Gökkuşağı Forumu

Adaletin kendimize kalanı

Cuma, 26 Haziran 2015
Bu yıl Çorum’da ilk kez bir Onur Yürüyüşü düzenlendi. Küçük ama kocaman bir gruptu katılanlar. Öte yandan, Denizli’de de bir Onur Yürüşüyü gerçekleşti. Daha başka bir çok şehirde homofobi ve transfobi karşıtı etkinlikler, toplantılar düzenlendi, hepsini takip etmek bile güçleşti artık. Büyükşehirlerde artık gelenekselleşen yürüyüşleri saymıyorum bile. Sadece yenilikçi fikirlere doğaları gereği açık olan dijital platformlar, siteler değil; Ataşehir ve Edremit Belediyeleri logolarını Onur Haftası şerefine gökkuşağı renklerine boyadı. Daha da önemlisi, yerel yönetimlerin, LGBTİ hakları ile ilgili etkinliklerin gerçekleşmesi için ellerini taşın altına koymaları bir kaç yıldır alışıldık oldu artık. Bir yandan da, memleketimizin en önemli seçim sürecinde LGBTİ kavramları arlı ve arsız taraflarca açık açık konuşuldu, kimi zaman vaatlerle kimi zaman hakaretlerle gündeme getirildi. Bazı medya organları Onur Haftası için özel yayınlar yapıyor. Bazıları da iyice gemi azıya aldı, her türlü nefret söylemini hırsla yaymayı görev edindiler. LGBTİ hakları en üst düzeydeki siyasetin gündemine alınmak zorunda kaldı. Belki saflar daha da sıklaştı.
İşte bunlar hep başarı! Çok değil beş yıl önce bir kısmı hayal edilmeyen, iç geçirilen hikayelerdi yukarıda saydıklarımız. Oysa bir kaç yıl içinde hayal olmadıkları, sadece irili ufaklı adımlar oldukları ortaya çıktı bile. Kimi zaman fark etmediğimiz başarılar hepsi. Adaleti zalimle zalimin bölüştüğü bir dünyaya mahkûm edilemeyeceğini haykıran, kapanan her kapının anahtarını aramaktan vazgeçmeyen, eski zamanların kara büyüleri gibi üzerine atılmak istenen görünmezlik lanetine karşı başkaldıran LGBTİ hareketinin başarısı bunlar!
 
Elbette ki bu başarılar yaşanmış ve yaşanacak acıları zihnimizden sildirmeyecek, gözümüzü perdelemeyecek. Her bir hak mücadelesinin kendi içinde dertli bir arşivi var. Zulümler, tehditler, kayıplar, pişmanlıklar, hayal kırıklıkları ile dolu hepsi. Her şey güzel olsun diye yürünmesi gereken yollar dikenlerle, ateşlerle dolu. Ama bir yandan tüm mücadelelerin tarihinde şevk veren, cana can katan, emek verenleri gönendiren kazanımlar da var. İşte artık ülkemizde de bu kazanımları ve emek veren herkesi kaydetmemiz gereken bir zamandayız. Yapacak daha çok şey olduğunu bilerek başarıları kutlamanın, şevklenmenin zamanındayız.
 
LGBTİ hakları mücadelesi gökkuşağının renkleri gibi ışıl ışıl değildir çoğu zaman. Çünkü, var olduğunuzu bile bile “Ben varım” demek kolay iş değil. İnsanın önce bu mantıksız durumu kavraması, mücadele edeceği şeyin tuhaflığını idrak etmesi, aklını ve sakinliğini koruması gerekiyor. Alacakaranlık Kuşağı filmlerinin ürkütücü hikâyeleri gibi bir zulüm aslında bu. Var olduğunu biliyorsun, herkes de seni görüyor; ama yine de “ben varım” diye bağırmak ve var olduğunu kabul ettirmek zorundasın. Senin varlığını kabul etmeyen başkaları yüzünden öldürülebilirsin, işten atılabilirsin, hastanede tedavi alamazsın, okulda dışlanırsın, kimi zaman şanslıysan kaba dayakla canını zor kurtarırsın. Bunlardan kendini korumak için tek pratik çözüm “var olduğunu” reddetmek. Çünkü herkes için mümkün olduğunu varsaydığın birçok şey, sen “var olduğunu” söylediğin anda yok olur. Buna rağmen, birileri “ben varım” diyor. Yetmedi, birleştiler, “biz varız” dediler. Yılmadılar. Susmadılar.
 
Oysa “ben varım” diyebilenlerin hem geçmişlerinden hem geleceklerinden ne çok kayıp verdiğini anlatabilmek mümkün değil. Gül goncası tutar gibi evladını severken kapıyı kapatan ailelerle, artık hayatın karşı kaldırımına geçen dostlarla başlar kayıplar. Gelecekte girilemeyecek işler, tutulamayacak evler, alınacak tehditlerle devam eder. Ama hiç durmaz. Öldükten sonra bile ortada kalan bir cenaze, vicdanı tükenmiş bir din görevlisi olarak çıkabilir ortaya. Elbette, tam aksine hasta evini düğün evine çevirebilecek yeni dostlar, yeni ailelerle de abat edilir “ben varım” diyenlerin hayatları. En azından çoğu zaman.
 
İşte tüm bunları ve daha fazlasını bile bile “ben varım” diyenleri, kapatılan kapıların anahtarlarını azimle aramaya devam edenleri hiç unutmayalım. Öyle ya, sadece kendimiz için değil herkes için adalet diyoruz. O adalet ki, başardıklarımızı ve kazandıklarımızı inkar etmemeyi de gerektirir. Hiç değilse bir anlığına birbirimize hak ettiğimiz adaleti çok görmeyelim.
 
Kimi zaman birbirinden habersiz, kimi zaman bir arada, kimi zaman da birbirine kıza kıza, yine de yılmadan “ben varım” diyenleri, mücadeleye bir kum tanesi kadar bile emeği geçen herkesi kucaklıyorum! Onur haftası kutlu olsun!