Gökkuşağı Forumu

‘Diyarbekir kalesinden notlar’

20 Mart 2016

“Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi” demiş Ahmed Arif.

Mezopotamya'da çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış kadim şehir, memleketim. Amed, Amida, Dikranagerd, Diyar-ı Bekir, Diyarbakır… Sokaklarında silah seslerinin susmadığı, insanların öldürüldüğü topraklara hangi isim verilirse eğer bir diğerini ötelemekten, reddetmekten vazgeçilir acaba? 90lı yılların çocukları burada isimsiz bir savaşla büyüdüler. Silah sesleri hayatın bir parçası haline geldi. Köylerden şehirlere zorunlu göçler, faili meçhuller, ev aramaları ile büyümüş bir nesil. Kürt sorunu 90'ların çocukluğu, gençliği demektir aslında.  Onlar için hayatın ta kendisidir. Onlar… Yani; “ben ve benim gibiler.”

Kentsel bir travma kurbanı Diyarbakırlılar. Güç bela kabuk bağlayan yaralar yeniden kanatılıyor aylardır. Zor, gerçekten çok zor. Hangisine, kime, neye, neden, nasıl üzüleceğimi bilemiyorum. Vilayet'ten otobüs durağına hızla yürüdüğümü fark ettim. Ama ya o “acaba?” Oluşacak bir enkaza mı yetişiyorum yoksa 5 dakika ile kurtuluyor muyum? Sadece birkaç dakikayla kurtulmuş hayatlar ama yaşadıklarını asla atlatamayacak insanlar.

Çocukluğumuzun geçtiği Diyarbekir küçelerini yıktılar. Aynı sokakları paylaştığımız insanları katlettiler. Sıradaki kim bilmiyoruz, namluyu her an üzerimizde hissediyoruz. Kocaman bir korku hayatın tam ortasında. Oysaki ben sadece lisede okulu astığım günlerde anneme yakalanmaktan korkardım sur içinde.

                                                   Foto: Serhad Velat Dağdelen

Artık zamandan korkmak istemiyorum. Bir ambulans sesi duyduğumda dahi irkilmek istemiyorum. Her sabah helikopter sesleri ile uyanıp her akşam da çatışma sesleri ile uyumak istemiyorum. İstanbul da bir olay olduğunda kalbim yerinden çıkacakmış gibi olsun istemiyorum. Elimde telefon “arasam mı aramasam mı?” tereddüdünü yaşamak istemiyorum. O birkaç saniye içinde kafamın içinde onlarca soru oluşsun istemiyorum. İnsanlardan korkmak istemiyorum. İnsanlardan korkmayayım ki umudumu da koruyabileyim. Bu kanla ve gözyaşı ile beslenmiş coğrafyayı yaşanabilir bir yer yapabilmek için, aynı gökyüzü altında gökkuşağının tüm renklerini yaşatmak için umut edebilelim.

Bu yaşananlara sessiz kalanlar; 1'den 50'ye kadar sayabilir misiniz? 100'e? 200'e? Bir yerden sonra sıkılır bırakırsınız değil mi? İşte o saymakla uğraşamayacağınız kadar insanlar öldürüldü bu şehirde.

Bu sene Amed'in Newroz ateşi yanmadan dumanı hepimize ulaştı, hepimizi yaktı.

Alışmayacağım; ez banîn nakim…

Unutmayacağım;  ez jibîr nakim…