Yaşam / Gezi/Mekan

Lubunyanın seyir defteri: Karadeniz’i tatmak isteyenler, Artvin’e gidin

12 Haziran 2016

Rize şehir merkezinden çıkıp doğuya doğru ilerliyorsunuz ve bodur çay bitkilerinin yerini artık ormanlar almaya başlıyorsa yaşasın Artvin’e varıyorsunuz! Ülkenin kuzey doğusunda olup Kafkas bölgesinin kozmopolitliğini gösteren bir şehir Artvin. Gürcüsü, Lazı, Ermenisi, Kafkas Türkü falan derken etnik açıdan baya curcuna olmuş bu şehir zamanla. Sanırım bu yüzden olsa gerek kültürleri sindirme politikası fazla yerleşememiş bu kentte ve hemen hemen her kültürün izine bir şekilde rastlanıyor.

Artvin insanı devletini sever evet ama Artvin’i daha çok sever. En son yapılan maden eylemleri bize gösterdi ki Artvinliler Artvin’e zarar verecek devleti acımaz tek kalemde siler. Yaylaları bile engebelidir Artvin’in o yüzden pek düz alan görme umudunuz olmasın. İnsanları genelde atarlıdır ama saldırgan değildir. Sadece mizaçları öyle. O yüzden sert konuşuyorlar diye korkmayın bu normal konuşma şekilleri.

Artvin’in nüfusunun azlığı koli bereketsizliği de getiriyor yanında. Lubunya aplikasyonlarında üç dört tane profil dışında pek bir şey çıkmıyor karşınıza. Ama outdoor fantezinizin bir numaralı şehri olmaya müsait burası ne de olsa olsa her yer dağ bayır orman. Bu yüzden varsa partneriniz yoksa düzenli kolinizle gitmeniz naçizane tavsiyem.

Hadi artık gezelim koli faslını bitir derseniz şayet hemen başlıyorum. Artvin’de hangi köye giderseniz hangi dağa çıkarsanız çıkın Ermenilerin veya Gürcülerin yaptığı manastırlarla veya kiliselerle karşılaşmanız mümkün. Ben burada size en sevdiğim ve en etkileyici olduğuna inandığım birkaç tanesinden bahsedeceğim. Kaçkal manastırı Alabalık köyü içinde bulunan 8. yüzyıl yapımı bir manastır. Bir kayanın üstüne oyularak yapılmış manastır ne bir müze ne de bir kilise olarak kullanıyor, orada kendi halinde takılıyor ama her geçen yıl biraz daha yıkılıyor ne yazık ki. Hâlâ ayakta olduğunu görüyor olmaktan mütevellit bence en yakın zamanda bir gidin derim. Tekkale ya da Dört Kilise Manastırı ise dört ayrı yapıdan oluşan ve günümüze dimdik gelmeyi başarmış bir manastırdır.  Yusufeli’ne 15 dakika mesafede olan manastır gidip görülesi yerlerden bence. İşhan manastırı ya da bir diğer adıyla Kanlı Kilise ise Yusufeli’nin İşhan köyünde yer alıyor. Turistinin hiç eksik olmaması manastırın bakım görmesini sağladığından diğer manastırlar gibi çok da kötü durumda değil. Bu arada belirtmem gerekiyor sanırım Artvin’deki manastırların çoğu 8 ya da 9. yüzyıldan kalma oldukları için çok da heybetli değiller ama yine de dönemin mimarisini de ruhunu da hâlâ taşıyorlar.

Artvin’de manastırlar kadar sarp yerlere kurulmuş kalelerin de çokluğu dikkatinizi çekecektir muhakkak. Benim bu kaleler içinde en sevdiğim Şavşat kalesidir aslında ama keşke güzelim kalenin üstüne ‘her şey vatan için’ yazmasalarmış. Kale ortaçağ zamanlarında yapılmış ve Artvin’in geneli aksine boz bir yamaca kurulmuş ama yine de manzarası beni cezbeder. Artvin’de boğa güreşleri ya da insan güreşleri baya meşhurdur hemen hemen her yaylada bir güreş şenliği olur. Temmuz ayının ilk haftasında Kafkasor yaylasında baya meşhur olan bir kültür festivali yapılır o tarihlerde orada olursanız bir uğrayın derim.

Şenliklere gidip de hayvanların birbirbirine saldırmasını izleyemeyecek kadar doğasever iseniz şayet sakin olun ve arabanızı Borçka’ya doğru sürün Karagöl yaylasına varınca medeniyetin ne denli kötü bir şey olduğunu istemeseniz de fark edeceksiniz. Göllerin çevresindeki yayla adeta bir cennet. Birlikte geldiğiniz her kimse burada bir gece kalıp huzuru ve yatağınızı paylaşmanızı öneririm. (İlla koli kesin diye demiyorum geceleri baya soğuk olduğu için öyle dedim) ama yaban hayvanlarına dikkat edin. Daha medeniyet dediğimiz tek dişli canavar ulaşamadığı için hayvanlar buranın bildiğin koruyucusu gibi davranıyor. Ayıdır vaşaktır hepsi var. (bu da ayrı bir aşık olma sebebi zannımca) Konaklayın dedim ama Karagöl yaylasında otel falan beklemeyin çünkü yok. Kamp malzemelerinizi yanınızdan esirgemeyin. Gerçi Artvin’de çoğu yaylada konaklama yeri yok ama korunaklı kamp alanları var. Ki bu da Artvin’e hayran kalmak için ayrı bir güzellik.

Artvin’e gitmişseniz ve Çoruh vadisinin o mikroklimal havasını içinize çekmemişseniz çok eksiksiniz demektir. Gidip Karadeniz’de fıstık çamı, zeytin ve portakal yetiştiğini kendi gözlerinizle görüp yeşile doyun da gelin. Aynı zamanda Çoruh vadisi ülkenin güzide rafting merkezlerinden biridir. Denemeden dönmeyin deli misiniz o kadar gitmişsiniz bir adrenalin, bir heyecan illaki şart ayol.

Bu kadar doğal güzellik bu kadar dağ bayır gezme karnınızı illaki acıktıracak. O zaman size çok güzel bir haber vereceğim formunu korumayı düşünmeyen sevgili okurlar. Mısır ekmeğinin bin bir çeşit halini göreceksiniz buranın mutfağında. Benim gibi yiyip yiyip kilo almıyorsanız hiç korkmadan tereyağını ve mısır ekmeğini masanıza yerleştirin. Yemenizi şiddetle tavsiye ettiğim birkaç yemeği sıralayıp bunlara yayla yollarında ya da çoğu vadideki otantik restorantta bulabileceğinizin müjdesini vereyim. Yemeklerin isimleri özlerine sadık bir şekilde Ermenice, Gürcüce ya da Lazcadır bu yüzden size garip gelmesin. Mısır ekmeği seviyorsanız ve tereyağından korkmuyorsanız çimur’u ve gaviçi’yi denemeden dönmeyin benden söylemesi, üzülürsünüz. Tatlı mı yoksa yemek mi olduğuna bir türlü karar veremediğim ama iki türlü de yemeyi baya bi sevdiğim silor ve kada da vazgeçilmeziniz olsun. Artvin’in sahiline kurulmuş Hopa’ya giderseniz (ki gitmelisiniz) çinçar (ısırgan otu) çorbasını kesinlikle deneyimleyin. Motrella ismi her ne kadar İtalyan mutfağından gibi olsa da cevizli fındıklı fasülyeli ama bir o kadar da mısır ekmeğiyle yendiğinde lezzetli bir yemek. Kavrulmuş zeytin de yöre zeytininin en güzel kullanılış şekli ayrıca. Bu yemekleri başka herhangi bir şehirde görmeniz de yemeniz de zor çünkü Artvin mutfağı etkilendiği kültürlerden dolayı her ne kadar hayvan odaklı olsa da vejeteryanlar için de çok çeşitli bir menüsü var. Karalahana buraya gelen vegan ve vejeteryan kardeşlerim için her şeyiyle kullanılan bir çeşit, çekinmeden yiyebilirsiniz.

Kısacası Karadeniz’i tatmak istiyorsanız Artvin’e illaki gidin. Yeşiline bu kadar düşkün başka bir şehir bulma ihtimaliniz yok zannımca. Hadi iyi gezmeler.