Yaşam / Gezi/Mekan

Kuveyt’ten bildiriyorum

Cuma, 10 Nisan 2015
Gülücüklü şövalyem “Ortadoğu’ya el atma vakti geldi” yazmış.
 
Bense “karanlıklara gidiyorum” yazmıştım...
 
Kuveyt’e doğru yola çıkıyoruz.
 
Yardımsever şövalyem bizi karşılıyor.
 
Gitmeden önce demişlerdi ki:
 
 - Sakın IŞİD’e falan katılayım deme!
 - Yedi deveye karşılık verdik kız seni!
 - Gitmişken bir şeyh bul da gel!
 - A-a büyükelçi, benim arkadaşım!
 
Gidince gördüm / duydum / bildim ki:
 
- Sokak köpekleri yok. (Devlet sınır dışı etmiş).
 
- Devlete vergi ödemek yok. (10 kazanıyorsan eline 6 geçmiyor.)
 
- Yarım litrelik pet şişe su 5 TL; Türk hamamı 500 TL. (Su değerli.)
 
- Taksici iki kat fazla maliyet çıkardı. (Demek sadece Türkiye’de olmuyormuş bu.)
 
- İklim çöl. (Klimaaaaa...)
 
- Dansöz yok! (Bu benim için mühim bir hadise!..)
 
- Jumeirah Messilah Beach Hotel & Spa Kuwait’in tuvaletinde mescit/namaz odası var. (Havaalanındaki ve AVM’lerdeki tuvaletlerde de bu böyle...)
 
- Ülkenin sembolü Kuwait Towers.
 
- En büyük eğlence AVM’ler... (Yürüyüş yapmak için oraya gidiliyor; çünkü dışarısı çöl sıcağı...)
 
- Çarşaflı kadınların parlak kırmızı ojeleri var. (Bir de sürmeli iri gözleri...)
 
- İçki yasak. (Hiç zevkli değil ama alkolsüz mohito içebilirsiniz.)
 
- Çöl partileri varmış. Orayı polis basıyormuş. Denen o ki “vasıtan” varsa -yani arkan sağlamsa- dokunmuyorlarmış.
 
- Kadın ve erkek evli değilse birlikte yaşayamıyor. (“Kızlı erkekli” evlere son gelmiş yani burada... Otelde de, misal, sevgilinizle kalamıyorsunuz. Bim bam bom!)
 
- Resmi dil olmamasına rağmen ilkokuldan itibaren eğitim İngilizce. (Bu sebepledir ki veletler cik cik İngilizce konuşuyor.)
 
- The Cheescake Factory, IHOP gibi ABD kökenli yemek endüstrisi çok yaygın. (Sömürgecilik vs. diyorlar. Kalan izler... Bir şeyler bir şeyler...)
 
- Palmiyeler yer yer ülkenin belli noktalarına adeta serpiştirilmiş...
 
- Binaların hemen hepsi çöl renginde.
 
- Full depo benzin 2,5 dinar yani 25 TL! (Araba işlerinden hiç anlamam ama not aldım pampa; Mitsubishi Jeep 56 bin TL dediler.)
 
Çarşaflı kadınların parlak kırmızı ojeleri var. Bir de sürmeli iri gözleri...
 
- Hizmet sektöründe Kuveytliler çalışmıyor! (Filipinli, Hintli, Bangladeşli arkadaşlar onların yerine çimen suluyor, kum taşıyor, tuvaletlerde görevlendiriliyor ya da şoförlük yapıyor. Karşılığında ayda 200 Euro alıyorlar. Bu rakamı defalarca sordum. “Evet, evet o kadar sadece” diye aynı cevabı alıp durdum ikna olamadıkça... Dengesiz dünya düzeni (!) canımı çok sıkıyor!)
 
- Dilenci yok...
 
- Ezan sesi duymadım. (Güzelim camiler var ama ilginçtir ki duymadım hiç ezan sesi...)
 
- Türkiye’den -kadın ve erkek- yolculuğa çıkıyorsanız evrakta erkek için “lead adult” yazıyor. (Kadın için sadece “adult” yazmışlar. “Yöneten yetişkin erkek” ile sadece “yetişkin olan kadın” anlamında... Lead adult & adult)
 
- Çocuklar için ayrı kuaförler kurulmuş.
 
- Bebek bakıcılığı yapan işçiler, evde ve sokakta tek tip kıyafet ile geziyor. (Pembe, mavi, toprak renginde... Üniformaları problemli buluyorum. Bir tür damgalama mekanizması...)
 
- En boncuklu Manolo Blahnik ayakkabı serisini bu ülkede gördüm. (Ya da en süslü / taşlı demeliyim.)
 
- Türkiye’deki markalardan Çilek -mobilya-, Köşebaşı -restoran- ve Mado -dondurma/tatlı- ile karşılaştım. (Yemek sektörü çok gelişmiş, belki ondan. Dışarıda yapılacak şeyler az olduğu için ev içi dekorasyon mağazası da bu sebeple yatırım yapmış olabilir.)
 
- Parkta namaz kılan erkekler var. (Az ileride de gitar çalıyorlar. Üç adım sonra da nargile insanları ile karşılaşıyorsunuz.)
 
- Toplu taşıma diye bir şey neredeyse yok! (İşçiler şehirde dolaşamıyor. Bu şehir-devletin 1/3’ü Kuveytli. Kalanı da onlara hizmet eden işçilerden oluşuyor. Kuveytlilerin zaten kamyon büyüklüğünde çeşit çeşit arabaları var. Artık gerisini işçiler düşünsün değil mi? Biz hep taksiye binmek zorunda kaldık. Maliyet de, mesafe de fazlaydı.)
 
- İkişer erkeği, farklı zaman dilimlerinde el ele yürürken gördüm. (Yer yer Türkiye’de de tanık olunan, doğu kültürlerine özgü bir görüntü denebilir, ama çok queer bir görüntüydü. Belki öyle yaşıyorlar, belki de değil, bildiğim / gördüğüm tek şey bu kişilerin el ele yürüdükleri...)
 
- Piyasa mekân, dizi dizi cafelerden oluşuyor. Müzik var. (Gece 23.00 gibi civarda süzülen niqablı hanımlar da mevcut. “Naim Süleymanoğlu kasları”na sahip gençler ve bir de onların “Cumartesi gecesi oldu, ortamlara akıyoruz abi” diyen motorsikletleri...)
 
- Kuveyt’in kısaltması Q8. (Q+Eight=Kuveyt)
 
- Q8books.com adresinde ikinci el kitaplar satılıyor. (Tüm Kuveyt yolculuğumda sadece bir kitapçı gördüm. O da alışveriş merkezindeydi. Sitede seksle ilgili kitaplar da var. Denen o ki -pek okumadıkları için- sansüre gerek kalmamış.)
 
- Türk kahvesine öğütülmüş kakule ekliyorlar. (Ve bunu mönüde belirtmiyorlar.)
 
- 1 dinarı 10 ile çarparsanız TL karşılığına ulaşıyorsunuz. (En pahalı para birimi bu, diyorlar dostum!)
 
- Gift shop yok. (Turistin bırakacağı paraya ihtiyaç yok çünkü. Her şey mal mülk, her şey petrol!)
 
- Müze de yok. (Neyse ki sinemaya gittik de içinde Field Museum Chicago’yu gördüm.)
 
- Kuveytlilerin pek çoğunun İstanbul’da evi varmış.
 
- Spa sektörü gelişmiş. (Gece hayatı olmayınca böyle oluyor sanki.)
 
- Ghanim ailesi var. (Sabancı gibi, Koç gibi bir aile oluyor kendileri.)
 
- Avukat, doktor tabelaları yok binalarda. Tipografik oyunlar oldukça az. Arapça yazılar görmek değişik, mutlu bir his... Yani, Avrupa ziyaretlerimden sonra...)
 
- Şam fıstıklı pop corn var. (Ben sevmedim.)
 
- Devlet, evlenen erkeğe ev veriyor. Bir de, çocuk doğurdukça para alıyor aileler. (Çalışmadan gelecek garanti altında. Eğitim ve sağlık hizmetleri ücretsiz.)
 
- Rivayete göre alışveriş merkezleri kendini döndürmüyor. (Ancak devlet, halkı görgülensin diye mevcut mekânları kolluyor. Sosyal kalkınmanın böylesi...)
 
- Dünya petrol rezervlerinin yüzde 10’una sahip olduklarını söylememe gerek var mı? (Bakınız: Saddam Hüseyin Kuveyt’i yutunca patlayan Körfez Savaşı…)
 
- Ev işlerinde çalıştırılan kadınların, bazı işverenler tarafından tecavüze uğradığını, pasaportlarına el konduğunu ve bazılarının intihar ettiklerini duydum. (Buna üzüldüğümde “Niye şaşırıyorsun ki? Türkiye’de de öyle! Her yerde böyle” diyenler oldu!)
 
- Yeni birileri ile tanışmak çok zor. (Temas alanı az. Yuppi ki, diğer arkadaşların yanında bir de İtalyan sosyal bilimci ile tanıştım. Bu, beni nasıl rahatlattı anlatamam. Ve fakat “Soru sordurup zihin mıncıklatan felsefe” birikimini paylaşmak yerine “güzel yazı yazmanın püf noktaları” gibi derslerle donatılmış etraf. Öyle söyledi. “Neden buraya geldin?” diye sordum. “Para” dedi.)
 
En güzeli şu ki, anneciğim, duvardaki haritaya tırmanıp Kuveyt’in yerine bakmış, ben yolculuğa çıkmadan önce... Parmağını harita üzerinde usulca gezidirip -sandalye tepesinde- bulmuş yerini...
 
Yardımsever şövalyem Kuveyt’i çok seviyor. Oraya “ikinci vatanım” diyor. Kuveytliler de Türkiye’yi çok seviyor. Ben de seviyorum hepimizi... (Genellemeleri problemli buluyorum ama bozmayın, şu an sevgi böceği olma vakti galiba..)
 
Gülücüklü şövalyemle geldiğimiz gibi gidiyoruz, kuş misali...
 
Şimdi yüzümü hangi yöne çevirsem? Işığın yükseldiği doğuya... Daha da doğuya... Hatta belki biraz kıyılara... Sonra da daha ötelere ve onların berilerine...