Yaşam / Din/İnanç

Oldukça queer bir Ramazan

30 Haziran 2015
Haber: Kaos GL
Simge Şirin, Ramazan ayı dolayısıyla Lamya H’nin tanqeed.org’a yazdığı “A Very Queer Ramadan” metnini Türkçeleştirdi:
 
İllüstrasyon: Mcyayla Relly
 
Banyodan geri geldiğimde, benim Kuran’ıma göz gezdiriyordu. New York’taki küçük apartmanımda yalnızca ikimiz iftar yapıyoruz. Zor olan kısımları; son dakika hazırlıkları, yemeğin tadı konusunda stres olmak, aceleyle pişirmek, yemeği temizlemekti. Şu anda aramızda duran bir kâse dutla kanepemde uzanıyoruz.
 
İki dakikalığına banyoya giriyorum. Döndüğümde o, liseden beri sahip olduğum, yıpranmış, kıvrılmış sayfaları olan ve altı çizilmiş yorumlarla dolu olan Kuran’ıma göz gezdiriyor. Bu Kuran’a bakmak bir nevi kim olduğuma bakmak gibi, Allah’la konuşma fikrine takıntılığı olduğum ama atlatabildiğim zaman, sarıyla altı çizilmiş dualar, kırışmış ve daha çok eskimiş, ezberlediğim surelerin yanında olan sayfalar, altlarını çizdiğim kafamı allak bullak eden kelimeler, inancımın çetrefilli gelişimi. Gergin görünüyor olmalıyım, çünkü sayfaları çevirirken sürekli duraklıyor.
 
“Göz gezdirmemin bir sakıncası yok, değil mi?”
 
“Tabi ki de yok!” derken buluyorum zira kendimi. Yani, ondan hoşlanıyorum. Dairemde olan bu güzel, muhteşem kadın her şeyden öte, Kuran’ıma göz gezdirmekte.
 
Sayfalardan bir tanesinde duraklayarak, “Altı mavi ile çizilmişler ne anlama geliyor?” diye soruyor.
 
Tereddüt ediyorum. İslam bana akıl almaz derecede kişisel gelmiştir. İslam hakkında benim queer olduğumu bilen, dine benimle benzer yakınlığı olmayan insanlarla konuşmak hep zor gelmiştir.
 
“Onlar bu sene bana konuşan Âyet-î Kerîmeler.”
 
Kanepeye daha fazla yerleşiyor. Ben öylece tırnaklarımı yerken, o açtığı sayfalardaki mavi ile çizilmiş cümleleri okuyor.  Bitirdiğinde ise bakıyor ve ağzından o basit soru kaçıyor; “Neden?”
 
Yani bu bir hikâyedir.
 
Bu sene Ramazan’da, kimliklerinin bilmukabele dışlanmasına izin verilmesini reddeden bir grup Queer Müslüman’ın hikâyesidir. Şehirlerindeki camilerde kendini yabancı hissetmekten yorulmuş ancak aynı zamanda bir şeylerin değişmesini beklemenin yorgunluğundan da bıkmış olan bir grup Queer Müslüman’ların hikâyesidir.
 
Tutkulu bir fikirle başlıyor hikâye: kendi alanımızı yaratalım, Kuran’ı okuyalım, her gün beraber orucumuzu açalım. Teknik ayrıntılar zorlukları kanıtlıyor: samimi olması ve aynı zamanda şehirdeki uzak mesafelere ve küçük apartmanlara kolaylıkla ulaşabilmek için bunları nerede yapalım? Yoğun zamanımıza bunları nasıl uyarlayabiliriz? Yemek için ne yapabiliriz?
 
Ama elbette ki, en zor soru; nasıl sorusudur. Kuran’a nasıl yaklaşmalıyız? Bazılarımızın daha klasik yorumlamalarla ilişkilendirdiği örseleme inançla olan çeşitli ilişkilerimize nasıl yer edinebiliriz? Hiçbirimizin eğitim sahibi olmadığı çokça miktardaki, hiçbir zaman bize yönelik olmayan Kuran yorumları ile nasıl baş edebiliriz? Ötekilerin okumaları ile bize okuması öğretilen bu ayetleri nasıl okuruz?
 
LGBTQ Müslüman İnzivası’nda gerçekleşen “Kuran’ı Queerleştirmek” adlı atölye çalışmasını, içimizden çok az kişinin katıldığı çalışmayı yöneten değerli bir arkadaşın belirttiği; bizim belki de Kuran’ın orijinal içeriğini fetişleştirdiğimiz yorumuyla feyiz aldık. Kuran’ın orijinal hali şu anda da var olamaz mı? Kuran’ı, Allah’ın bizimle konuştuğunu varsayan kişisel bir bakış açısıyla okumak nasıl olurdu? Bu bizim deneyimlerimizi ya da kültürümüzün etkileşimini, metnin yorumsal içeriği ile tanımlanmamış kimi kullanılan ayetleri baskıcı şekillerde onaylayarak tenzil etmez.
 
Ve böylece okuyoruz. Günde bir ya da iki ayetten fazlasını okumuyoruz genelde. Farklı İngilizce çevirileri yüksek sesle okuyoruz, bazen Arapça ezberlenen parçaları dinliyoruz ve sonra düşüncelerimizi toparlamak için birkaç saniye duruyoruz, tartışmadan önce düşüncelerimizi yazıyoruz. Şaşkınlığa uğruyoruz. Yakın okumalar yapıyoruz, analiz ediyoruz ve hikâyeler anlatıyoruz. Rahatsızlığımızı bazen öfkemizi duyuruyoruz. Estetik olana hayranlık duyuyoruz. Daha sonralarda yemek yiyoruz, birbirimize günümüzün nasıl geçtiğini soruyoruz, Skype üzerinden yanımızda bulunamayan insanlarla iletişime geçiyoruz. Mafyacılık oynuyoruz, hastanede birbirimize eşlik ediyoruz, arkadaş oluyoruz ve bir aileye dönüşüyoruz.
 
Samimiyetin kurulmasıyla ve güvenle zor ayetlerin örtbas edilmesini reddediyoruz. Ramazan’ın sonuna yaklaşırken, iftar vaktinde hangi ayeti okumamız gerektiği sorusu dolaşıyor ve genelde olandan daha uzun bir sessizlik oluyor odada. Ve sonra, bana hep sorun olmuş bir ayet getiriyorum.
 
“Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın.
Allah’tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O’nun huzuruna varacaksınız.
Ey Muhammed, müminleri müjdele!” (Elmalılı 2:223)
 
Bir başkası çok daha misojinist olan başka bir çeviriyi okuyor.
 
“Kadınlarınız sizin için bir ekin mahallidir. Binaenaleyh bu ekin yerinize nasıl isterseniz varın.
Ve kendiniz için (güzel ameller) takdim edin. Ve Allah Teâlâ’dan korkunuz. Ve biliniz ki; sizler
şüphesiz O’nun huzuruna varacaksınızdır. Ve mü’minleri müjdele.”( Ömer.N.Bilmen 2:223)
 
Karamsar bir sessizliğe gömülüyoruz, bu ayet bize ağır geliyor.
 
Tepkiler geliyor, bir arkadaş temkinle tarihsel içerik önerisini sunuyor. Anlaşılabilir bir şekilde, dünyayı olduğu haliyle ortaya koyma eğilimine sahip olduğumuzu söylüyor. Bu ayetin ortaya çıktığı zamanda kendi içeriğinde farklı bir anlam ifade edebileceğini, kadınlara nasıl davranıldığının devrimci bir yanının da olabileceğini savunuyor.
 
“Ancak” diyerek bir kişi karşı çıkıyor. “Kuran bize mekânsal ve geçici olarak evrensel olduğunu söyler. Bu senin söylediğine nasıl uyar?”
 
“Ve de, ayette kullanılan esasa etkisi olan yolların kadına karşı şiddeti meşrulaştırması konusuna ne diyorsun?”
 
“Her ayetin herkese hitap etmesi her zaman söz konusu olmuyor. Karşılaştığımız şeyler söz konusu olduğunda bize hitap edenleri seçiyoruz. Bu filtreyi neden din alanında da genişletmiyoruz?”
 
Sonrasında bir ses: “Meşrulaştırmaların yeterli hissettirmediği günlere ne demeli?”
 
Sessizleşiyor ve olduğumuz gibi kalıyoruz.
 
Biri çıkıyor ve ekliyor: “Neden bu ayeti cinselleştiriyoruz? Kadının ekim alanı olarak görülme klişesini tarla mecazına mı uyarlıyoruz? Eğer bu ekim alanı duygusal bir yetişme alanı anlamına geliyorsa? Eğer Allah bize ilişkilerimizi duygusal beslenme ve gelişim için bir ekim alanı olarak görmemizi söylüyorsa?
 
Ezan sesi birinin telefonundan geliyor ve bu rahatlatıcı açıklama yerinde, güzel bir şekilde sonlanıyor.
 
Öncesinde bahsettiğim apartmanımda Kuran’ımı gözden geçiren kadının seçtiği altı mavi ile çizilmiş ayet buydu. 
 
Ertesi gün Kuran’ı mütevellit boşluğu doldurmak için açıyorum ve şans eseri nefesimi kesen, beni çok etkileyen, yorumlamanın kesin olmayışını onaylayan, düşüncelerimizde bize hatırlatıcı olabilecek cevap niteliğindeki şu ayetle karşılaşıyorum.
 
“Sana Kitap’ı indiren o’dur. Onda Kitap’ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz’in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür.” (DiyanetMeali 3:7)
 
Kendinden geçmiş bir şekilde beni dinleyen, bana incelikli sorular soran, sıradanlaşmış kalp atışlarımı hızlandıran kadına tüm bu olanları anlatıyorum. 
 
İnancımın yoğun artışı, şu ana kadar yaşadığım en samimi şeydir.