Yaşam

TEO 13: Aşçı bir erkek eşcinselin kartpostalı

Çarşamba, 6 Ağustos 2008

“Ben burada, eşcinselliğimin, hayatımın başlangıcından bugüne özetini vermek istiyorum. İlkokul 4’e gidiyorum, o zaman iyi hatırlıyorum, benden 2 yaş küçük birisi vardı. Okul bitimine kadar onun hep benim kardeşim olmasını hayal ediyordum. Okulda hep ona bakıyordum. Oyun dünyamda kızlarla oynardım. Sanki kendimi onlara daha yakın hissederdim.” “Yaşamın İçinden Kartpostallar” dizimizde aşçı bir eşcinsel kartpostalını paylaşıyor.

Mart ayında başladığımız “Türkiye’de Eşcinsel Olmak!” söyleşi dizisine yaz boyunca eşcinsel olmanın hallerini, öykülerini dinlemeye devam ediyoruz. Çarşamba günleri, arşivden seçtiklerimizle Türkiye’den eşcinsel portrelerini burada okuyabilirsiniz.

NOT: “Çarşamba Söyleşileri” başlığı altında her hafta kaosgl.org’da yayınlayacağımız bu bölüme deneyimlerinizi bekliyoruz. Yazılarınızı web@kaosgl.org adresine gönderebilirsiniz.

Erkek eşcinsel, 24 yaşında, aşçı

Ben burada, eşcinselliğimin, hayatımın başlangıcından bugüne özetini vermek istiyorum. İlkokul 4’e gidiyorum, o zaman iyi hatırlıyorum, benden 2 yaş küçük birisi vardı. Okul bitimine kadar onun hep benim kardeşim olmasını hayal ediyordum. Okulda hep ona bakıyordum. Oyun dünyamda kızlarla oynardım. Sanki kendimi onlara daha yakın hissederdim. Çok samimi kız arkadaşım vardı. Onu, kendime, ailemden daha yakın bulurdum. Çok güler yüzlü biriydi. Beni, kızlarla oynuyor diye hep küçümserlerdi. Diğer erkek çocukların konuşmaları beni sıkardı. Aile yaşantımda da babam biraz vurdumduymazdı bize karşı. Fakat annem, diyebilirim ki diktatör ve akıllı bir kadındı. Diğer annelere baktığımda erkeklerle boy ölçüşebilecek çevremde tek benim annemdi. Evde misafirlere benim sünnetimi anlatırdı, ben çok sıkılırdım. Adeta utanıyordum, çok utangaçtım. Evde tek başıma kaldığımda en büyük zevkim kız kardeşimin elbiselerini giymekti. Tabi ailem en azından bunu yüzde doksan biliyorlar ve görüyorlardı. Beni hep Zeki Müren ve diğerlerine benzetip bana hakaret ediyorlardı. O zamanlar Kur’an kursuna gidiyordum, hoca beni bir evladı gibi severdi. Beni diğer öğrencilerden farklı tutardı. Herkes beni efendi, temiz diye nitelendirirdi. Tabii hep lafta kalırdı. O zamanlar farklı olduğumu seziyordum. Ama eşcinsel olduğumu bilmiyordum. Hatta bazen ben niçin farklıyım, niçin içgüdülerim, düşüncelerim farklıydı. Ben deli miyim acaba diye devamlı üzülüyordum. Tabi devamlı baş ağrılarım vardı. 13 yaşıma geldim, babam öldü. Herkes bana evin erkeğisin, akıllı, anlayışlı çocuksun diyordu. Ama ben bir türlü kendimi buna kabul etmiyordum.

“Bir gün onun gibi mi olacağım?”

Bir tanesi vardı, onu herkes dışlardı. İsmine g.tlek derler, herkes yediden yetmişe, ona pislik, Allah’ın kabul etmediği derdi. Hatta onun öldürülmesinin caiz olduğu düşünülürdü. Ben o zamanlar kendimi sezmeye başlamıştım. “Bir gün onun gibi mi olacağım” diye düşünüyordum. Çünkü bir pislik olarak milletin dilinde dolaşmak istemiyordum. Hatta annem babama kızıyordu, onu vuramadın (yani pisliği yok etmedin) diye. Ben yine hep üzüntülüydüm. Bir gün arkadaşlarla yüzmeye gittik. Arkadaşımın bir tanesinin fiziği çok güzeldi. Hepimiz orada tam olarak soyunmuştuk. Tabii gizli de olsa ondan gözlerimi alamıyordum. O zaman 15 yaşındaydım. Hâlâ o görüntü ve heyecanım aklımdan çıkmıyor. Yine o zamanlar onu anneme söylemişler. Bizim gruptan birisi çok uyanık sayılırdı. Annem beni sıkıştırdı, o seni niye götürdü, ne yaptın diye. Ben kendimi toparlayıp anneme haykırdım. O beni değil, ben onu götürdüm. Yine bir gün evde yalnızdım kız kardeşimin elbiselerini giyinmiş, makyaj yapmıştım. Kız kardeşim beni pencereden izliyormuş ve bana sinirlendi. Ben adam öldürmüş gibi kendimi suçlu hissetmiştim. Ve ondan sonra daha da dikkat etmiştim. Artık belirli bir yaşa gelmiştim. Ailemin baskıları gitgide artıyordu. Karı tipli, kadınlığa hevesleniyor, falanca gibi götünü mü s.ktireceksin sözleri artık günlük birer kullanılan cümleler haline gelmişti. Ve sinemaya gitmeye başladım. Birisine köfte yapmak istedim. Tabii bir elimle yüzümü kapatmıştım ama beni istemedi ve kızdı, ben dışarı çıkıp ağlamıştım. Artık bu gibi istekler büyümüş, ben de iyi bir Müslüman olduğum için Tanrıya yalvarıyordum. Hiç bir zaman af edilmeyeceğimi düşünüyor, intihar etmek istiyordum.
Artık dünyanın en suçlu, en kötü, en günahkâr, en pislik insanı olmuştum. Her seferinde pişman oluyor, tövbe ediyordum ama sinemaya gidiyordum. Göz zinası yapıyor ve tuvalette erkeklere bakıyordum. Yani kahroluyordum, beni artık ölüm bile temizleyemezdi. Yani hem Müslüman hem eşcinseldim. Eve geldiğimde bağırıyor, isyan ediyor yani sinir krizleri geçiriyordum. Anneme bağlı olduğum için ona karşı gelemiyordum. Gezme, eve geç gelme derdi. Bana kızdığı zaman deli, götlek der, beni hırpalardı. İslamiyet’te anneye itaat etmek vardı. Allah’a karşı bir günah daha işlemek istemiyordum. Annem de bundan çok yararlanıyordu. Karşı geldiğim zaman bir de camiye gidiyorsun diye hep beni tehdit ederdi. Bir gün içimden gelen tüm gücümle bağırdım: Allah yok... yok... ben ölmek istiyorum, beni doğurmasaydın. Çünkü seni ben doğurdum, sözümden çıkamazsın diyordu. Ama beni çok seviyor ve hiç anlamıyor ve anlamaya da çalışmıyordu. Evde, benim kedilere aşırı düşkünlüğüm bile suçtu. O yüzden bile her gün hakaret işitiyordum. Ellerin erkekleri kahvelere gidiyor, küfür ederek konuşuyor ama sen onların yanına gitmiyorsun, küfürlü konuşmuyorsun, kızlarla kedilerle oynuyorsun. Artık patlamış, karşı gelmeye başlamıştım. Ama her şeye rağmen ben de annemi çok seviyordum. Ama kalbimde bir şey de vardı, çok yıpranmıştım, hayatımda hem maddi hem manevi yoksunlukla 20 yaşına gelmiştim.

“İlk defa çıplak gençler görüyordum”

Artık askere gidecektim. Acemi birliğine gittim, orda hamama girdim. İlk defa çıplak gençler görüyordum ve çok heyecanlıydım. O zamanlar aşırı dindar olmuş, 5 vakit namaz kılan birisi olmuştum. Orası bitti, usta birliğine gittim. Orda pek kimse fazla dikkatimi çekmedi. Ama birisi vardı, ona âşık olmuştum. Artık hiç kimseyi gözüm görmüyor. Bir gün bir arkadaşıma bir şey uzatıyordum ki titreyen elimi fark etti ve bana söyledi. Ben de heyecandan dedim. Ama değildi, âşık olduğum insan beni kırdığı zaman üzüntüden oluyordu. Çok korkuyordum hasta olacağım diye. Artık ona söylüyordum, onu çok sevdiğimi, daha önce hiç kimseyi sevmediğimi ama o başka türlü anlıyordu. Yani kardeş gibi. O teskereye gitti. Hâlâ haberleşiyoruz ama yine öyle ve ben de teskereye gelmiş ama artık güzel annem ölmüş bana söylememişlerdi. İstanbul’da eniştem bana söyledi. (Asker aşkım da benim yanıma gelmişti.) Şok olmuştum. Hayatta böyle bir şeyi beklemiyordum. Ve yine haykırıyor, bağırıyordum. Bir anda dışarı fırlamak istedim ama beni tutuyorlardı. Artık onlara bağırıyordum. Beni bırakın, gitmek istiyorum ama nereye gideceğimi bilmiyordum. Sonra sakinleştim, bir yıl annemin resimlerine dahi bakamadım çünkü hemen gözlerimden yaşlar boşalıyordu. Çünkü her şeye rağmen en çok o beni ben de onu seviyordum. Artık çok acılıydım. Artık evlenme faslını da benim için başlatmışlardı. Nereye gitsem evlendin mi, evleniyor musun, falancanın kızı iyi...

22 yaşındaydım, artık serbest düşünüyordum. Kendimi tanımaya başlamış yani kabul etmeye başlamıştım. Bir gün sinemada tuvalette, biriyle bakışırken, ben neye bakıyor dedim içimden ve aniden birbirimize yaklaştık. İlk defa onunla öpüştük. Gerçek anlamda bir geydi. Çok güzel bir şeyi tatmıştım. O zamana kadar, dini, ailevi ve toplumsal baskı altında yaşadığım için böyle bir şeyi yapmamış, yani yapamamıştım. O 23 yaşında güzel bir çocuktu. Artık arkadaş edinebiliyor, özgür düşünebiliyordum. Yine Müslüman’ım fakat Allah beni böyle yaratmış. Aynı zamanda tek olmadığımı anlamış, bunun bir topluk, ibnelik değil de kadın ve erkeğin haricinde ayrı bir cinsin olduğuna inanmaya başlamıştım. Ve biz duygusal yönümüzle, Tanrının bize verdiği bu özellikle yaşıyorduk. Daha önce iki erkek birlikte olursa Tanrı onları lanetler, tövbesi de mümkün değildir derlerdi. Hırsızlık, katliam, üçkâğıtçılık falan gibi şeyler af oluyor da bu niye af olmuyor diye düşündüm ve bana mantıksız geldi. Artık ilk insani adımımı atmış oldum, artık kendi düşüncelerime, insanlığa, özgürlüğe, hiç bir insanın hiç bir insandan üstün olamayacağını düşündüm ve o kadar rahatladım ki şu an da özgür düşünüyorum. Eşcinselliğimi o kadar çok seviyorum ki kelimelere sığmaz. Artık tüm insanları anlıyor, sevebiliyorum. Geri kalmış beyinler artık benim için kimliklerini kaybetmişler. Çünkü onlar dört duvarın dışını göremiyorlar. Tabii baskılar bitti mi? Hayır, hayır bu kadar iyimser olmayın. Artık inandığım şey özgürlük, özgürlük, özgürlük ve sevgi.

Kaynak: Kaos GL Dergisi, Nisan 1995, Sayı: 8

Konuyla ilgili haberler:

TEO 12: Paparon Kür, Şiddet Gerçek!

TEO 11: Çark ve Şiddet

TEO 10: Eşcinsel Ortamında Gey Olmak

TEO 9: Lezbiyen ve Anne Olmak

TEO 8: Evli ve Gey Olmak

TEO 7: Sivil Anayasa’da Eşcinsel Olmak

TEO 6: Eşcinsellik ve Yoksunluk Hali

TEO 5: Eşcinsel ve Gazeteci Olmak

TEO 4: Eşcinsel ve İşçi Olmak!

TEO 3: Eşcinsel ve Öğrenci Olmak!

TEO 2: Türkiye’de Eşcinsel ve Sanatçı Olmak!

TEO 1: Türkiye’de Kadın ve Eşcinsel Olmak

22 Mart’ta “Türkiye’de Eşcinsel ve Sanatçı Olmak”

9 Mart’ta “Türkiye’de Kadın ve Eşcinsel Olmak”

Türkiye'de Eşcinsel Olmak!