İnsan Hakları / Eğitim

Akademi “queer”leşebilir mi?

Cuma, 27 Mayıs 2016

6. Queer Pedagoji Buluşması bu yıl “Akademiyi Queerleştirmek” başlığı ile yapıldı.

Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı ile birlikte düzenlediği 6. Queer Pedagoji Buluşması bu yıl “Akademiyi Queerleştirmek” başlığı ile Dokuz Eylül Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde (DESEM) gerçekleşti.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Emir Özeren’in moderatörü olduğu etkinlikte Özeren, 12 Mayıs’ta açık seminer olarak gerçekleşen “Eğitim Politikaları ve Toplumsal Cinsiyet”  dersindeki Queer Teoriye Giriş ve Queer Pedagoji sunumunun devamı niteliğinde olduğunu söyledi. Queer teorinin akademide nasıl algılandığını ve akademinin bilisel yaklaşımdan yapısal özelliklerine kadar “queer”den nasıl faydalanabileceği tartışmaya açarak sözü İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Burkay Pasin’e verdi.

“Osmanlı-Türk Hamamının Queered Bir Mekân Olarak Eleştirel Bir Okuması” başlığını taşıyan doktora çalışmasındaki deneyimleri üzerinden aktarımlarda bulunan Pasin, “queer” çalışmak için “queer olmak gerekli mi?” sorusunu sorarak çalışmaya başladığını ve bu soruya “hayır” cevabını verdiği noktadan bir araştırmacı olarak bilimsel çalışmaların da yapılabileceğini söyledi. Queer’in akademi için özgürleştirici niteliğe sahip olduğu için mevcut düzende olmasa bile tahayyülde işlevsel olabileceğini aktardı.

Özeren, tüm panelistlerin ortak noktası olan toplumsal cinsiyet çalışan merkez ve bölümlerden olmaları üzerinden, “kadın” odaklı çalışmanın ikili cinsiyet ezberini yineleme tehlikesi taşıyıp taşımadığını sorarak sözü İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Yrd. Doç Dr. Olga Selin Hünler’e verdi.

Hünler, LGBTİ hareketinin 1968′den bu yana dalgalarının, bu akımlar arasındaki kapsayıcılık ve dil konusundaki farklılıkların akademi ve sosyal alandaki etkisine değinirken, akademinin bugünkü queer teori algısının nasıl değişkenlik gösterdiğine -Amerika ve Türkiye kıyaslamalarıyla- örnekler vererek değindi. Akademinin Türkiye’de henüz toplumsal cinsiyet çalışmalarında bile çok fazla yol kat edememişken “queer”leşmeye ne kadar yolunun olabileceği sorularını, eleştirileriyle tartışmaya açarken, doğrudan queer’i yapısal olarak benimsemiş bir akademinin akışkanlığını ilke edinmek yerine, “kadın-erkek” gibi seçenekleri kaldırarak onun yerine kişinin istediği şekilde dolduracağı boşlukların bırakıldığı anketler örneği ile bilgiyi cinsiyetsizleştirerek cinsiyetçilikten kurtarmaya çalışmanın daha yerinde olduğunu ifade etti.

Kimlik, ideoloji, performans ve beden gibi kavramlar üzerinden tanımının da sürekli değiştiğine işaret edilen teoriye artan ilgiye paralel, bilimsel çalışmalarla akademiye olan katkısına da değinilen etkinlikte, sosyal bilimlerde ders içeriklerinde queer teoriye daha fazla alan yaratılması ve ortak çalışmaların yapılmasının önemine dikkat çekildi. Etkinlik aktarımların ardından salondaki öğrenci ve akademisyenlerin katkı ve sorularıyla foruma dönerek devam etti.