İnsan Hakları / Çalışma Hayatı

“İşyerinde açılmamak tercih değil zorunluluk”

Pazartesi, 11 Ocak 2016

Yedi farklı şehirden doktorlar LGBTİ’lerin çalışma hakkı ve çalışma hayatında yaşadıkları ayrımcılığı tartıştı.

Antep, Adana, İstanbul, Ankara, Hatay, Kilis, Diyarbakır Tabipler Odaları’ndan doktorlar Uluslararası Af Örgütü’nün insan hakları eğitimi programı kapsamında, LGBTİ’lerin çalışma hakkı ve çalışma hayatında yaşadıkları ayrımcılığı tartışmak için bir araya geldi.

Toplantı 9-10 Ocak’ta Ankara’da yapıldı. Kaos GL’nin ve Ankara Tabip Odası LGBTİ Komisyonunun destek verdiği çalışma kapsamında LGBTİ’lerin sağlık hakkı ve sağlık hakkına erişimi, çalışma hakkı ve çalışma hakkına erişimi üzerine yoğunlaşılan programa Kaos GL’den Remzi Altunpolat, Kaos GL Eğitim Komisyonundan Esin Aksoy, Kaos GL Gökkuşağı Sosyal Hizmet Çalışma Grubundan Tarık Şimşek katıldı.

Eşcinsel hakem Halil İbrahim Dinçdağ ve Öğretmen Esin Aksoy, çalışma hayatında karşılaştıkları zorlukları anlattı.

Uluslararası Af Örgütü İnsan Hakları Eğitim koordinatörü Mehmet Onur Yılmaz’ın insan hakları ve ayrımcılık kavramlarını tartışmaya açtığı açılış oturum sonrasında, Kaos GL Gökkuşağı Sosyal Hizmet Çalışma Grubundan Tarık Şimşek, LGBTİ kavramları ve kavramların gelişim sürecini aktardı. 

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı'ndan Dr. Filiz Ak, 2-3 yaşlarında cinsiyet kimliğinin belli olduğunu, ergenlik döneminde ise ‘kimden hoşlanıyorum’ sorusuna yanıt arandığını belirterek, “Sağlık alanında her türlü sorun anlatılıyor ancak LGBT’lerin sorunları anlatılmıyor” dedi.

“İş hayatında açılmamak tercih değil zorunluluk”

Ankara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr Elif Tuğba Doğan, işgücü piyasasında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığın sosyal politikalar açısından değerlendirmesi üzerinden bir sunum yaptı.

“Sosyal politikayı toplumsal adaleti koymak için çözümler öneren bir bilim dalı olarak özetleyebiliriz. Sosyal politika içerisinde ayrımcılık, ayrımcılığın en fazla göründüğü alanlardan biri çalışma hayatıdır” diyen Doğan sözlerine şöyle devam etti:

“Ben çalışmamda daha çok iş gücü piyasasında kendine yer bulabilen lezbiyen, gey ve biseksüellere odaklanmıştım, translar eşcinsel ve biseksüellere nazaran daha az yer buluyor. Sivil toplum örgütlerinin, sendikaların çalışmaları önemli ancak devletin sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum.

“Resmi ayrımcılık, gayri ayrımcılık, resmi ayrımcılık, işe alma, terfi ettirme, zam yapma gibi konuları ele alırken, gayri resmi ayrımcılık, mobing, taciz, iş vermeme, çok yoğun işvermeme durumu ile karşı karşıya kalabiliyorlar. Potansiyel ayrımcılığı taciz edilme endişesi olarak örneklendirebiliriz.

“LGB’ler iş gücü piyasasının içinde kalabilmek için açılmamayı tercih ediyorlar. Bu tercihten öte aslında bir zorunluluk olarak değerlendirmek mümkün. Gizlenmenin kişiye dönük maliyeti var. İşe başlama aşamasında, kimliğinin gizlenmesi noktasında farklılaşıyor. Klasik olarak moda sektöründen bahsediliyor, bazı üniversitelerin sosyal bilimlerin bazı bölümlerinde istihdam sağlanabiliyor.

“Kimliğini gizledikten sonra ise terfi, ücret alanında ayrımcılıklarla karşılaşabiliyor. Kimliğin ortaya konulduğu durumda, otorite, yetki kaybı ile karşılaşabiliyor, fark edilmesi ile birlikte ise kovulma, damgalanma, kimliğini ifşa etme tehdidiyle karşılaşabiliyor.

“İş aktinin sonlandırılması durumunda ise, bir çalışanı cinsel yönelimi nedeniyle işten atıyoruz demiyorlar, çalışma ortamına uygun değil diyorlar. İstifaya zorlanma söz konusu, çok iş veriliyor, iş verilmiyor, görmezden geliniyor. Gizliyor, sahte flörtler, heteroseksüelmiş gibi davranmak zorunda kalıyor. Açık olmaları durumunda ise, dindar görünme, daha anlayışlı davranmak zorunda kalabiliyorlar. Yaşadığı çevreyi değiştirme, aileyi değiştirme ve dolaylı olarak göçten bahsedebiliriz. Gittiğiniz yerde sorunlar çözülmüyor. Yasal yollara başvurma konusunda da sınırlar var. Eğitim hakkına erişim de doğrudan çalışma hayatına katılımı etkiliyor.” 

Lavanta tavan ve ayrımcılığa karşı kurumsal mücadele

Remzi Altunpolat, “LGBT’ler eğitim hayatından dışlandıkları için iş gücü piyasasından da dışlanacaklardır” diyerek başladığı sunumunda şunları belirtti:

“1958 tarihli İLO sözleşmesi, mesleki eğitime erişimden de bahseder. Mesleki eğitime erişimin kendisinin de çalışma hakkına erişim kapsamında değerlendirir. LGBT’lerin çalışma hayatında yaşadıkları sorunlara ve stratejilere baktığımızda; itaatkar işçinin yaratılmasına yansır.

“LGBTİ’ler her alanda benzer ve aynı ayrımcılığı deneyimliyormuş gibi davranmamak lazım. Özellikle translara yönelik ayrımcılığın özgüllüğüne ayrıca bakmak lazım. LGB iseniz sağlık yardımından faydalanamazsınız, ebeveynlere tanınan haklardan faydalanamazsınız, kıdem tazminatınızı kaybedersiniz.”

Bireysel temelli adalet sağlama, grupsal temelli, farklılıkların tanınması kapsamda ayrımcılığın önlenmesinden bahseden Altunpolat, “Bireysel temelli adalet aslında doğrudan ayrımcılığın tanınmasına yönelik bir etkinlik. Grupsal temelli bir adalet sağlama stratejisi, tarihsel olarak ayrımcılığa uğradığı varsayılan grupların, nedenlerine odaklanıp, sonuç olarak herkesin eşitlenmesini sağlamak” diye belirtti.

Kesişimsel analiz yapmanın önemine de değinen Altunpolat sözlerine şöyle devam etti:

“Kadınlar için cam tavan var, LGBT’ler içinde lavanta tavan… Kadınlar için kırmızı, pembe, erkeklere de mavi renklerinin atfedilmesi üzerinden ikisinin karışımı içinde lavanta tavandan bahsedebiliriz.

“LGBT hareketi anayasada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği yer alsın derken bir yandan da iş kanunu ve TCK’da da yer almasını talep ediyor.

“Dönüştürücü bir gündem oluşturmak lazım, politika yapıcılar bunlar nezdinde olumlu eyleme geçirecek politikalar üretmek. Koruma mekanizmalarının, iş yeri kültürünün ve iş yeri organizasyonunun değiştirilmesi gerekiyor. Mesele işverenden çıkıp, iş yeri kültürünü dönüştürmüş olacaktır.

“Sağlıkçılar açısından, iş yeri hekimleri nasıl bir rol üstlenebilir? İşyeri hekimi LGB’lerin korunması için nasıl bir işlev yüklenebilirler? Politik örgütlenmelerimizin ne yaptığına bakmak lazım, toplu iş sözleşme sürecinde nasıl bir rol üstlenecekler? Sendikaların bu konuda yakın zamanlara kadar bir çalışması yok. Eğitim-Sen’in, sağlık emekçilerinin, TümBelSen’in attığı adımlar var. Komisyonlar düzeyinde kalıyor.

“Çalışma hakkının öznesinden bahsetmek mümkün olur mu? Hak kavramından çok “çalışma ödevinden” bahsediyor olabilir miyiz? Birilerinin salt ayrımcılığa uğramamasının ötesine geçmemiz lazım. Aradaki mesafeyi kapatıp ‘bizim onlar adına neler yapabiliriz’i görmemiz lazım.”