Yaşam / Spor

Futbol, faşizm ve Trabzon

Pazartesi, 25 Nisan 2016

“Kale arkasındaydım. Cumhurbaşkanımıza küfrettiğini duydum, kendimi tutamadım.”

Dün Trabzon Avni Aker Stadında oynanamayan Fenerbahçe-Trabzonspor maçının 89. dakikasında kale arkasındaki taraftarların telleri direklerle birlikte yıkıp sahaya atlaması dünün en medyatik görüntülerinden biriydi. Medyatik olmasının yani sıra oldukça da politikti aslında. Zira gördük ki bu ülkede kime saldırırsan saldır, “cumhurbaşkanına küfür etti, dayanamadım” deyince kurtulacağına inanıyor insanlar. Haksız da sayılmazlar. Nasıl ki tüm cinayet, tecavüz ve linçler Türk bayrağı ile ört bas ediliyor ise, son zamanlarda da cumhurbaşkanı bu konuda moda metafor oluverdi. Bu moda öyle görünüyor ki birkaç sezon götürecek bizi. Bakalım sezonun öne çıkan bu modasını kimler tercih edecek.

Üniversiteyi Trabzon’da okudum, beş yılım orada geçti. Devrimci öğrenciler linç edildiğinde de oradaydım, Hrant Dink vurulduğunda da. Tuhaf bir yapısı vardır Karadeniz insanının. İyidir, hoştur, beceriklidir… Ama kırmızı çizgileri bol, saldırgan, biraz da popülist bir yapısı vardır. Karadeniz halkının sosyolojik yapısı ile oynayan, özellikle 1980 sonrası ciddi bir dejenerasyona uğratan sistemi de es geçmemek lazım tabi.  “Burası Trabzon” dediklerinde tartışma kapanır onlar için. Çünkü orası gerçekten Trabzon’dur. Sancaktır, bayraktır, vatandır, şehittir, erktir ve bu çerçevede tüm kimliklerin erimesi istenir.

Maçı izlerken orada bir Trabzon var uzakta, gitmesek de görmesek de o faşizm bizim faşizmimizdir diyesim geldi. Ortalıkta beyaz atlet ile sağa sola el sallayarak tehditler savuran gençleri ve gözlerindeki o dehşet ifadeyi görünce nasıl olacak bu iş dedim tekrardan. Stadın direğine çıkıp Fenerbahçe bayrağını indiren, yenilgiyi hazmedemeyen, 8 maçtır neden hiç gol atamıyoruz diye kendi takımına sormayan bir taraftar grubu Fenerbahçe’ye olan tarihi öfkenin de etkisi ile önce hakeme sonra da kendi kalecisine saldırdı ve hakaret etti maçta. İki sene önce yine Trabzon deplasmanından sonra futbolcuları taşıyan otobüs havaalanı yolunda kurşunlanmıştı. Yine dün görüntüleri izlerken linç kültürünün siyaseti de aşıp sosyolojik bir soruna dönüştüğünü de bir kez daha görmüş oldum. Ve genellikle bu fiziki linçler muhafazakâr ve milliyetçi oluşumların öncülük ettiği linçler oluyor.

Oysa Fenerbahçe,  Amedspor deplasmanına geldiğinde çiçeklerle karşılanmıştı. Dışarıda Diyarbakırlı taraftarlar yakılıp yıkılan şehirlerinin verdiği umutsuzluğu Amedspor ile bir nebze yıkmak için toplanmışlardı. Ama biber gazı ve tazyikli su ile dağıtıldılar. Buna rağmen içeride dostluk havası devam etti, Amedspor kazanmamasına rağmen olay çıkmadı. Fenerbahçeliler geldikleri gibi evlerine döndüler. Dün ise Amedspor, Ankaragücü’nü deplasmanında yenince Ankaragücü yöneticileri Amedspor yöneticilerine saldırdı. Görüntüleri izlediğimde nefretin nasıl kontrolden çıkardığına bir kez daha şahit oldum.

Şimdi düşünüyorum da bu memlekette kimse kendini tutamıyor. Adeta kendini tutamayanlar coğrafyası… Taraftar hakemi, yönetici yöneticiyi dövüyor. Ne taraftar, ne yönetici kendini tutamıyor. Futbol ile anarşi kol kola ülkemizde hep. Ama bizim futbolumuzun anarşisi biraz faşizm soslu alerjik bir reaksiyon gibi. Üstelik taraftarın iddia ettiği üzere adaletin sağlanması için başlayan bir anarşi değil, sermayenin ve mafyatik oluşumların arasında sıkışan bir anarşi. Futbol kitlelerin afyonudur tartışmasından Gezi süreci ile biraz vazgeçmiş gibi yapsak da futbolun arkasında direnişçi bir çizgi örgütlenebileceği gibi faşist bir kitlenin de örgütlenebileceğini asla unutmamak gerek.