Yaşam

Aşka oksijen maskesi

Çarşamba, 30 Temmuz 2008
Haber: Kaos GL



‘Yavaşça büyük aşkının göğsüne doğru geçti. Üzerinde boğulacağı memeler yoktu. Yaşlı adam saniyelere baktı, gitme vakti gelmişti ve direnmeden kendini gençliğine bıraktı. Gençlik büyük bir iksirdi, özellikle aşk sanatı için. Sanat yorucu bir aşkı uzaklaştırıyordu. Söz yordam bilinmeden yaşanmıştı yaşanılan; güzel mi sorusu sorulamazdı bile. Emir usulca bakışlarını Emre'ye doğru çevirdi; çok üzgündü.’ naaar’ın kaleminden.

Soluk ten içeri ilk girdiği andan itibaren dışarının lanetine kendini daha yakın hissetti. Bakışlarını hiçbir yöne doğru çeviremiyordu. Bakışları donmuştu; ruhunun ve bedeninin bir parçası gibi olan kalbi uzun bir hikâyede roman olmanın kısalığını yaşıyordu. Aşk gibi üçgeni bozulmuş, sıkışmış ve sindirilmiş soyutluğa son bir kere baktıysa ki aşk terk edilmesine inat terk edilmeyendi. Bir o kadar sevimsizdi bakışı kendine. Dudaklarında ruj vardı, silikonları giderek şişiyor gibi geldi gözüne. Hangi silikondu bu? Hayat kadın olmaya karar verince bir kadın mı armağan etmişti? Göğsünde yeniyetme çağından beri var olan göğüs kılları vardı; hala çok sevimsizdiler ama Emir'i kışkırtmaya devam ediyorlardı. Vücudu hiçbir zaman bir kadın ya da bir erkek olamamıştı, ki böyle bir çabası da yoktu. Hiçbir zaman memelerinde süt taşımamıştı ya da bir erkeğe erkek şefkatiyle sarılamamıştı. Komiktir ki bunların eksikliği yok gibiydi. Emir altında açılmış bir kapıdan girmişti az önce; aslında iki kapıdan. Kendini kapılara saklıyordu; rüzgar gibiydi ansızlık, rüzgar gibi şeffaf ve yersiz. Şaşkınlığına saklanan Emir bir süre sonra içinde bulunduğu rıhtımdan kendini atarcasına çıktı. Ansızlığın sonsuzluğunda aşık olduğu adamın en müsait olmayan yerine doğru uzandı. Yaşananlar Emir'e çok tanıdık geldi. Bu sahneyi hangi kitapta okumuş ya da hangi filmde izlemişti? Sokuldu! En sevimsiz bulduğu hayvan, kedi gibi hissetti kendini. Yavaşça büyük aşkının göğsüne doğru geçti. Üzerinde boğulacağı memeler yoktu. Yaşlı adam saniyelere baktı, gitme vakti gelmişti ve direnmeden kendini gençliğine bıraktı. Gençlik büyük bir iksirdi, özellikle aşk sanatı için. Sanat yorucu bir aşkı uzaklaştırıyordu. Söz yordam bilinmeden yaşanmıştı yaşanılan; güzel mi sorusu sorulamazdı bile. Emir usulca bakışlarını Emre'ye doğru çevirdi; çok üzgündü. Sebebiyeti büyük belirsizlikti. Emir ne yaptığını kendine defalarca sordu ama bir cevap alamadı ve kendini hakim olan sessizliğe bıraktı. Emre bir an sessizlikten ruhunu kopardı; Emir’e bakıyordu o da çok üzgündü. Sessizlik teslimiyetine inat terk etmiyordu. Niçin anlayamadı bu iki aşık sessizliği ve bakışları? Ne yapmalıydılar? KİM ANLAYABİLİRDİ İÇİNDEKİ SESİ? Emir ve Emre… Çünkü hayata göre kadın zamana göre erkek olabiliyorlardı. Şu an içinizdeki ses ne diyor? Çok sevdiğiniz birinden neden ayrıldığınızı anlayabildiniz mi? Neyse ki Emir ve Emre içlerindeki ılık oğlan sesine kulak vermişlerdi. Kelimelere ve yalnızlığa vururcasına bir ilişki yaşanmıştı. Her şey ortaktı ama ortaklığa soyunmuyordu hayat; ruh ise hiç. Bir süre sonra Emir Emre’den başını çekti ve pantolonunu çıkarttığı köşeye gidip çömeldi. Emre de üstündeki boşluğa aldırmadan kalktı ve kapı eşiğinde bir alana uzandı. Emir hala deliler gibi Emre’yi seviyor ve seviliyordu. SABAH OLMUŞTU. Yavaşça bir yıldız tuttu Emir ve yıldızı Emre’ye üfletti. Kendi köşelerinden bakışlarını çekip yavaş yavaş yatağa girdiler, aşkın tüm güzelliklerini yaşayarak birbirlerini seyretmeye başladılar.