Yaşam / Spor

Fenerbahçe’ye ne yakışır?

Pazartesi, 8 Şubat 2016

Onun da günahları ve sevapları vardır elbet, en az başkalarınınkiler kadar. Ama Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçeliliği tanımlayan en temel özellik, hiçbir gücün dayatmasına teslim olmadan kendi kararlarını kendisinin vermesi, kimsenin oyuncağı olmaması olsa gerek.

En azından yaşayarak bildiğim zamanları boyunca öyle oldu ve kuruluşundan bu yana gelen tarihine bakanlar da bu yanını hemen fark edebilirler. Biraz da bu yüzden ‘Fenerbahçe Cumhuriyeti’ diye anılmıyor mu?

Her yaptığı doğruydu demek mümkün değil tabii ama ne güce ne de zorbalığa boyun eğmeyen, başka bir güce kendisini kullandırtmayan, sadece doğru bildiğini yapan bir takımdan söz ediyoruz.

Abdülhamit’in zorbalığına karşı çıkıp, ‘Müslüman Türklere’ olan futbol yasağıyla mücadele edenlerin kurduğu takım olmasından ya da İstanbul’u işgal eden emperyalistlerin moral üstünlük sağlamak amacıyla düzenledikleri Harrington Kupası’nı, işgal kuvvetleri takımını eze eze yenerek havaya kaldırmasından anlamaya başlamak mümkün Fenerbahçe’yi.

Ama biri eski ikisi güncel üç tarihsel olay var Fenerbahçe’yi, daha doğrusu Fenerbahçeliliği anlatan. İlkini, şu aralar bildiğimiz bir zorbalıktan Erdem Gül ile birlikte mahpusluk çeken Can Dündar, Nebil Özgentürk’ten aktarmıştı. 6- 7 Eylül yağma ve kıyımında Lefter’in Büyükada daki evini, ‘vurun şu gavuru’ diye kuşatan haramileri haber alan Fenerbahçeliler, motorlarla adaya ulaşıp, Lefter’in evinin önünde barikat kurarlar. ‘Sana bunu yapmaya kalkanları söyle de hadlerini bildirelim’ diyen taraftarlar ve hepsini tanıdığı halde komşusu olduklarından haydutların adlarını vermeyen Lefter, Fenerbahçe’nin kimliğini inşa edenler değil mi?

3 Temmuz sürecindeki Fenerbahçe ise hâlâ kanlı canlı gözümüzün önünde. Başkanı bir yıl hapis yatmayı göze alan, futbolcusundan malzemecisine, teknik direktöründen taraftarına her türden alçaklığa, baskıya rağmen haksızlığa karşı çıkmayı bilen, mücadeleden vazgeçmeyen bir kimlik ve aidiyet.

Ya Ali İsmail Korkmaz? Devletinden hükümetine, savcısından valisine, medyasından emniyetine kadar herkesin üzerini örtmeye çalıştığı bir cinayet karşısında bu güçlerin tümüne tribünlerden yükselen haykırışla karşı çıkabilmek de Fenerbahçelilik.

İşte bu Fenerbahçe ve asıl olarak da Fenerbahçelilik bir sınavla karşı karşıya. Kimliğine ve tarihine yakışanı yapmakla yükümlü olduğu çetin bir sınav. Karşılarına bir takım çıkacak. Evet, çoğu insan için rahatsız edici bir takım bu! Muktedirler el birliğiyle öcü gibi göstermeye çalışıyor onu. Amedspor olan adları bile bir sürü insanın tüylerini diken diken ediyor; havuzun spikeri adlarını söylemektense onlar diyor. Futbolcularından birinin kolunda kocaman Azadi dövmesi var, özgürlük yani. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne tehdit olarak görülüyor varlıkları ve bunun için futbol topu ve gollerini kullandıkları iddia ediliyor! Bir de her maçtan sonra barış diye tutturmaları!

‘Onlar’a olmadık haksızlık yapılıyor. Aşağılanıyor, hakarete uğruyor, en alçak küfürlere maruz kalıyorlar. Herkesin pisliğe battığı bir savaşın hıncını çıkarmak için hedef tahtasına oturtulmaya çalışılıyorlar.

Takımın önemli oyuncularından Deniz Naki’nin futbol hayatı, verilen haksız ve ölçüsüz cezayla bitirilmeye çalışılıyor. Taraftarının maçı seyretmesi, takımlarını desteklemesi yasaklanıyor. Öyle ki sanki Fenerbahçe’nin kesin galibiyeti için şartlar hazırlanıyor! Haksızlıkla avantaj sağlamaya kalkmanın Fenerbahçe’ye büyük bir hakaret olması, umurlarında bile değil. Çünkü Fenerbahçe ve Fener taraftarı onlar için kullanılacak bir araçtan öte değer taşımıyor.

Sanki Fenerbahçe ve Fener taraftarından Amedspor’un üzerinde tepinmeleri, Kadıköy’de tribünlerden en aşağılık küfürleri etmeleri ve halklar arasına sokulmak istenen düşmanlığın tohumlarını Fenerbahçe’nin çimlerine ekmeleri bekleniyor.

Fenerbahçe iki maçta da çıkar tüm gücüyle takır takır topunu oynar, yener de yenilir de, üç atar beş atar bilinmez ama sadece futboluna güvenir, onu kimseye kiralamaz.

Fenerbahçe ve Fener taraftarı ise Amedspor’u, futbolcularını, Kadıköy’e gelebilecek taraftarını bağrına basar, el üstünde tutar, sevgiyle kucaklar. Bütün stadı barış ve arkadaşlık sloganlarıyla da inletir. Çünkü o Türkiye’nin takımıdır.