Gökkuşağı Forumu

Ablam aşktan mı öldü?

Perşembe, 26 Mayıs 2016

Hayattaki bazı tashihleri bilinçli olarak bırakmak gerektiğine karar veriyor.

Erken dönemde okuduğu bütün romanlarda –abla ve annesinin beyaz dizi kitapları- gördüğü romantik rastlantısallığa uygun bir hayat sürmeyi planlıyor. Rastlantılarla yaşayan birinin plan yapması mümkün gözükmüyor pek, belki hayal ediyor demek daha doğru olacaktır. Küçük gündüz düşleriyle yaşamasını daha mümkün kılmaya çabalıyor. Direnişin sanatçısı olur bazılarında, bazılarında küçük bir fabrika işçisi. Durmadan çalışan, elleri titremeyen bir tesviye ustası olmak ister bazen. Sistem denen insan fabrikasından sıyrılmanın bir yolu olarak görür akademi safsatasından kurtulmayı. Gece düşleriyse korku dolu anılardan ibarettir. Herkesinki gibi tekdüze, kalıptan çıkmış rüyalar. Her bir insan gibi çalınmasından korktuğu kâbuslar.

Çantasını sırtına vurup şehri bir süreliğine terk ediyor. Mini bir kaçamakla tüm sorunlarından, borçlarından, kafasında dönüp duran ve yakasını bırakmayan karakterlerden kurtulacakmış gibi. Babası tankla gitmiş takunyayla gelmiş ablasının –onun için baba figürü bir İtalyan karakter olmaktan öteye geçememiştir- kendi düzenindeki aile evine ilk kez gitmek kahve molası gibi geliyor tahayyülüne. Uykusuz kalması gerekmediği zamanlar dışında kahveden de nefret ettiği gibi nefret ediyor aile evinden de, aileye içkin her kavramdan da. Ama kendisine ve çevresine fazla laf etmeden –içindeki sesleri susturmakta bilinçli bir beceriksizliği var- tamamlamak istiyor şu günlerini. Misafirliğe gittiğinde temiz bir yatak hazırlansın, ötesinde gözü yok.

Bursa otobüsü sabahın en kör vaktinde, o daha uykusuna hiç başlayamadan bitiriyor yolculuğunu. Kahve benzetmesinin daha ilk andan gerçekleşeceğini tahmin etmemişti oysaki. Eve giden yol boyunca durağı kaçırmamak için cama kafasını dayayıp dışarı bakıyor. Kliplerdeki gibi değil, camda yağ lekesi ve bol miktarda dökülen saç bırakarak izliyor akıp giden sokakları, caddeleri.  Eve varınca kapıyı çalıp çalmamakta tereddüt ediyor. Erken vakitte uyandırmaktan korkuyor çocukları. Uyandıklarında mızmızlanacakları için, sevdiğinden falan değil.

İçeri buyur edildiğinden beri birlikte büyüdükleri bu kadının, yaptıklarını kabullenemiyor. Kendisine kahvaltı hazırlamasına dayanamıyor. Evlendiği adamın giysilerini yıkamasına, ütülemesine, çocukları emzirmesine, onlardan büyük insan yaratma çabasına katlanamıyor. Bir kıyıda âşık olduğu adam, şimdi göbek bağlamış bu adam mıydı? Bir kıyıda, usulcacık sevdiği, sevdiği için pek çok zorluğu küçük bedeniyle göğüslemeye çalışan kadın bu muydu?

Gerçeği gözleriyle görüyordu. Gözlerinin önünde sergilenen yazmaya-uğraştığı-başarısız-ilkokul-piyeslerinden-halliceoyunlarından biri değil, gerçeğin ta kendisiydi. Tâ uzağında değil, dibinde gerçekleşiyordu bunlar. Ve her gerçek gibi yara almadan kendini bulamıyordu.

-Hâlbuki tashihleri yapsa daha katlanılır olacak yaşama dedikleri şu çaba.-