda sulh ceza hakimliğine, diğer kararlar içinse idare mahkemesine başvurulabiliyor ve mahkemelerin kararı kesin. Dolayısıyla artık idare mahkemelerinin ve sulh ceza hakimlerinin iltica-göç mevzuatını çok iyi bilmeleri, bu konuda bir içtihattın oluşması gerekiyor. Ancak bu konuda geçmişten gelen bilgisizlik ve ilgisizlik şu anda da büyük ölçüde sürüyor. Pek çok sulh ceza ve idari yargı hakimi önüne gelen dosya konusunda yetkili olduğunun farkında değil, örneğin bir uluslararası koruma başvurusunun reddi veya sınırdışı veya idari gözetim konusunda vereceği kararın ne kadar önemli olduğunun farkında değil; çoğu bırakın YUKK’un içeriğini bu alanda yeni bir kanun olduğunun ve kendilerine verilen yetkilerin bile farkında olmayınca, alınacak kararın belki de bir insanın yaşamını etkileyecek nitelikte olacağı, içtihat bundan sonra yargının alacağı kararlar ile oluşacağı gözönüne alınınca konunun önemi daha fazla ortaya çıkmakta. İltica-göç alanında yargı sistemini etkileyen bir başka faktör, yargıya giden başvuruların sayısı. Değinildiği gibi YUKK ile başlayan yeni dönemde kararlara karşı yargı yolu ve adli yardım mekanizmasından yararlanmak mümkün. Ancak çoğu mülteci ve göçmenin itiraz hakları olduğuna dair, idareye veya yargıya nasıl başvuracaklarına dair bilgisi yok. Yine maddi imkansızlıklardan dolayı avukata başvurma imkanları yok. Adli yardım alabileceklerini de bilmediklerinden bu yola ancak sınırlı sayıda STK’nın yönlendirmesiyle adli yardıma erişim mümkün olabiliyor. Yargıdaki bilgisizlik barolar ve avukatlar için de geçerli; bu yüzden adli yardım başvurularının örneğin mütekabiliyet olmadığı gerekçesi veya başka nedenlerle barolarca reddedilmesi durumuyla da karşılaşılıyor. Sonuç olarak çoğu için yargı yoluna başvuru fiilen gerçekleşemiyor. Baroların, avukatların, yargı mensuplarının, hakları konusunda bilgilendirme yapma sorumluluğu olan Yabancılar Şube ve Göç İdaresi personelinin, STK’ların, mülteci ve göçmenlerin farkındalığının, duyarlılığın, bilgisinin artması elzem.  
 
Sizce stratejik dava takipleri ile bu eksiklerin üstesinden gelinebilir mi?
 
Bu zorlukların tamamının üstesinden gelmesi beklenemez ama iltica-göç alanında stratejik davalar, hem yargı mensuplarının hem de yukarıda saydığımız diğerlerinin farkındalığının, duyarlılığının artmasına neden olabilir. Konuyla ilgili stratejik AİHM kararlarının idarenin bu konudaki tutumunu değiştirmesi gibi stratejik dava takiplerinin başta yargı olmak üzere olumlu etkisi olacağını umuyoruz.
 
Stratejik Davalama Ağı’ndan beklentileriniz nelerdir?
 
Kendi spesifik çalışma alanımız dışında kalan alanlarda adalete erişimde yaşanan sorunları, ne gibi çözümlere başvurulmuş, ne gibi sonuçlar alınmış, başka ne yapılabilir gibi konuları birbirimizden öğrenme ve benzer yolları, çözümleri kendi alanımıza uyarlama konusunda düşünme imkanı elde edebiliriz.
 
*“Çeşitlilik ve Stratejik Davalama Ağı” projesi AB Delegasyonu Sivil Düşün Programının desteği ile yapılmaktadır.