Kadın

%100 Lezbiyen, neysem o’yum!

Cuma, 6 Mayıs 2016
Haber: Kaos GL

"Radikal, lezbiyen, siyahi feminist yazar" Kesiena Boom'un "%100 Lesbian" isimli yazısı Lezbiyen Biseksüel Feministler çevirisiyle Türkçe'de:

Kesiena Boom bir lezbiyen. Değişken, kuir ya da tanımsız değil.

Ortaokuldayken bana lezbiyen denmesi iki hissi uyandırmak içindi aslında: benim için “utanç” ve başkaları için “tiksinme.” Lezbiyen, heteronormativitenin esası olarak kabul edilen ritüellerden dışlanmış olan işe yaramaz bir kişiydi. Lezbiyen arzu edilmeyen ve çirkin bir kimseydi. Lezbiyen son çare olarak kadınlara yönelmişti çünkü erkekler onu istememişti. Lezbiyen, heteroseksüel kadınlar tarafından şüpheyle karşılanmalı, heteroseksüel erkekler tarafından ise hakaret olarak görülmeliydi. Lezbiyen eksikti çünkü bir erkekle cinsel ve romantik bir birliktelik kurarak “tamamlanamıyordu.”

Nihayet heteroseksüel toplumun lezbiyenliğe olan bakışının ağırlığını üstümden attım ve sadece benden beklenen bu diye erkeklerden hoşlanmaya kendimi zorlamaktan vazgeçtim. Şimdi 21 yaşındayım, lezbiyen kimliğimden son derece onur duyuyorum ve standart kadınlık anlatısının dışına çıkmanın keyfini yaşıyorum. Lezbiyen tanımının ve bunun bana ifade ettiklerinin inatçı bir savunucusuyum – özellikle de son aylarda lezbiyenliğin popülerliğinin ve statüsünün LGBTQ+ topluluğunda düşüşe geçtiğini gördüğümden beri.

“Her” adlı kadınlara özel tanışma platformu tarafından 85.000 kişi üzerinde yapılan bir araştırma, kendini lezbiyen olarak tanımlama sayısında geçen sene %20’lik bir düşüş olduğunu, buna karşın, “tanım yok” diyen kişilerde yaklaşık 10 kat artış yaşandığını tespit etti. Ayrıca lezbiyen barların azalması ile ilgili (“JD Samson of le Tigre” tarafından) yakın zamanda çekilen Broadly yapımı bir belgeselde, artık daha az sayıda kadının kendini lezbiyen olarak tanımladığından söz edildi. Bu durum benim kişisel tecrübemle uyuşuyor çünkü ben de LGBTQ+ topluluğunda çok sayıda insan tanıyorum ama kendini doğrudan dyke olarak tanımlayan 10 kişi saymakta zorlanırım. Tanıdığım insanların çoğu, sadece kadınlarla birlikte oluyor olsalar dahi kendilerini “kuir” olarak tanımlamayı seçiyor.

Hem benden önce yaşamış ve varlığıyla benimkini mümkün kılmış olan Audre Lorde gibi sağlam dyke’ların anısına saygıdan hem de sadece kadınları kapsayan kendi cinselliğimin adını koymanın, kadın düşmanı dünyamızda son derece önemli olduğunu hissettiğim için, lezbiyen kimliğini canlı tutmak konusunda kesinlikle bir görev bilinci hissediyorum. Ayrıca, trans kadınların kadınlığının mutlak meşruluğunu kabul etmiş, aktivist bir feminist olarak; lezbiyenlerin, özgürleşme önünde engel oluşturan, geçmişin köhnemiş, yersiz ve transfobik kalıntıları olduğunu öne süren “kuir dönem” mitini ortadan kaldırmak için de kendimi bir lezbiyen olarak tanımlıyorum.

Eğer cinsiyetimizin ve yönelimimizin özgün yanlarını gizleyen mevcut “tanımsız” olma trendiyle devam edersek, bu durumdan en çok (her zamanki gibi) kadınlar acı çekecektir. Gerçekçi olalım, LGBTQ+ topluluk denen şey çoğunlukla aslında “cinsiyet değişikliği yapmamış (cisgender) beyaz eşcinsel erkekler” demek oluyor. “Bizim” alanımızı hakimiyeti altına alan hep eşcinsel erkekler kendilerine ait ve ihtiyaçlarına yönelik pek çok pub’ı, kulübü ve mekanı olan yine eşcinsel erkekler; biz lezbiyenlere ise hızla kapanan dyke barlar ve silinen bir tarihle baş başa kalmak düşüyor. Biz kadınları seven kadınlar için kendi hayatlarımızı meşrulaştırmaya yarayacak mekânlara sahip olmak –hele de cazibe ve arzularımız uzun zaman boyunca reddedildiği, küçümsendiği, hedef gösterildiği veya aşırı cinselleştirildiği için – son derece önemli. Eğer lezbiyenler olarak yönelimimizi tanımlayamazsak, ihtiyacımız olan kadın odaklı sosyalleşme ve destek mekânlarını nasıl oluşturacağız? Örgütlenme ve birlikte güçlenmenin ilk adımı, üzerinde ortaklaşılan bir isimdir. “Tanımları takmıyorum” demek birbirimizi bulmamızı engeller. Bütünleştirici bir kimlik olmadan nasıl dayanışma ve kız kardeşlik duygusu geliştirebiliriz?

Lezbiyenler her açıdan hor görülüyor. Kendimize ait olan, kendimize ait olarak adlandırabileceğimiz ve içinde kendi camiamızı kuracağımız mekanlara hâlâ ihtiyacımız var. Kadınların marjinalleştirilmesi bir tek heteroseksüel dünyada olan bir şey değil ve eğer biz kendimizi açıkça tanımlamazsak, kendi LGBTQ+ camiamızda da kadınları seven kadınlar olarak görünmezleştirilme riskini göze almış olacağız.

Ben kendimi lezbiyen olarak adlandırıyorum çünkü erkekler tarafından harcanmak üzere yaratılmış olmadığımı açıkça ifade edebilmek istiyorum. Kuşatılmak için yaratılmadım. Ben başka kadınların varlığıyla güçlenmiş bir kadınım. Erkeklerin zincirlerinden azade bir kadın. “Kuir” benim için fazla muğlak. Bu kavramın dünyadaki varlığını ve faydasını takdir ediyorum fakat her şeyi her yönden kuşatan dişleriyle dyke’ları yuttuğunu hissediyorum. Bu bize yapılan bir şey ve ayrıca bunun, LGBTQ+ bireyleri ve bu şekilde tanımlanmayı istemeyen lezbiyenleri küçük düşürmek ve taciz etmek için hem geçmişte hem de günümüzde kullanılan bir hakaret olduğu görmezden gelindi. “Kuir”, normatif olmayan ve sınırları yıkan olarak tanımlanarak kendini ifade etmenin en radikal biçimi olarak göklere çıkarıldı. Peki kadınların özgün cinselliğinin görünmez kılınması ve muğlaklaştırılmasının neresi radikal gerçekten? Kabul görmesi ve geçerli sayılması uğruna bu kadar mücadele verdiğimiz cinsellikten söz ediyoruz!

Kendilerini daha önce lezbiyen olarak adlandırmış kadınların, bu kelimeden ve toplumsal cinsiyet yüklü anlamından uzaklaştığını ve kuir camiadaki “toplumsal cinsiyet denen şey erkeklik, radikal olan ise cinsiyetsizliktir” şeklindeki yaygın ve sabitlenmiş bir anlayıştan dolayı “kuir”i tercih ettiğini düşünüyorum. Şu an, doğuştan dişil olan, sonra kendini eril bir şekilde ifade eden ve “kadın” (ve bununla birlikte lezbiyen) tanımından kaçınan ve bunun yerine kendini gender­queer (kuir cinsiyetli), ikili cinsiyet sisteminin dışında ya da akışkan cinsiyetli olarak tanımlayan her zamankinden çok daha fazla insan var. Özünde bu hiç de kötü bir şey değil; insanların kendi cinsiyetlerine daha rahat bir şekilde sahip çıkmaları ve kendilerine daha anlamlı gelen bir hayat sürdürmeleri alkışlanmalı elbette.

Fakat burada can sıkıcı olan, bu kimliklerin “en radikal” denerek kuir hiyerarşisinin tepesine yerleştirilmiş olması. Bu zayıf beyaz kuirler, doğal androjen bedenleriyle kuirliğin simgesi olarak görülüyor. Onlar, (benzer şekilde heteroseksüel ve gey kültürde de haksız yere yüceltilen) eril olan ile “cinsiyetsiz” bir kimliği birleştirdikleri için, daha radikal bir geleceğin yüzü olarak görülüyor.

Kuir (cinsiyetlilik) ile ilgili takıntı, heteroseksist patriyarkal toplumda yaşamanın bir sonucu olarak pek çok LBT kadının hissettiği içselleştirilmiş kadın düşmanlığını körüklüyor ve bu durum lezbiyen kimliğine zarar veriyor. Kendini yalnızca kadın olarak tanımlayanlar için de radikal kuir olma potansiyeli olduğunu kabul etmek konusunda bir isteksizlik söz konusu. Her fırsatta bizi sistematik olarak değersizleştiren ve erkekleri yücelten bir dünyada kadınları seven ve erkekler olmadan mutlu olan kadınlardan daha radikal olan nedir?

Yani ben bir kuir değil, bir lezbiyenim. “Tanımsız” değil, lezbiyenim. Kadın cinselliği ve kimliğinin değersizleşmesine karşı mücadele ediyorum. Unutulmasını ya da dışlanmasını istemediğim bir mirası taşıyorum.

Ben bir lezbiyenim. Bununla başa çıkmayı öğrenin.

(Yazının Türkçeye çevrilmesi konusundaki yardımlarından ötürü Nikita ve Cemre Baytok’a teşekkürler)

Lezbiyen Biseksüel Feministler'in internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.