Kadın

Kusurlu, çelişkili, değişken*

Perşembe, 26 Mayıs 2016
Haber: Kaos GL

Ecemen, Lezbiyen Biseksüel Feministler’e “%100 Lezbiyen, neysem o'yum!” yazısından yola çıkarak queer-feminizm karşıtlığı üzerine yazdı.

Kesiana Boom’un “%100 Lezbiyen,neysem o'yum!” yazısı Zeliş Bülteni’nin ilk sayısında yer almıştı. Bu yazıda yazarın kendini tanımlamayan ya da mevcut kimliklerin dışında tanımlayanları, “tanımsız”ları neredeyse “lezbiyen” kimliğini değersizleştirmekle suçladığını, queer politika yapan insanlara haksızlık ettiğini hissettim ve Türkiye’de de çok sık karşılaştığım bir ikililiği tekrar görünce bu yazıyı yazmaya karar verdim. Yazıyı yazarken bir arkadaşıma yazının başlığına karar veremediğimi söylediğimde bana “%100 Queer” koy dedi. Bu bile queerin ne kadar yanlış konumlandırıldığını ortaya koyan bir durum. Çünkü Queer herhangi bir kimliğin %100 olamama halidir.

Eleştrilerime yazarın karıştırdığı saplarla samanları ayırarak başlayayım. Öncelikle tanımsız olmakla, kimliklerle derdi olmakla kendini queer olarak tanımlamak arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir kimlik iktidar kurabilir; baskıcı, can sıkıcı, birilerini gıcık edici ve dışlayıcı olabilir. Bu kimlik olarak kullanıldığında “queer”de olabilir, “lezbiyen” de! Kendine “lezbiyen” diyen bir grup insan nasıl ki başkalarına “ooo sen de kendine lezbiyen diyorsun, ama …. yapıyorsun” diyebilirse, başka bir grup da “sen nasıl queersin yaa”  diyebilir. “Ayy çok banalsın tatlım, artık queer var”  diye etrafta dolanan bir takım ibneler var ve belki aşmış queer algıları bir iktidar yaratıyor. Ancak feminizmle queeri sürekli çıkışsız bir karşıtlık olarak sunmak da bundan hiç bir farkı olmayan feminist bir moda akımı ve bir iktidar kurma biçimi!

Kendimi “queer” olarak tanımlamıyorum çünkü queeri kimlik olarak kullandığında queerle çelişiyorsun. Ancak defalarca birilerinin bana “bu da queer işte” dediğine tanık oldum. Camianın çok fazla alışagelmediği düşünceleri dillendirdiğinde, normlara uymadığında senin hayalperestliğini ya da mümkünsüzlüğünü ifade etmek için ve hatta feminizmi eleştiren L,G,B,T,İ kimliklerinden birine sahip insanlar için “bu da queer”, “siz queerler” vb. kullanıldı. Yani yine bir karşıtlık oluşturmak ve cephenin diğer tarafına konulmak için. Ancak tekrar tekrar ifade etmek gerekir ki, queer bir tanım olduğunda queerliğini yitireceğinden bir karşıtlığın parçası da olamaz. Dolayısıyla queer feminizmin ya da kimliklerini ifade eden insanların karşıtı değildir!

“Queerin sürrealizmi”, “tanımsızların ütopikliği” ya da Kesiana Boom gibilerin sürekli bizi ütopyalardan uyandırma, “gerçeğe çağırma” çabası da aynı karşıtlığın klişeleri. Halbuki queer kimlik politikasından çok daha somut bir şeydir. Çünkü kimlik denilen şey içinde şüpheyi barındırır ve çuvallar (failure). Her an erkekliğimizden ya da feministliğimizden ya da lezbiyenliğimizden şüphe duyarız. O çok kararlı %100 lezbiyenlik bir erotik rüyayla ya da misal aşık olduğun kadının penisi olduğunu öğrenmenle çuvallar.

%100 lezbiyendim, annem bana “belki biseksüelsindir” dediğinde çok sert çıkışmıştım çünkü pay bırakmak istemiyordum. Ama bazı şeyler içten içe beni o kimliğin kaygan zeminine getiriyordu. Heteroseksüel pornosu izliyordum mesela, “bu acaba lezbiyenliğe aykırı mı?” gibi düşüncelerim oluyordu, başka lezbiyenlerin “gerçek lezbiyenler asla böyle sevişmez” dediği şeyleri arzuladığımı fark edince kendimden şüpheye düşüyordum. Fantezilerim feminist miydi, yoksa ben gerçek bir lezbiyen değil miydim? Ama bir yandan da dışarıdan tam bir lezbiyendim, Türkiye lgbti (o zaman lgbtt idi[1]) hareket tarihinde %100 lezbiyen olmanın formülü “politik olarak doğru” beden ve cinsellik ifadelerine dayanıyordu. Kamyoncular[2] gibi değildim mesela… Onları bokluyordum çünkü varlıklarından utanç duyuyordum. “Onlar” gibiler yüzünden annem beni kabul etmiyordu… Çünkü ben kendi maskülenliğimden, Hollywood lezbiyenleri gibi görünmeyişimden utanç duyuyordum.

Sonra zaman içinde bir takım tanımsız güzel insanlarla tanıştım[3]. Bana kendilerini tek bir kelimeyle değil uzun cümlelerle anlattılar. “Lezbiyen” diyen de oldu, henüz Türkçe’de karşılığı olmayan kimlikleri kullananlar da, tanımsızlar da, trans olarak açılanlar oldu ve ben ilk defa bu çeşitlilikle şüphelerimi paylaştım. İzlediğim pornoyu, beden algımı, fantezilerimi, ilişkideki rolümü anlattım. O tanımsızlık bana iyi geldi çünkü 17 yaşında yüklendiğim kimlik beni çok yormuştu. Ve sadece bunları konuşmak bile aynı erkeklikten vazgeçmek gibi; kendi lezbiyenliğinden, feminizminden, kimliğin sana verdiği güvenlikten ve iktidardan vazgeçmek demek. Buradaki “vazgeçmek” bu kimliği alıp çöpe atmak değil, bir kimliğin basıncından özgürleşmek ve sana sağladığı iktidarı reddetmek demek! Queer, kimliklerin içine nefes almak için delikler açmaktır. Ve ben queerle nefes aldım!

Queer okuyan, tartışan, farklı kimliklerden ya da kimliksiz insanlarla tanıştıktan sonra:

– Rahatladım ve kendimle daha barışık bir insan oldum. Yönelimimi en başta kendime kanıtlama baskısından özgürleştim.

– Translarla flört etmeye başladım, bir trans erkekle seviştim.

– Flört ettiğim kadınların cinsel yönelimini merak etmemeye başladım.

– Kendi maskülenliğimle ve beden ifademle barıştım. Kendim gibi oldukça taciz edilme biçimim değişmeye başladı. İlişki tekliflerinin yerini “ne lan bu?” lar, “kız mısın yoksa erkek misin?”ler, “ibne mi bu?”lar aldı.

– Farklı kimlikler arasında deneyim ortaklıkları olduğunu fark ettim. Mesela iş-aile hayatında kadınlık deneyimi yaşarken, tacize uğrarken bir gey erkek deneyimi yaşayabiliyorum. Maskülen beden ifadem trans erkeklerle ortaklığım oluyor.

– Trans erkeklerin arasında “ben hiç etek giymemiştim”, “hep erkektim”i rahatlatan bir etkisi olduğunu gözlemledim. Maskülen tarafım kadar feminen tarafımı da sevebiliyorum. Nasıl ki yönelimimi birine kanıtlama derdim yoksa cinsiyetimi de kanıtlama derdim yok. Çocukken etek giydim, ruj sürdüm ve şimdi suratımda sakalla dolaşabilirim!

– Her kadın-erkek ilişkisinin “straight” olmadığını, queerin erkekleri götleriyle barıştırabileceğini öğrendim. Artık norm dışı ilişkiler yaşayan heterolar da harekete katılıyor. Destekçi ya da varlığımızı kabul eden pozisyonundaki iktidar olarak sabitlenmek değil cinsel çeşitlilikleri, merakları ve ucubelikleriyle parçası olmak istiyorlar.

%100 lezbiyen olmamayı aktivizmimde queer bir taktik olarak Yaşayan Kütüphane’de[4] deneyimledim.  “Lezbiyen” kitabı olarak katılmıştım. Bir adam sohbet etmek için yanıma geldi. Sohbetin bir noktasında Kinsey’in skalasından[5] bahsettim. Bir ucunu “%100 heteroseksüel” kabul edersek, diğer ucunun “%100 homoseksüel” olacağını insanların çoğunun ise arada salındığını anlatıp; bulunduğum yeri göstermiştim. Adamın ilk söylediği şey şu oldu: “yani ben de eşcinsel olabilir miyim?”. Bu soruyu yanıtlamadım, inanılmaz agresifti ve benden çok kendisi ile kavga ediyordu. Normalde “hayır” dediğim “bir erkekle birlikte oldun mu?” sorusuna da “biriyle çıkmıştım” diye cevap verdim.

“Ben böyle doğdum”, “sen nasıl ki kendini erkeklerle düşünemiyorsun – ben de düşünemiyorum” gibi çok net ifadeler kullanabilirdim ama yapmadım. Çünkü eğer deseydim kendi kimliğimin kabulü için karşımdakini sabitlemiş olacaktım. Ben ise kendimi keşfedilen egzotik “öteki”den çıkarıp, karşımdakinin ayağını kaydırmak, o tekinsizlik duygusunu yaşatmak istedim. Adam benim kimliğimi bırakıp kendisiyle ilgilenmeye başladı. Queer bana kimliklerle oynama özgüvenini verdi; kendi kimliğimle oynadığım gibi homofobik bir erkekle de oynayabildim. Sınırlarım benim kimliğim değil arzularım ve benliğim oldu. Kimlikler ise araca dönüştü. Bifobik birilerinin yanında biseksüel, trans erkeklerin arasında ibne transgender, ev arkadaşımın tacizcisi için erkek düşmanı lezbiyen oldum.

Aynı şekilde üyesi bulunduğum bir sürü profil sitesinde farklı tanımlarım var. Bir tanesinde gey erkek, bir diğerinde AP Lezbiyen, bir başkasında sub. genderqueer’im. Bilgisayar oyunu hesabımın adı “Lezborado”, WOW’daki karakterimin adı da “Femdom”. Çünkü çok şükür sanal dünya bize her oluşu deneyimleyebileceğimiz bir ortam sağlıyor. Bu anlamda yazarın bir profil sitesindeki tanımları temel alarak yarattığı korku senaryosu bana manipülatif geldi.

Ayrıca Türkiye’de birçok transın camianın içindeki transfobiye karşı bir taktik olarak kendini flu ya da tanımsız bırakmayı tercih edebildiğini, intersekslerin egzotik meyve olmak istemedikleri için bu tanımsızlığı sahiplenebildiklerini de belirtmek lazım.

Yazarın bahsettiği “lezbiyenlik elden gittiği için barlar kapanıyor” iması olan diğer bir temellendirme “The Last Lesbian Bar” ise JD Samson tarafından hazırlanan bir belgesel[6]. JD Samson Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı, feminist ikon. Tanımı aslında yok. 15 yaşında lezbiyen olarak açıldığını ve kendisini “cinsiyet kaçağı” (gender outlaw) olarak tanımladığını biliyoruz. Ama ısrarla gazetecilerin ve insanların ona ne olduğunu sorduğundan yakınıyor. Belgeselde JD Samson gençliğinin geçtiği lezbiyen barları dolaşıp hem eski toprak dykelarla hem de daha gençlerle konuşuyor. İnternet çağından, kentsel dönüşüme, orta sınıf lezbiyenlikten, lezbiyen barların işlevine kadar birçok konunun geçtiği belgeselde bir grup suçlanmıyor. Kafamda bir imge beliriyor: oraların lezbiyen – feminist ikonu JD Samson Türkiye’ye gelse mesela lezbiyen barlardan içeri alınır mıydı ya da feminist harekette nelerle karşılaşırdı…

Yazımın sonuna gelirken bir saç şeklinden ya da CV süsünden öte deneyimden gelen bir queeri lezbiyen ve feminist kimliği de dahil bütün kimlikleri rahatlatacak bir anahtar olarak görüyorum. Özellikle de hali hazırda Türkiye’deki bütün kimliklerin; çeşitliliği örten, basınçlı – ikili karşıtlıklar üzerinden şekillenen kimlikler olduğunu düşünürsek. Bıyıklı trans lezbiyenleri, efemine trans erkekleri, feminist seks işçilerini, interseksleri, evli aktifleri, laçoları, butchları, sakatları, deneysel takılmak isteyen hetero kadını, vb. rahatlatmak; farklı tanımlamalara imkan verebilmek, politik hareketlerimizdeki “temsiliyet” ve “politik doğruculuk” basıncından özgürleşmek, sistemin özellikle kadınlara ve lgbtilere dayattığı “mükemmel” olma zorunluluğunu kırmak, birbirimizin yüzüne kusurlarımız ve çelişkilerimizle bakabilmek için queere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Not: Bazı cümlelerin kökeni Begüm Başdaş ve Noir’a ait olabilir. Umarım çaldıklarımı sizi memnun edecek şekilde kullanmışımdır ; )

[1] “Travesti” ve “transseksüel” in kısaltması TT’nin yerine hem ameliyatlı-ameliyatsız ikililiğini kaldırdığı, hem de farklı trans oluş biçimlerini (transgender, genderqueer, cinsiyetiyle uyumsuz, cinsiyetsiz, trans interseks, trans butch gibi) kapsayan bir çatı işlevi gördüğü için “Trans”  kelimesinin “T”si kullanılmaya başlandı. Bu kullanım ilk kez daha sonra İllet’e evrilecek olan 2010 Onur Haftası Kadın grubu içerisinde yapılan tartışmalardan çıkmıştır.

[2] “Kamyoncu” Butch’ları ve kadın maskülenliğini aşağılamak için kullanılan kelime. 2006 yılında ilk kez duyduğum bu terim hareket içerisinde de kullanılıyordu. Voltrans’ın maskülen fobiye karşı söz üretmesiyle zamanla kullanımdan kalktı. Queer bir hamleyle bu kelimeyi sahiplenmek isteyenler var ancak kamyon kullanmayı henüz bilmiyorlar ; )

[3] Özellikle Dönme Fanzin’in dönmeleri, Voltrans’ın voltranları, İllet’in illetleri ; )

[4] İnsanların gönüllü kitap oldukları ve okuyucuların istedikleri soruları sorabildikleri, önyargıları yıkmayı hedefleyen etkinlik.  “Ermeni”, “feminist, “vicdani redci”, “adsız alkolik”, “seks işçisi” kitaplara örnek…

[5] Kinsey Skalası ile ilgili ayrıntılı bilgi için: “Doğanın temel sınıflandırması çok nadiren katı kategorilere yer verir”

[6] “The Last Lesbian Bar” belgeselini buradan izleyebilirsiniz

Lezbiyen Biseksüel Feministler'in internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.