Yaşam / Spor

Justin Fashanu: Bir eşcinsel futbolcunun hikayesi

30 Haziran 2015

17 yaşında profesyoneliğe adım attıktan sonra çok sürmedi tanınması. Forvet olarak top koşturduğu Norwich City kulübünün önemli futbolcularından biri haline geliyordu sizlere trajik hikâyesini anlatacağım siyahi yetenek. Çok sürmedi ve 1981 senesinde Nottingham Forest kulübüne transfer oldu. Olağan değildi bu İngiltere’de. 1 milyon Pound gibi bir ücret karşılığında transfer olmuş ve İngiltere’de 1 milyon poundluk bonservis barajını aşan ilk siyahi futbolcu unvanını almıştı.

Her futbolcu gibi o da hayatın akışına kaptırıyordu kendini. Spor arabasıyla turluyor, magazin sayfalarını süslüyordu o genç yetenek artık, paraya para demiyordu kısacası. Ancak sahada istenileni veremiyordu ve topu topu 3 gol attığı sezon sonrası Southampoton’a kiralanıyordu. Şaşırtıcı bir durum değildi aslına bakarsanız, en azından ilk bakışta öyle geliyordu insanoğluna. Onlarca futbolcu vardı böyle, dünya yıldızı olarak gösterilip, sonrasında dikiş tutturamayan. Ancak bu siyahi gencin bir farkı vardı: Justin Fashanu, o siyahi, o gelecek vaat eden genç yetenek eşcinseldi.

Nottingham’de antrenörlüğünü Brian Clough yapıyordu Justin’in ve araları da hiç iyi değildi. Clough’un, Justin’in eşcinsel olduğunu öğrenmesi ve akabinde gey barlara da gittiğini duyması, öfkeli hocanın Justin’in önündeki en büyük engel olmasına neden oluyordu artık. O gelecek vaat eden, bir milyon pound karşılığında transfer olan genç futbolcu, hocasının gözünde bir hiçti, öyle ki takım arkadaşlarının arasında “Lanet olası ibne“ diyerek hakaret bile ediyordu Crough kendisine. Çok sürmedi kadrodan da atıldı Justin. Bunu istemiş, başarmıştı Clough. Buna rağmen antremana geldiği bir gün, polisler tarafından çıkartılıyordu antreman sahasından. Bir futbolcu eşcinsel olmasından ötürü kadro dışı bırakılıyor, buna isyan edip antremana gelmesi ise, onun polisler tarafından çıkartılmasına sebep oluyordu. Ten rengi sorun iken, şimdi bir sorun daha eklenmişti ve bu onun psikolojisini yiyip bitiriyordu, ki sakatlıklar da buna dâhil olunca, Justin yol alamıyor, aksine her geçen gün daha kötüye gidiyordu. İngiltere’de bir kaç takımda top koşturduktan sonra ABD’ye gidiyordu. Orda özgür olma umuduyla, futboluna bakılacağı ümidiyle... Ama olmuyordu. Tekrar İngiltere’ye geri dönüyor ancak o eski Justin bir türlü geri gelmiyor ve ölüm fermanını kendi yazıyordu. Eşcinselliğini kamuoyuna açıklamayı her defasında aklından geçiriyordu Justin bu yüzden. “Böyle huzur bulurum“ düşüncesiyle ama ailesinin baskısı altında bunu gerçekleştirecek enerjiyi bulamıyordu kendinde. Ne olduysa 1989 ve 1990 senelerinde oluyordu. Bir eşcinsel arkadaşı kendi ailesi tarafından sokağa atılıyor, bunu duyan Justin ise bununla beraber son kararını veriyordu.
 
O sene The Sun Justin’e tam 80.000 Pound teklif ediyordu eşcinsel kimliğini kamuoyuyla paylaşması karşılığında, kardeşi John Fashanu da susması karşılığında aynı parayı söz veriyordu. Bir gazete manşet derdinde, bir kardeş ise "ahlak“ ve "şeref“ kelimelerinin gölgesine sığınıyordu. Kısacası, Justin’i düşünen pek yoktu... Ve 1990 senesinde The Sun Justin’in açıklamasını manşete taşıyordu: "I am gay!“.
Artık İngiltere’de bir konu vardı: "Eşcinsel Justin“. Talk-Showların olmazsa olmazıydı o siyahi ve eşcinsel olan Justin Fashanu. İki kimlik ve bu ikisinin ağırlığıyla yaşam savaşı veren bir adam vardı artık. Programlar, röportajlar... Akın akın teklifler yağıyordu kendisine, futbolcu kimliği için değil, cinsel yönelim için. Bazı şeylerin değişebileceğini umut etmişti Justin Fashanu, tabuları yıkabileceğini, o enerjisiyle buna karşı dik durabileceğini ama olmadı, olmuyordu. Şöyle açıklıyordu Justin İngiltere’nin en iğrenç gazetelerinden birine bu açıklamayı yapmasını: “Ülkenin en kötü gazetelerinden birinde bunu açıklar ve güçlü kalırsam, söylenebilecek başka hiç bir şey kalmaz diye düşünüyordum“. Düşündüğü gibi olmamıştı maalesef. Önce siyahi toplum tarafından dışlanıyor, sonrasında da kardeşi bir gazeteye verdiği röportajda Justin’in ailesi tarafından "Aforoz“ edildiğini açıklıyordu. Hayatı artık bir zindandan farksızdı. Açıklamasından sonra futbol hayatı nerdeyse bitme noktasına gelmişti. Öyle ki, 1990-1995 arasında oynadığı maç sayısı 100’ü bile geçmiyordu. Medya önünde sürdürdüğü o hayat onu alıp götürüyordu aslına bakılırsa.
 
Justin’in hataları yok muydu? Vardı elbette. Gazete manşetlerine çıktıkça, onun da hataları bir bir fazlalaşıyordu. Uydurma hikâyelerle basının önüne çıkıyor, bir takım futbolcularla yaşadığı ilişkilerden bahsediyordu. İki milletvekiliyle yaşadığını öne sürdüğü cinsel ilişki asparagas çıkıyor, bu haberlerden sonra oynadığı İskoç kulübü Heart of Midlothian’dan da gönderiliyordu. Bu kez yine ABD’ye gidiyor, orda bir süre top koşturduktan sonra, futbolu bırakıp antrenör olmaya karar veriyordu. Ancak hayatın acımasızlığı bir kez yakalamıştı Justin’i. Bırakır mıydı?
17 yaşında bir genç, Justin’in kendisine sarhoş iken tecavüz ettiğini iddia ediyordu. Bu iddialar emniyetin araştırmalarına göre asılsız çıkıyor ancak ABD’deki medyanın da Justin’i bir bakıma toplumun önüne suçlu olarak yansıtmasından sonra, Justin soluğu İngiltere’de alıyordu. Her şeyden uzak olmak için kaçmıştı Justin. İngiltere’ye döndüğünde hakkında uluslararası arama ve yakalama kararının çıktığını duyması bardağı taşıran son damla olmuştu bu kez. 2. Mayıs 1998 günü intihar ederek hayatına son vermişti Justin Fashanu. İngiltere’de konuyu araştırmakla görevli bir komisyonun ortaya koyduğu gerçekler ise can yakıyordu. Arama kararının asılsız olduğu, elde delil olmamasından ötürü ABD’de de takipsizlik kararının verildiğini bildiriyordu bu komisyon. Justin bir hiç uğruna gitmişti. Medyanın ve homofobiklerin eli kanlıydı... Tarih boyunca kin, nefret, töreler ve kültürel değerler adı altında katledilen insanların yanına bir siyahi futbolcu da eklenmişti. Aylar sonra BBC Justin’in veda mektubunu yayınlıyordu. İşte o mektup ve Justin’in ruh halinin bir özeti:
 
“Bu notu biri bulduğunda, umarım ben buralarda olmayacağım. Gey ve kamuoyunun tanıdığını bir insan olmak gerçekten çok zor. O gence tecavüz etmediğimi belirtmek istiyorum. Kendi isteğiyle benimle beraber oldu, ancak ertesi gün benden para istedi. Vermeyeceğimi söyleyince bana:“Sen göreceksin“, dedi. Eğer böyleyse neden kaçtın diyorsunuzdur tahmin edebileceğim üzere. Şöyle ki; Hukuk her zaman adil değildir. Hislerim bana, eşcinselliğimden ötürü adil bir yargılamanın olmayacağını söylüyordu. Bilirsiniz insan paniğe kapılınca neler olur. Dostlarımı ve ailemi daha da fazla üzmektense, ölmeyi yeğliyorum.”
 
Suçlu kimdi peki?
 
Justin cinsel yöneliminden dolayı alay konusu olmuş, işinden olmuş ve hatta ülkesini de terk etmiş bir adamdı. Bunun psikolojik ağırlığını da elbette taşıyamadı ki bu sorunla aile içerisinde savaşanların bile neler yaşandığını az çok medyayı takip eden, insan hakları - cinsel ayrım üzerine yakından araştırmalar yapan insanlar bilir. Medya daima süslü ve ilginç olayları sever ki yüz binlere ulaşsın, satsın ve pazar payını genişletsin. İnsanlık namına bir şey yapılmadı o dönem. Justin her çıktığı programla, her yayınlanan haberle aslında yavaş yavaş ölüme doğru adım adım yaklaşıyordu. Katili medyaydı, o kendilerinden bile korkan homofobiklerdi. "Medyanın ve homofobiklerin eli kanlı“ demem de o yüzden. 11 Eylül saldırılarından sonra Avrupa ve ABD toplumları üzerinde medyanın yarattığı o korku enerjisini bir düşünün. Bizzat tanıklık ettim Avrupa’da yaşayan biri olarak. Okullarda yaratılan hava, müslümanlara karşı alınan çephe. Medyanın elindedir bir çok değişim rüzgârının yönünü belirlemek. O gün doğru bir yön seçilmiş olsaydı, belki Justin bugün aramızda olurdu. Medya yanlış yol aldı ve homofobiklerle beraber ellerine kan bulaştı, Justin’in kanı…
Justin’in kardeşi John onu korumamış, kendi kariyerinin de biteceği korkusuyla eşcinselliğinden ötürü abisinin arkasında durmamıştı. Bugün John Fashanu’nun yapamadığını, onun kızı yapıyor. Amcasının adını yaşatmak adına, onun yaşadığı o travmayı başkalarının daha da fazla yaşamaması adına savaş veriyor Amal Fashanu. Bir kadının onurlu duruşuna tanıklık ediyoruz, John Fashanu’nun, Brian Clough’un sergileyemediği. Aradan geçen onca yıl sonra günah çıkarmak pek fayda etmiyor. Ne demişti Brian Clough yıllar sonra kaleme aldığı biografisinde? "Ben ondan sorumluydum, hoca olarak görevlerimden biri buydu, ancak ben ona yardım etmedim“ Etmedin ve senin de katkın oldu Justin’in ölümünde, Brian Clough.
 
Kaynak: Joganita.net