Gökkuşağı Forumu

heteroseksüel olmanın dayanılmaz hafifliği

Çarşamba, 13 Nisan 2016

bazı şiirler vardır, ilk okuduğunda hiç anlamlandıramazsın. ama üzerinde bir ürperti bırakır. şükrü erbaş'ın 'kocaman bir çocuğu öpüyorsun' şiiri gibi, orda der ki; "sen bende, bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun. sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun." ürperirsin işte bilmediğin, silik bir iz bırakır üzerinde sözler. fark etmezsin ki o sözleri bedeninde taşıdığını. bilmezsin yani, ağır gelmez sana. bazı şeyleri ancak yaşarsan anlarsın. bazı şiirler yaşanınca anlam kazanır.

ben bütün toplumsal öğretilerden ve psikolojik durumlardan bağımsız gerçek bir sevginin ağırlığını, henüz örgüsü tamamlanmayan ruhumda taşıyorum. daha tam olamamışken; ve bu kadar hazırlıksızken reva mıydı bu? filmde diyor ya "sevginin insanların uydurduğu bir şey olmadığına inanıyorum" diye. bu cümlenin altında yatan o anlamı anlıyorsun değil mi? sevgi insanların uydurduğu bir şey değil. birini çıkarın olmadan sadece sevmek, bir neden olmadan sadece birdenbire sevmek ne kadar değerli anlayabiliyorsun değil mi? sen gerçekten varsan eğer, benim sana karşı hissedebileceğim duygunun ismi sadece sevgi de olamaz. bu aşk olmalı. öyle bir aşk ki bu, penisler ve vajinalar yok. ruhlar ve aynalar var. yakınlaşmalar - uzaklaşamamalar var. zaman ve mekandan soyutlanmış. artık sol tarafım oyulmuş gibi hissediyorum. o taraftan hayat kaçırıyorum. bir hayatı artık kendi isteğimle bile bile çok güzel kaçırıyorum. boğazımdaki düğümden hangimiz sorumluyuz? sığamadım hiçbir yere. oraya, buraya, şuraya, o şehre, bu şehre, o kalbe, şu bedene, bu eve, hiçbir yere. ya az kaldım yetmedim, ya taştım döküldüm. vaktim yok, sebebim yok, işlevim yok. nereye gitsem evim değil.

sabah öğle akşam tek bir insana odaklanmak nasıl bir şeydir biliyor musun? içimdeki bu "tuhaf" ruhumla yine de sana ulaşabilmek için çabalamak nasıl bir şeydir? burada yoksun. orada yoksun. ne yaptığına dair hiçbir fikrim yok. bir insan burada olmamasına rağmen nasıl bu denli var olabilir? nasıl oluyor da her akşam benimle yemek yiyor, benimle aynı yolu tutuyor, sokakta, otobüste, diğer insanlarla konuşurken, eve dönerken, nasıl oluyor da hep yanımda olabiliyorsun? bir insanın "yöneliminden" sebep hayata küsmesi nedir biliyor musun? her umutlanışta reddedilmek nedir biliyor musun? hayaliyle yetinmek artık yetmediğinde aramak istemenin ne kadar zor olduğunu biliyor musun? unutamamak nedir, başka insanlarda aynı kişiyi görmek nedir biliyor musun?

onlarca maskem var benim. ailemin yanında birini, arkadaşların yanında birini, okuldaki hocayla konuşurken birini, yolda yürürken başka birini takıyorum. peki giydiğim zırh kaç yıl daha paslanmadan koruyacak beni?

"bir insanın kendini aynada güzel veya çirkin görmesinden çok daha önemlisi, orda kendisine rastlayıp rastlamamasıdır. aynaya bakıp orda kendini bulamayan birinin yaşadığı, hayatı boyunca bir gün aniden karşısına dikilecek bir hayaleti beklemek kadar korkunçtur. sanki insanın gölgesi çalınmıştır ve ölene dek bir daha asla geri dönmeyecektir gibi. yıllarca boşuna aradım kendimi. yoktum işte. bana benzeyen bir başkasının benim yerime bana baktığı aynalarda ben kendimi sonsuza dek yitirmiş gibiydim. birileri silmişti benim suratımı ama bunu benden başka fark eden yoktu. herkes benim yerime soluk alıp veren bir başkasını ben sanıyor kimse dikkatle bakmıyor bana. kimse!"

çıkar yolu olmayan bir insan evinde ne yapar? şanslıysa uyku ilacı işe yarar, uyur. şanssızsa? halının çizgilerine basmadan yürümece oynar. ıslak mendille masayı toz dahi kalmayacak şekilde siler. televizyon ekranından suratını izler. yere uzanır. yemek masasının desenlerini izler. durmadan sigara içer. gökyüzünün resmini çizmeye çalışır. ev telefonundan biriyle konuşurmuş gibi kendiyle konuşur, aynada kendine bakar ve şunları der: "özür dilerim aynadaki yansımam. seni hiç sevemediğim için özür dilerim. yaptığın hiçbir şeyi yeterli bulmadığım, sürekli seni azarladığım, sana hiç güvenmediğim, "gerçekçilik" kisvesi altında senden nefret ettiğim, uzunca bir süre seni öldürmek istediğim, bir türlü yakanı bırakamadığım için özür dilerim. seni hiç düşünmedim. ben seni bir zindana attım, ışıklarını kapattım, kemirgenlerle baş başa bıraktım. ben sana böyle ne yaptım? neyin hıncını senden çıkarttım? neden birbirinin aynısı kareli gömlekler giydirdim sana hep? neden hep spor ayakkabılarla gezdirdim seni? neden hiç kırmızılar, pembeler değil de kahverengi ve siyahlarla dolaştırdım seni? ve bunu her gün tekrar eder. delirene kadar veya antidepresanları bitene kadar.

bir masal kuyusu değil hayatım. yukarıdan tesadüfen geçen bir kafile bana ip uzatmayacak. yukarıdan kimse geçmeyecek çünkü. bir insan sevdim, ben hariç herkesi sevdi. sevebileceği yüzlerce insan daha var. kimseyle yarışacak imkanım yok. düşünüyorsun, yapacak bir şey yok. haklıydı. benim öyle güzel bir fotoğraf karesine yakışabilme ihtimalim yoktu. haklı olduğu için üzüldüm. bu gerçeği bana böylesine acımasızca yansıtabilecek kadar sevilmemiş olmama üzüldüm.

insan insanda kalır. insan insandan vazgeçer. insan insana kapılır. paulo coelho'nun on bir dakika'sında maria: "ve eğer durum buysa, onu çoktan kaybettiysem bile hayattan mutlu bir gün çalmış oldum. şu dünyada mutlu bir gün, biz mucize demek." demişti. sen benim hayattan çaldığım o mutlu bir günsün.

"düşten güzel" günlerimin sahibi; sana bu söylediklerim de yine her halükarda denize atılan bir taştır.