Kadın

En güzel hikâyem

31 Mayıs 2016
Haber: Kaos GL

Zeliş Toşa’nın “En güzel hikâyem” isimli öyküsü: “Birbirimizin elini tuttuğumuz zaman bizden güçlüsü, bizden cesuru yoktu, bundan emindik.”

29 Ocakta başlamıştı her şey. Sanki o gün bambaşka bir dünyanın kapıları aralanmış gibiydi. Yepyeni bir hayat, yepyeni bir dünya ve yepyeni bir “O” vardı hayatımda. Bu yeni dünyaya o kadar uzak ve o kadar yabancıydım ki keşfetmem gereken şeyler beni heyecanlandırıyordu. Heyecanıma heyecan katan birini bulmuştum. Dünya üzerinde hissedilebilinen en güzel şeyleri aynı anda ve birden hissediyordum. Mutluydum, gelecekten umutluydum. “Kadın’’ kelimesinin ne denli yüce ve büyük bir şey olduğunu yeni yeni anlıyordum. Kadınlığı hissediyordum. Ben henüz 19 yaşlarında kendinden emin bir hayat yaşıyordum. O ise 18’ine yeni basmış serseri dolaşıyordu İzmir sokaklarında.

İlk buluşmamız yarım saat sürmüştü. Onun hırçınlığı benim gevezeliğimi yarım saatten fazla kaldıramamıştı. O an bilemezdik ki 3 yıl boyunca benim gevezeliğime maruz kalacağını. İlk günden aramızda kuvvetli bir bağ oluşmuştu, o yarım saate farkında olmadan birçok şey sığdırmıştık aslında. Yağmurlu bir İzmir günüydü. Sigara içmek için dışarı çıkmış, oturduğumuz masadan yaklaşık 3 metre kadar ileriye gitmişti. Ben oturduğum yerden onu izliyordum. Onun içtiği sigaranın izmariti benim kalbimde söndürülüyormuş gibi hissetmiş, gözlerimi kırpmadan sigarasının bitmesini beklemiştim ve o an bu kadının o kadın olduğunu anlamıştım. Yarım saatlik buluşmamız burada son bulmuş, otobüslerimize binmiştik. O günün şarkısı olarak da “She Will Be Loved” ilan etmiştik.

Sonrasında her gün görüşür olmuştuk ve sevgiliydik. Bir kadını sevmenin güzelliğini, sahiplenilişinin tadına yeni yeni varıyordum ve bu şüphesiz dünyanın en güzel duygularından bir tanesiydi. Birbirimizin elini tuttuğumuz zaman bizden güçlüsü, bizden cesuru yoktu, bundan emindik. Henüz toy ve çok âşıktık. Aradan 3 yıl geçmişti ve biz birlikte büyüdüğümüzü düşünüyorduk. Artık genç kadınlar olmuştuk. Bu 3 yılın sonunda tüm iliklerime kadar hissettiğim bir şey varsa o da, onun beni küçük çocuğundan farksız sevişiydi. Benden küçük olmasına rağmen yıllarca eksikliğini hissettiğim anne duygusunu bana hissettirmişti. O bir sevgiliden çok daha fazlasıydı benim için; bir anne, bir baba, bir abi, bir kardeş olmuştu. Onun varlığı bana güvende hissettiriyordu.

Ve bir gün gitti. Birbirimizi severken yollarımızı ayırmak zorunda kaldık. Başta da söylediğim gibi bu bir enkazdı ve ben her şeyimi kaybetmiştim. O benim sevdiğim her şeydi ve ben her şeyimi kaybederken hiçbir şey yapamamıştım. Onun varlığıyla kocaman olan dünyam, birden küçülmüştü ve ben bu yeni dünyaya sığamıyordum. Onunlayken benden güçlüsü, benden büyüğü yoktu. Onsuzluk beni her geçen gün küçülttü ve güçsüzleştirdi. Onunlayken yeni bir benlik kazanmıştım, yokluğu ise beni benliğimden uzaklaştırıyordu. Ayrı geçirdiğimiz her an benliğimize yabancılaşıyor, değerlerimizden uzaklaşıyorduk. Bizi ‘’biz’’ yapan şeyler yavaş yavaş kayboluyor, kendimize yabancı hale geliyorduk. Şimdi farklı yerlerde, farklı yollarda yeni hayatlar yaşıyoruz. Kalbimizde birbirimize duyduğumuz özlemle savaşmaya çalışıyoruz.

Bu 3 yıl boyunca bana çok fazla şey öğretti. Bu hayata dair teşekkürlerimi iletmem gereken birisi varsa bu hiç şüphesiz odur. Eskiden onun adını andığım zaman yüzüm gülümserdi, şimdilerdeyse büyük bir hüzün çöküyor kalbime. O koca özlemi hissedebiliyorum yüreğimde. O artık dünyamın en hüzünlü, gözü yaşlı, koca yürekli insanı. Bense kendinden emin hayatından vazgeçmiş, kayıp bir Zeliş’im. Ve onun adı benim kalbimdeki en büyük yaradır artık. Ve ben uzaklarda bir yerlerde hâlâ onu bekliyor olacağım…

Fotoğraf: 3. İzmir Onur Yürüyüşü, 2015