Yaşam / Spor

Kalede ablam var

Pazartesi, 25 Ocak 2016

Sert bir top gelse ve canımız acısa, söylemiyoruz. Çünkü ‘kız gibi oynama lan’ların havada uçuştuğu bir yerde ‘kız gibi’ olamayız. Hem ağlamak hakkı sadece pipilerine top gelen erkeklere verilir mahalle maçlarında, çünkü pipi önemlidir.

8-10 yaşlarımdayım. O zamanlar bu zamanlar gibi değil tabii. Mahallelerde boş arsalar olurdu. Şimdiki çocuklar evlerinin önünde ufaktan bir bahçe varsa şanslılardan sayılsın. Hem mahallede bir arsa varsa, oranın tüm çocukları birbirini tanır, yalnız kalmazlardı.  Benim odamın penceresi o arsalardan birine bakıyordu işte. Mahallenin oğlan çocukları okul çıkışlarında o arsayı doldurur; takımlarını kurar, maç yaparlardı. Ben de nasıl futbol aşığıyım; hani derler ya top görsem arkasından koşturasım geliyor. Ablam da futbol oynamayı severdi, sonradan da gördük ki; iyi de kaleciydi. Fakat annemin bizim bu futbol sevdamıza pek gönlü yoktu, zar zor izin alır, kapının önünde ablamla aramızda kaleden kaleye oynardık. Biraz hüzünlü de şimdi düşününce; hemen arkada oğlanların bağırış çağırışları, biz öyle evin önündeki beton alanda oyuncusuz iki kaleci. Annem “kızlar futbol oynamaz” demiyordu belki, ama mahallede futbol oynayan iki kızın da onun kızı olmasından pek hoşnut değildi. Babamın arkadaşları bizi görünce “maşallah ya erkek gibi kızların var” derlerdi babama, ama annem cephesinde durum “ya senin kızlar da top peşinde koşmaktan ev işi yapmıyor” olurdu. Herhalde benim toplumsal cinsiyet rolleriyle tanışıklığım da bu zamanlara dayanıyor.

Gel zaman git zaman biz annemi kavga dövüş ikna ettik de arsaya oğlanların yanına gidebildik.  İkna ettik dediysem, annem de güle oynaya yollamıyor tabii bizi arsaya, her seferinde bin türlü takla atıyoruz. E oğlanlar da zaten kollarını açmış bizi beklemiyor. Hadi benim saçlar kısa bazılarının kafası karışıyor kız mı oğlan mı bu diye ama ablamın o rapunzel saçlarla hiç şansı yok. İlk başlarda “Kızsınız siz futbol oynayamazsınız” falan dediler tabii ki, ama biz o kaleden kaleye maçları boşuna mı yaptık, antrenmanlıyız. Aralarında en az yarısından iyi top hakimiyetimiz var. Ama sert bir top gelse ve canımız acısa, söylemiyoruz. Çünkü ‘kız gibi oynama lan’ların havada uçuştuğu bir yerde ‘kız gibi’ olamayız. Hem ağlamak hakkı sadece pipilerine top gelen erkeklere verilir mahalle maçlarında, çünkü pipi önemlidir. S. Candansayar’ın benzetmesiyle sahadaki “üçüncü bacaktır”.

Annem yine bir keresinde inat etti bizi bırakmıyor, mümkünü yok çıkartmıyor evden. Maç saati geldi; biz hala evdeyiz. Bir süre sonra baktık bizim takımdan Hakan kapıya gelmiş bizi çağırıyor:

-Teyzecim bırak gelsinler n’olur, maç önemli.

Ablam ne hissetmişti bilmiyorum ama ben bu biz gitmeden maçın başlayamaması olayından baya havalara girmiştim. O günkü maçı da, bizim mahallede bir derneğin halk oyunları ekibi vardı, bizim yaşıtlarımız çocuklar, onlarla oynayacağız. Günler öncesinden sözleşmişiz. Bu, günün derbisi gibi bir şey bizim için. Bir de çocuklar bayağı afilli; formalar, ayakkabılar o biçim. Bizde formayı bırak; ayakkabılarımızın, arsanın taşından toprağından ağzı burnu yamulmuş. Ablamla benim için o maça çıkmak iki kere anlamlı, yani cinsiyetimizin yanında sınıfsal bir meselemiz de var artık.

Maçı 10’a 1 yendik. Bizimkilerden biri “nasıl koyduk” deyince afillilerden biri “ama namus golümüzü attık” demişti. Yani mahalle maçlarında yenilmek çok mesele değildi; mesele “namus golünü” atabilmiş olmaktı. Belki bir yanıyla “futbol borsada değil arsada güzeldi” fakat arsa da ‘namuslar’ dan ‘koyma’lardan geçilmiyordu.

O arsayı da o maçı da hiç unutmuyorum. Şimdilerde o arsanın yerinde 11 katlı otoparklı/güvenlikli, Fransız balkonlu fakat ‘arsasız’ ve ‘çocuksuz’ kocaman bir apartman var.  O arsa da ‘sesini yitirdi’ diğerleri gibi. Fakat o maç, ablamın kalede; benim de sağ açık mevkiinde, nasıl derler hani, yıldızımızın parladığı maç oldu. Ablamın sonralarda üniversite hentbol takımında kaleci olması, benim lise yıllarımda futbol takımında sağ açık oynuyor olmamın hikayesi, 90’larda toprak sahadaki o maçla başladı.