Yaşam

‘Barışın sesini yükseltmek romantizmden öte bir görev’

1 Eylül 2015

Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden Erdem Gürsu ve Barış İçin Kadın Girişimi’nden Özlem Gündüz, İzmir 1 Eylül Barış Mitingi öncesi kaosGL.org’a konuştu: Bir arada durmak, zulmedene karşı yalnız olmadığını görebilmektir.

İzmir Gündoğdu’da bugün gerçekleşecek olan 1 Eylül Barış Mitingi için Siyah Pembe Üçgen Derneği ve Barış İçin Kadın Girişimi de katılım çağrısında bulundu.

İzmir Barış Bloku’nun düzenlediği 1 Eylül Barış Mitingi ‘İzmir barış istiyor’ sloganıyla, bugün saat 17.00’de başlayacak. İzmir’in Gündoğdu Meydanı’nda düzenlenecek olan mitinge çok sayıda sivil toplum kuruluşu, siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri katılacak.

Türkiye, Dünya Barış Günü’nü savaş içerisinde karşılıyor, 1 Eylül bizim için ne anlam ifade ediyor, barış için ne yapmalı, şiddet hayatlarımıza nasıl etki ediyor gibi soruları mitingin katılımcıları arasında yer alan Siyah Pembe Üçgen (SPÜ) Derneği’nden Erdem Gürsu ve Barış İçin Kadın Girişimi aktivistlerinden Özlem Gündüz’e sorduk.

“Barışın sesini yükseltmek romantizmden öte bir görev”

SPÜ Derneği’nde çalışan, LGBTİ Aktivisti Erdem Gürsu, 1 Eylül’ün anlamının artık daha mühim olduğunu, böylesi ortamlarda kimin ne suçu işlediğinin belirsizleştiğini ifade etti. Savaş çığırtkanlığına karşı barışın sesini yükseltmenin artık bir romantizmden öte bir ödev, bir sorumluluk haline geldiğine dikkat çeken Gürsu, “Meşru zeminde ve dürüstçe, açık bir biçimde yürütülen bir politikanın hakkını vererek baskı oluşturmak biraz ortak akıl, ortak ses işidir. Ortaklığın mana bulması için de daha güçlü ve daha çok bir arada durmamız gerekiyor. Bunun yolu sokaklara dökülmekse, sokaklara dökülmek; parlamentoda siyaset yapmak ise siyaset yapmak, sanatın gücü ise sanatın gücünü kullanmaktır. Kim elindeki hangi enstrümanı kullanabiliyorsa barışın sesini oradan yükseltmeli. Bir arada durmak zulmedene karşı yalnız olmadığını görebilme halidir ve bu da mücadele verene mutlak suretle iyi gelir. Barış çabasının boşuna olmadığını fark etmek, motivasyonun ve ivmelenmenin asıl anahtarı olacaktır” dedi.

“Savaşta ilk gözden çıkarılan LGBTİ’ler oluyor”

“LGBTİ politikası her zaman bütüncül bir toplumsal barıştan yana oldu. Hatta ‘zulmeden sistemin’ tarafında olan ya da öyleymiş gibi görünenleri de her zaman uyararak, bir arada yaşamın barış içerisinde inşa edilmesinin çağrıcısı oldu. Savaş, şiddetin en acı verici halidir ve artık ortada bir hak ve özgürlükten söz etmek ve bunun için bir alan yaratmak neredeyse imkansızlaşır. İhtiyaç olan artık sadece savaşacak ‘asker’dir ve zafere ulaşmak için bu ‘asker’in olabildiğince kusursuz olması gerekir. Bu da kendi doğalında ‘ilk önce kurtarılacaklar’  ve ‘ilk önce vazgeçilecekler’ ikiliği yaratır. Asker olmayı reddedenler ya da buna uygun olmayanlar, aşağılanır ve öncelikli olarak gözden çıkarılır. İşte LGBTİ’ler, hep bu "gözden çıkarılanlar" arasında olmuştur” diye konuşan Gürsu, şiddete aşinalık ve hatta bu yoğun şiddetin sonucu olarak yer yer kanıksanmışlığın LGBTİ’ler içinde yaygınlığına dikkat çekti.

“Trans kadınların hayatı savaşın minyatür hali gibi”

Savaşın LGBTİ’ler için geçmişteki ya da hala süregelen travmalarının etkisinin tekrar ortaya çıkması ya da artması anlamına geleceğini ifade eden Gürsu, “Bir başka taraftan, birçok trans kadının hayatı aslında bir savaşın minyatür halidir. Sokaklar ise savaş cepheleri... Savaş en çok piramidin en altındakilere zarar verir ve dolayısıyla LGBTİ’ler bunun ne demek olduğunu iyi bilir ne yazık ki...” dedi.

Gürsu, barışa dair taleplerin ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalan kesimler arasında farklılaşıyormuş gibi görünse de biri olmadan diğerinin gerçekleşmesinin anlamı olmayacağını, erk olmaya, emretmeye, çeşitliliğe tahammülsüzlüğe ilişkin olan yanlarımızı törpülemeden iktidarlar değişse de bu durumun güçler savaşında ‘erk’in, taraflardan bir diğerine geçerek el değiştirmesinden başka bir şey olmayacağını ifade etti.

Bütüncül bir toplumsal barış arayışı ve buna göre tasarlanmış ve düzenlenmiş özel ve kamusal alanların ihtiyacımız olduğu, şiddetsizliğin de hayatımızın içine dahil etmemiz gereken, pratikte karşılık bulması gereken bir ilke olduğunu vurgulayan Gürsu, “Tüm bu konuşmalar bunca yaşananların, katliamların, medya suskunluğunun, iktidar uğruna piyonlaşan insanların, kutsallaştırılan bir bedel yanılsaması için de sunulmaya çalışılan ama sadece bir hiç uğruna kayıp olan hayatların yanında fazlaca romantik gelebilir ama umut bence romantizmin değil gerçeğin ta kendisidir ve 1 Eylül’ün umuda dair olması gerekir. Ama’sız bir barış çağrısını unutmamak bırakmamak umudun gerçek olarak karşımıza çıkacağı zamanı da yakınlaştıracak ve bunun mümkün olduğunu eninde sonunda gösterecektir” diye konuştu.

“Savaş doğalında kadının karşısında”

Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG) üyesi, feminist aktivisti Özlem Gündüz, devletin sivil halka saldırdığı, savaş ilanında bulunduğu şu günlerde barış dilini kurmanın, ısrarla barış için çabalamanın, büyüyecek katliamları durdurmak ve daha kötü bir sürece girmenin önünde hayati bir önem taşıdığını kaydetti. Bu nedenle de bu yıl ki 1 Eylül mitinglerinin farklı bir noktada durdurduğunu, çok önemli olduğuna dikkat çekti.

Savaş halinin yaratığı her şeyin eril bir tarzı olduğunu, erkek egemen kültürü beslediğini feminist hareketin iyi çözümlediğini ifade eden Gündüz, “Savaş, savaşmak, savaşı görmek, içinde olmak bunların hepsi erkek zihniyetini büyüten hatta kontrolsüz bir şekilde erkek zihniyetinin tüm alanları yok etmesini sağlayan bir yerde duruyor. Zaten kadınların her daim özel olarak savaştığı bir sistem varken, toplumsal savaşma halinin de bu kadın kırımının üzerine yüklenmesi birey olarak kadına ve toplumsal olarak kadına alan bırakamayacak bir hale gelebilir. Barış diyoruz çünkü savaş ilk önce bizi öldürüyor, sonra emek vererek kazandığımız özgürlük alanlarını hile ile yok ediyor. Savaş  bazen kapitalist sistemin yapma krizleri gibi erkek sistemin kendini yenilemesine yardımcı olduğu için doğalında kadının varlığının karşısında” dedi.